“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

İYİ HİSSEDİYORMUŞ GİBİ GÖRÜNMEK: AŞK VE PARA

Aşk ve Para

Deneyimli bir ekibin yeni kurduğu Tiyatro FAM’ın ilk oyunu ‘Aşk ve Para’, modern hayatın insan ilişkileri üzerindeki baskısına dair sert ve düşündürücü bir oyun. Gerçekten iyileşmekten çok, iyi hissediyormuş gibi görünmeye zorlanan günümüz insanı, pek çok detayda kendini bulacaktır.

Çağdaş İngiliz yazar Dennis Kelly’nin 2006 yılında kaleme aldığı ‘Love and Money’ adlı metinden uyarlanan ‘Aşk ve Para’, modern hayatın insan ilişkileri üzerindeki baskısını sahneye taşıyan sert ve düşündürücü bir oyun. Zeynep Özden çevirisiyle sahnelenen oyunun yönetmenliğini Sercan Gidişoğlu üstleniyor. Tiyatro FAM’ın ilk oyunu olması da yapımı ayrıca dikkat çekici kılıyor. Topluluk yeni olmasına rağmen oyuncu kadrosu deneyimli isimlerden oluşuyor. Tevfik Şahin, Alayça Öztürk Gidişoğlu, Tuba Karabey Özkök ve Sefa Tantoğlu’nun performansları, bu yeni topluluğun sahnede güçlü bir duruş sergilemesini sağlıyor.

Oyunun en çok girişini ve finalini etkileyici buldum. Açılıştaki hızlı, garip ve dikkat çekici videolar bana doğrudan sosyal medya akışını hatırlattı. Hatta ilk anda bir reklam başlayacak sandım. Bu tercih başta tuhaf görünse de oyunun anlatmak istediği dünyayla hayli uyumluydu. Daha ilk andan itibaren seyirci; görüntüye, reklama ve tüketime maruz kalan bir çağın içine çekiliyor.

Oyunun merkezinde aşk, para ve modern yaşamın insanı nasıl dönüştürdüğü yer alıyor. David karakteri bu açıdan özellikle dikkat çekici. İşini kaybetme korkusu, eşinin intiharı ve duygusal olarak sürekli bir sıkışmışlık içinde olması, karakteri daha derin bir yere taşıyor. Eşinin ölümünden sonra bile meseleye maddi bir yerden yaklaşabilmesi, oyunun en sert ve rahatsız edici anlarından biri... Burada insan ilişkilerinin bile zamanla eşya ve çıkar mantığı içinde aşınabildiği hissediliyor.

Ruhsal olarak da kuşatılmış karakterler…

Işık tasarımı, kostümler ve sahne üzerindeki ayrıntılar başarılı. Özellikle yukarıdan verilen spotlar sahnedeki gerilimi güçlendiriyor. Turuncu kostümler bana yer yer mahkûm kıyafetlerini çağrıştırdı; bu da karakterlerin yalnızca ekonomik değil, ruhsal olarak da kuşatılmış olduğunu düşündürdü. Sahnedeki kargo kutuları ve sahne aralarında görülen ‘Kargonuz yola çıktı’ gibi ifadeler ise tüketim toplumu eleştirisini daha görünür hale getiriyor. Bu ayrıntılar oyunun atmosferine ciddi bir katkı sağlıyor.

Buna rağmen oyunun orta bölümleri bana yer yer dağınık geldi. Olay örgüsünün parçalı yapısının bilinçli bir tercih olduğu belli olsa da bazı sahnelerde bağlantıyı kurmakta zorlandım. Bu yüzden oyunun başı ve finali benim için daha güçlü kaldı. Finalde yer alan, sosyal medyadaki motivasyon ve terapi videolarını andıran ifadeler de açılışla güzel bir bağ kuruyordu. “Kendimi onaylıyorum, kabul ediyorum” gibi sözler, bana günümüz insanının gerçekten iyileşmekten çok iyi hissediyormuş gibi görünmeye zorlandığını düşündürdü.

‘Aşk ve Para’, takip etmesi her zaman kolay olmayan ama çağımızın tüketim alışkanlıklarını, duygusal yabancılaşmasını ve toplumsal baskılarını başarılı biçimde sahneye taşıyan bir oyun. Özellikle açılışı, finali, ışık tasarımı ve simgesel sahne kullanımıyla bende kalıcı bir iz bıraktı.

* ‘Aşk ve Para’ 17 Mayıs Pazar, saat 16.00’da Baba Sahne’de izlenebilir.

** Bu yazı, 2026 bahar döneminde Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde gazeteci&eleştirmen Bahar Çuhadar tarafından yürütülen ‘Kültür Sanat Haberciliği’ dersi kapsamında, dersi alan öğrencilerden S. Miraç Arslan tarafından üretilmiştir.