ROSE WYLIE: ÖNCE RESİM GELİR
Rose Wylie, 16 yıl öncesine kadar neredeyse hiç bilinmiyordu. 76 yaşındayken -şu an 91 yaşında- Washington’daki bir grup sergisiyle dikkat çekti. Sonraki yıl Nicole Kidman tablosu 220.500 sterline satıldı. Şimdi kapsamlı bir retrospektif sergiyle Royal Academy of Arts’ta. Wylie onu ne etkilerse onun resmini yapıyor. Cannes kırmızı halısındaki pembe elbiseli Nicole Kidman ya da Thierry Henry, Ronaldinho gibi futbolcular, her biri ona ilham olabiliyor. İnadına beceriksiz gözüken neşeli bir tuhaflığı var; bu onu daha da cazip kılıyor.
Sanat dünyası bazen yeni isimleri keşfeder, bazen ise yıllardır orada olanları yeniden fark eder. Rose Wylie bunlardan ikincisi. Yaklaşık 16 yıl öncesine kadar neredeyse hiç bilinmiyordu. 76 yaşındayken, şu an 91 yaşında, Washington’daki National Museum of Women in the Arts’ta düzenlenen bir grup sergisiyle dikkat çekti. Sonraki yil Nicole Kidman tablosu Black Strap (Red Fly), 220.500 sterline satıldı. Bunu Hastings’te bir sergi, Tate Britain’da bir oda ve New York, Moskova, Berlin gibi büyük şehirlerin ilgisi takip etti. Şöhretini pekiştiren ve bu yazının da konusu olan ‘Picture Comes First’ (Önce Resim Gelir), şubat sonunda Royal Academy of Arts’ta açıldı. Üstelik ona akademinin büyük salonunda sergi açan ilk kadın ressam ünvanını da kazandırarak.

Kraliyet Akademisi’ndeki bu retrospektif sergide sanatçının en bilinen işlerinin yanında yeni ve daha önce sergilenmemiş tablolar ve çizimler de yer alıyor. 50’li yıllardaki sanat eğitiminin ardından resme yaklaşık 20 yıllık bir ara vermesinin sebebiyse annelik. Röportajlarında kendisine en çok sorulan soru tahmin edileceği üzere bu, ama hayır kendisi çocuk büyütmek için tuval başından kalktığına pişman değil. Şimdi ise bu geçen zamanı telafi ediyor. 1989’dan bu yana büyük bir üretkenlikle çalışan Wylie’yi keşfetmek heyecanlı. Çünkü daha adımınızı atar atmaz renkleri sizi ele geçiriyor. Kendisi resim önce gelir dese de onun sanatında renk açık ara daha önce geliyor; balerin pembeleri, diş macunu yeşili, metal soğuğu grisi, çöl kahverengisi, marzipan sarıları, kan kırmızıları... Wylie’nin asi ve vahşi bir hayal dünyası olduğu aşikar.
Tek Kural Kalite
Sergi girişinde “arkadaşlar için rehber” başlıklı bir terimler sözlüğü veriliyor. Wylie’nin dünyasında kelimeler ne anlama gelir, onun zihin dünyasıyla tanışmak için iyi bir kapsül. R harfi, Kurallar (Rules) için Wylie, bana ait olmadıkları sürece onlarla ilgilenmem diyor. Eğer heyecan eksikse, boyayı kazıyıp, ‘zorlanmış’ ya da ‘fazla bilinçli’ görünmemesini sağlarım diyerek ekliyor “kalite dışında hiçbir kural, kural olmamalıdır”. Q, Kalite (Quality), Wylie için tek hedef bu ve her şey onun için.

