“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

Modern sanat İspanyol iç savaşında bir işkence tekniğiydi

İspanyol sanat tarihçisi Jose Milicua 1930'ların sonunda Franco rejiminin modern sanatı bir işkence yöntemi olarak kullandığını ortaya çıkardı.


Hepinizin etrafında modern ya da çağdaş sanatın bir işkence olduğunu düşünen birileri vardır. Bir dahaki sefer bu konu açıldığında onlara muhtemelen haklı olduklarını ancak iç savaş İspanya’sında doğmadıkları için kendilerini oldukça şanslı hissetmeleri gerektiğini de söyleyebilirsiniz. İspanyol sanat tarihçisi Jose Milicua’nın ortaya çıkardığı Barselona’daki 1938 yapımı hücreler, modern sanattan ilham almış tasarımlarıyla mahkumlara işkence amacıyla kullanılmış.

Franco ve faşist nasyonalist ordusunun kendilerine karşı savaşanlar için tasarladığı 2 metrekareden biraz büyük hücrelerde sürrealist Salvador Dali ve Bauhaus sanatçısı Wassily Kandinsky’nin çizgilerinden yola çıkan üç boyutlu modern resimler, mahkumun rahat yatmasını önleyecek eğimli bir yatak çıkıntısı ve hücre içinde yürümesine engel olacak labirent şeklinde dizilmiş tuğlalar yer alıyor. Hatta başka bir yerde de mahkumlara Dali ve Luis Bunuel’in Un Chien Andalou (Endülüs Köpeği) filmindeki (solda) göz çıkarma sahnesi aralıksız olarak izletilmiş.

(BBC)