“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

ALAÇATI’DA KAYBETTİĞİMİZ NEYİ BULDUK?

Alaçatı Kitap Günleri

8-10 Mayıs tarihleri arasında ilk kez düzenlenen Alaçatı Kitap Günleri, küçük, kendi halinde ama kaybettiğimiz o festival ruhunu bize yaşatan bir etkinlik oldu. Uzun zamandır okur olarak bir söyleşiye katılma heyecanını duymuyordum. Bu defa peş peşe sıralanan söyleşilerden hangisine yetişsem telaşıyla geçirdim üç günümü. Bu haliyle katılan herkeste benzer bir ‘Ne iyi geldi’ duygusu yarattı. 

İyi bir şey yaptığınızı düşündüğünüzde etkisi bir süre devam ediyor. İyi bir kitap okuduğumuzda, iyi bir film izlediğimizde, gönüllüce bir dayanışmanın parçası olduğumuzda, güzel insanlarla keyifli bir sohbet içinde olduğumuzda o “iyilik duygusu” bizi yeni bir duygunun keşfi gibi heyecanlandırıyor. Hayatı yaşanır kılan anlardan oluyor. Antik Yunan’dan bugüne festival ruhunda da benzer bir “iyilik” hali var.  Çok uzun zamandır büyük etkinliklerin gölgesinde yitirdiğimiz o tadı üç günlük, küçük kendi halinde ama ilk yılından iddialı başlayanAlaçatı Kitap Günleri’nde hissettik. 

Amatörlüğün heyecanına bir arada olmanın, daha önce hiç bilmediğimiz, tanımadığımız insanlarla kesişmenin ayak üstü sohbetleri eklendi. Tanıdığımız dostlarımızla uzun uzun sofra sohbetlerinde bir araya geldiğimiz ve hiç acele etmeden sahiden olduğumuz anın tadını çıkardığımız bir buluşmaydı. Bu haliyle katılan herkeste benzer bir “ne iyi geldi” duygusu yarattı. Sırf bu bile, ne zamandır kaybettiğimiz ve hissedince de tatlı bir hal bırakan bir durumdu. Tıpkı mayısta Ege güneşinin ısıttığı bir umut hali gibi. 

Uzun zamandır okur olarak bir söyleşiye katılma heyecanını duymuyordum. Bu defa peş peşe sıralanan söyleşilerden hangisine yetişsem telaşıyla geçirdim üç günümü. Sokaklarında yürüyerek arada kaybolup aynı yerlere çıksam da sanki etkinliklerin olduğu tüm mekânları, tanıdık kapılarmış gibi hissettiğim dolu dolu üç gün geçirdik.

Bu fikir doğup benimle buluştuğunda hemen hemen ocak ayı gibiydi, yani beş ayda yol aldı desek abartmış olmam. Serra’nın telefonu üzerine kısa bir toplantıyla Mert’le online tanışma toplantısıyla ekibe dahil oldum. Sonrasında Beyza, Serkan, Pınar, Selin, Büşra, Gülay Hanım ve Serap Hanım, Olcay, Ece, Burak, Cemre’yle toplantılar birbirini izledi. Sanki onlarca yıldır birlikte çalışan bir ekip gibi herkesin kendi işleyişinde hiç aksama olmadan şahane işler çıkaran ve Festival anına kadar tam kadro hiç yüz yüze bir araya gelmeyen bir ekip oluverdik.  

Kültür etkinliklerin kente katkısı düzenlediği birkaç gün içinde hemen görülmez, zamanla anlaşılır, kulaktan kulağa yayılır, davetlilerin arkadaşlıklarında, sonraki yıllara doğru büyüyen bir halka gibi etkisini genişletir, adını duyurur. Alaçatı Kitap Günleri’nin tek bir mekâna sıkışmadan neredeyse tüm köye yayılması, yerel yazarların programa dahil olması, yerel kültür merkezlerinin ki burada Yaahane Art ve Arkas Sanat’ı anmadan geçmek olmaz, ev sahipliği etkinliğin etkisini kanatlandıran bir unsur oldu. 

Yayınevlerinin hiç de azımsanmayacak katkılarıyla ki Türkiye’nin önde gelen 35 yayıncısı alt markalarıyla birlikte 50’ye yakın yayınevi temsili çok kıymetliydi. Yayıncılar açısından binlerce okurun akın ettiği bir etkinlik değildi, fakat yarattığı etki önemliydi. 

Kitap Günleri’nin elbette eksikleri vardı, başta Alaçatı’da yaşayan herkese ulaşabilmek gibi, fakat ilk yılında neredeyse kusursuz bir operasyonel süreç yönetimi göstererek kapsayıcı bir işe imza attı. Kitap Günleri’nde üç gün boyunca gazeteciler, influencerlar, yazarlar, yereldeki oluşumlar birbirini tanıdı, uzun sohbetler etti.

Bağımsız ve niş bir etkinliğin bir festival ruhu yakalaması çok kıymetli. Büyük festivallerin yeri, kapsamı elbette çok başka fakat buralarda kaybettiğimiz bir ruh olduğu da yadsınamaz. Birbirini tekrar eden, yeni bir sözü olmayan büyüklüklerine sıkışan büyük organizasyonlar içinde katılımcının da seyircinin de kaybolduğu tamamen tüketimci bir ilişki kurduğu bir yapı yerine, Alaçatı Kitap Günleri gibi amatör bir ruhla yeniden farklı bağların kurulabildiği, yeni cümlelerin kurulduğu, insanların birbirini duyduğu ve dinlediği geçirgen yapılar çok kıymetli. Dilerim Kitap Günleri, bu ruhunu koruyarak ve yine yerel dinamiklerin desteğini arkasına alarak kanatlanır. Kaybettiğimiz festival ruhunu bize kazandıran böylesi bağımsız etkinliklerin çoğalması dileğiyle kapattık ilkini.