Tematik olarak düzenlenen sergi, aile yaşamına dair erken anılar ve Londra’daki savaş bombardımanlarıyla başlıyor. 2. Dünya Savaşı sırasında Londra üzerine düşen V-1 roketlerini (“doodlebug”) konu alan tablolar karanlık bir dönemi anlatsa da şaşkınlık duygusu bu resimlere canlılığını veriyor. Köpeklerin savaştan kaçmaya çalışırkenki gürültüsü roketlerinkini bastırıyor. Sanat okulundayken aldığı anatomi dersleriyle dalga geçtiği anatomik at resmi ise akademiyle arasına uzun yıllar mesafe koyan Wylie için bir nanik işareti gibi gülümsüyor. Malum sözlüğe dönüp H harfine, Mizah (Humour)’a bakarsak, Wylie şöyle diyor, “Bir insan olarak buna sahip olursunuz ya da olmazsınız ama benim resimlerime özellikle girmez. Yalnızca üzerinde çalışırken aniden fark ettiğimde başka ressamların kullanmamış olabileceği bir şeyi kullandığımı anlarım.”
Wylie onu ne etkilerse onun resmini yapıyor. Bu aklınıza gelebilecek her şey olabilir, gazetedeki bir fotoğraf da bir film sahnesi de bir futbol maçı da kahvaltı tabağındaki böğürtlen de. Tezat, Wylie’in işlerinin merkezinde yer alıyor. Belirgin bir tema ya da otobiyografiyle değil, ilginç bulduğu görüntülerle şekilleniyor. Roma mozaiklerinden televizyona, erken Rönesans sanatına kadar. Resimlerinde heyecan uyandıran ve enerji veren şey, yaptığı bu zihinsel sıçramalar.
Çağımızın Yunan Tanrıları
E harfi, duygular (Emotions), aslında onlarla pek işi yok. Ancak zamanında resimlerine ‘dokunaklı’ diyen bir adamdan bahsediyor. Buradaki dokunaklı duygusal ya da üzücü anlamında değil, keskin ve etkileyici anlamında. Bu çeşit anlam genişlemesini sevdiğini ve bu tanımı beğendiğini söylüyor. Resimlerinde de yarattığı ya da geri çağırdığı anların her biri yeni bir katman eklemek üzerine. Bazen de beğenmediği katmanı parmaklarıyla kazıyıp çıkarmak…


Serginin en ön plana çıkan işlerinden ‘Kill Bill’den bahsederken, “Uma Thurman kolunu kesmişti. Yerde yatıyordu, yaşıyor muydu bilmiyorum ama kolu yukarıdaydı ve kan fışkırıyordu, tıpkı bir Rönesans çeşmesi gibi. Bu bağlantı hoşuma gitti” diyor. Nicole Kidman’ın Cannes kırmızı halısındaki pembe elbiseli hali ya da Thierry Henry, Ronaldinho gibi futbolcular; her biri ona ilham olabiliyor. Çünkü o popüler kültüre mal olmuş bu kamusal isimleri çizmeyi Yunanlıların tanrıları resmetmesine benzetiyor.
Wylie’in film üzerine yoğunlaşan Film Notları serisinden Natural Born Killers ya da Long-shot
gibi birçok eser sergide. Kameranın yakın plan yapma veya aynı sahnede farklı açılar sunma biçimine ilgi duyan Wylie için dramatik sahneler kadar daha sıradan detaylar da önemli. Filmin F’si; “Film resimleri yaptığımda genelde hafızamdan çalışırım, akılda kalan sinematografik kareyi resmederim, olay örgüsünü ya da tarihsel arka planı değil…çalışmak istediğim şey o ilk görsel heyecandır.”

Wylie etrafına gözünü dikip bakmıyor da, dünyaya göz gezdirirken çeşitli anlar yakalıyor. Bu yakalanan anlar yaşama dair kıpırtılar içeren küçük ama büyük anlar. Bu bir yemek masası da olabilir, bir yaprağa vuran ışık da. Her birini zihninde mühürlemiş. Resimlerindeki canlılık da, ‘başkaldırı’ da buralarda gezinmeyi seviyor. İnadına beceriksiz gözüken neşeli bir tuhaflığı var. Ve bu tuhaflık onu daha da cazip kılıyor.