“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

UYKU, ÖLÜM, DONDURMA, ÜLKE: HATIRLAMANIN İLK DURAĞI EVDİR

Uyku, Ölüm, Dondurma, Ülke

Serin Öztoprak rejisiyle sahnelenen Pürtelaş yapımı ‘Uyku, Ölüm, Dondurma, Ülke’, iki genç kadının çocukluktan bugüne uzanan hikayesi üzerinden büyümeyi, kadınlığı, aidiyet arayışını ve bu ülkede var olmanın görünmeyen yüklerini sahneye taşıyan etkileyici bir anlatı kuruyor. Bilge Çınar ve Merve Asya Özgür’ün oyunculukları ise oyunun en etkileyici taşıyıcı gücü.

Pürtelaş yapımı, Bilge Çınar, Merve Asya Özgür, Tuğçe Semiz ve Serin Öztoprak’ın ortak yazım pratiğinden doğan; Serin Öztoprak rejisiyle sahneye taşınan ‘Uyku, Ölüm, Dondurma, Ülke’, iki genç kadının çocukluktan bugüne uzanan hikayesi üzerinden büyümeyi, kadınlığı, aidiyet arayışını ve bu ülkede var olmanın görünmeyen yüklerini sahneye taşıyan etkileyici bir anlatı kuruyor. Bilge Çınar ve Merve Asya Özgür’ün performanslarıyla şekillenen oyun, yalnızca bireysel bir büyüme hikayesi anlatmıyor; çocuk yaşta yatılı yurda bırakılan iki kız çocuğunun dünyasından yola çıkarak, ev kavramının özlem, kopuş, kayıp ve yeniden kurma arzusu etrafında nasıl dönüştüğünü görünür hale getiriyor.

“Hatırlamanın ilk durağı evdir” cümlesi, oyunun tüm yapısal omurgasını belirleyen güçlü bir çıkış noktası oluşturuyor. Buradaki ev, fiziksel bir yerden çok daha fazlası; çocukluğun, güven arayışının, eksikliğin ve geri dönüşü her zaman mümkün olmayan bir aidiyet duygusunun karşılığına dönüşüyor. Merve ve Bilge’nin kesişen yaşamları, çocukluk ile yetişkinlik arasındaki o sert eşiği; gitmek ile kalmak, bastırılmak ile özgürleşmek arasında salınan bir yerden anlatıyor. Bunu yaparken büyük dramatik gösterilere yaslanmak yerine, sade ama derin yarılmalar üzerinden ilerliyor.

Metnin en güçlü yanlarından biri, kişisel deneyimlerden doğmasına rağmen hızla kolektif bir yere ulaşabilmesi. Oyun, iki karakterin hikayesi aracılığıyla Türkiye’de büyüyen kadınların ortak kırılganlıklarını, bastırılmış öfkelerini ve kendilerine ait bir alan açma mücadelelerini sahneye taşıyor. Böylece anlatı, bireysel hatıraların ötesine geçerek toplumsal bir belleğe dönüşüyor.

Serin Öztoprak’ın rejisi ise bu çok katmanlı yapıyı son derece dengeli, yaratıcı ve akışkan bir sahne diliyle kuruyor. Sahnenin merkezinde konumlanan merdiven, yalnızca mekansal bir araç değil; zamanlar, duygular, anılar ve karakterler arasında sürekli dönüşen güçlü bir imgeye dönüşüyor. Merdiven bazen bir yurt koridoru, bazen evin kendisi, bazen de karakterlerin içsel geçişlerinin simgesi haline gelirken; Cem Yılmazer’in ışık tasarımı bu dönüşümlere atmosferik bir derinlik kazandırıyor. Işık ve mekan kullanımı birlikte çalışarak, anlatının kırılgan yapısını destekleyen bütünlüklü bir sahne evreni yaratıyor.

Bilge Çınar ve Merve Asya Özgür’ün oyunculukları ise oyunun en etkileyici taşıyıcı gücü. İki oyuncu, yalnızca kendi karakterlerini değil; aile bireylerini, öğretmenleri ve toplumsal figürleri de büyük bir hız, netlik ve beden hakimiyetiyle sahnede var ediyor. Sürekli değişen bu yapı, oyunun ritmini diri tutarken; aynı zamanda kadınlık, çocukluk ve toplumsal baskıların çok katmanlı yapısını da görünür kılıyor. Sahnedeki enerjileri, yalnızca mevcut oyunun gücünü değil; gelecekte yaratabilecekleri yeni üretim alanlarının da habercisi gibi duruyor.

‘Uyku, Ölüm, Dondurma, Ülke’, büyümeyi yalnızca bireysel bir olgunlaşma süreci olarak değil; aynı zamanda kayıp, kopuş, politik baskı ve kendini yeniden kurma mücadelesi olarak ele alıyor. Bu yönüyle oyun, çocukluktan çıkmanın bedelini, kadın olmanın yüklerini ve ait olma arzusunun kırılganlığını sahnede son derece sahici bir yerden kuruyor.

Bu yapımın en etkileyici yanı yalnızca bugünkü başarısı değil; taşıdığı parlaklık, cesaret ve geleceğe dönük yaratıcı potansiyel. Çünkü bazen bir oyun yalnızca kendisini anlatmaz. Bazen sahnede gördüğümüz şey, henüz yolun başındaki çok güçlü bir sesin ilk büyük yankısıdır.

‘Uyku, Ölüm, Dondurma, Ülke’ 28 Mayıs 2026 Perşembe 20:30’da Kadıköy Boa Sahne’de.