9 Mayıs’ta başlayacak 61. Venedik Bienali’nin Türkiye Pavyonu’nda ‘Gözlerinizden Öperim’ başlıklı sergisiyle yer alacak sanatçı Nilbar Güreş, ArtReview’e konuştu:
“Bakışımı Batı’ya açıklamaktan yoruldum. Erkeklerin ve Batı kurallarının egemen olduğu beyaz, normatif sanat dünyasından tamamen bıktım. Sergimin ilhamı burada, bu tiksinti ve bitkinliğin kendisinde yatıyor. Filistin’de hastaneler ve çocuklar bombalanırken küratörlerin, galerilerin ve müzelerin sessiz kalmasıyla, dürüst olmak gerekirse artık sanata karşı hiçbir heyecanım kalmadı.”
61. Venedik Bienali öncesinde sanatçılara yöneltilen soruları yanıtlayan Nilbar Güreş, üretim sürecinden çok güncel politik atmosferi ve sanat dünyasının yapısal sorunlarını tartışmaya açıyor. Sanatçı, 25 yıllık yurtdışı deneyiminin ardından Batı merkezli sanat ortamına yönelik eleştirilerini daha da keskinleştirirken, bienallerin işlevinden sanatın dünyayı değiştirme iddiasına kadar uzanan geniş bir çerçevede konuşuyor.

EMPERYALİST, SÖMÜRGECİ BASKILARDAN BIKTIM
Venedik’te sergilemeyi planladıklarınızı anlatır mısınız? Sizi neler etkiledi veya size neler ilham verdi?
Venedik için özel bir şey yapmadım; sadece son zamanlarda zihnimi meşgul eden duygu ve temaları takip ediyorum. 25 yıl boyunca kendi ülkemin dışında yaşadıktan sonra, kendimi başka kültürlere açıklamak zorunda kalmaktan yoruldum. Ve sizi sürekli uyum sağlamaya, onların dilini öğrenmeye, onlar gibi yiyip içmeye, kendinizi onlar gibi ifade etmeye ve aslında kendinizi ifade etmese bile her şeyi onların anlayabileceği bir ifadeye tercüme etmeye zorlayan emperyalist ve sömürgeci baskılardan bıktım. Artık empati ve merak yoksunu insanların olduğu yerlere seyahat etmek istemiyorum ve onlarla, para için bile olsa, işbirliği yapmakla ilgilenmiyorum. Renklerimi, formlarımı, kökenlerini, yanlış anlaşılan heyecanımı ve Batı ile iletişim kurmak için meraklı gözler arayan uysal bakışlarımı açıklamaktan yoruldum. Ve erkeklerin ve Batı kurallarının egemen olduğu beyaz, normatif sanat dünyasından tamamen bıktım. Sergimin ilhamı burada, bu tiksinti ve bitkinliğin kendisinde yatıyor.
SANATA KARŞI HEYECANIM KALMADI
Venedik Bienali -eğer öyleyse- neden hâlâ önemli?
Birçok bienalin eski önemini yitirdiğine inanıyorum. Şu anda çok sayıda savaşa, katliama ve çok ciddi insani krizlere tanıklık ediyoruz. Filistin’de hastaneler ve çocuklar bombalanırken küratörlerin, galerilerin ve müzelerin sessiz kalmasıyla, dürüst olmak gerekirse artık sanata karşı hiçbir heyecanım kalmadı.
FİLİSTİN’İ KONUŞAN SANATÇILAR SERGİLERDEN DIŞLANIYOR
Çatışmacı milliyetçiliklerin arttığı bir dönemde ulusal bir pavyon nasıl bir rol oynuyor?
Milliyetçiliğin yükselişi öncelikle iç politikayı etkiliyor. Ancak günümüzdeki asıl sorunun milliyetçiliğin kendisi değil, ülkelerin finansal çıkarları tehlikede olmadığı sürece kendilerini doğrudan ilgilendirmeyen bölgesel veya küresel krizlere yanıt vermemeleri olduğuna inanıyorum. Tüm ülkeler aynı düzeyde hassasiyet göstermiyor. Bazı kültürler ve toplumlar daha hassastır. Bu durumda, paylaşılan hassasiyetleri tartışmanın daha yapıcı olduğunu düşünüyorum. Sanat ise bu arada çok sansürlü zamanlardan geçiyor. Filistin hakkında görüşlerini ifade eden sanatçılar sergilerden dışlanıyor ve küratörler bu meseleler yüzünden işlerini kaybediyor. Tüm bunlar olurken, kendimi yozlaşmış bir görsel çöplükte yüzüyormuş gibi hissediyorum.

GÖZLERDEN ÖPME JESTİNİ HERKESE AÇIKLAYAMAM
Ulusal bir pavyonda sergi açtığınız göz önüne alındığında, o ulusun sanatını diğerlerinden ayıran bir şey var mı? Onu özel kılan nedir? Yoksa sanatın sosyal, politik veya coğrafi sınırların ötesine geçen evrensel bir dil olduğunu mu düşünüyorsunuz?
Sanatçıların bu ulusal temsil için profesyonel bir jüri tarafından seçilmiş olması, bu sergilerde aslında sadece kişisel duygu ve düşüncelerini bizlerle paylaştıkları gerçeğini değiştirmez. Tek bir bireyin 88 milyon insanın duygularını tam olarak hissetmesi ve ifade etmesi imkansızdır. Bizi birleştiren tek şey, şu anda hayatta olma deneyimimizdir. Ancak kültürel farklılıklar, çeşitli durumları nasıl anladığımız, değerlendirdiğimiz ve bunlara nasıl tepki verdiğimiz konusunda hayati bir rol oynar. Coğrafi meseleler ve onlardan doğan sanat zaten küreseldir. Türkiye Pavyonu'nda, son 25 yıldır çeşitli Avrupa ülkelerinde yaşamış biri olarak deneyimlerimi ve bakış açılarımı izleyiciyle paylaşacağım. Sergimizin adı ‘Gözlerinizden Öperim’ (A Kiss on the Eyes). ‘Gözlerden öpme’ geleneği olan kültürler bu başlığı elbette farklı anlayacaktır. Bu yüzden, bu kültürü paylaşmayanları da nazikçe dışarıda bırakıyorum, çünkü bu jesti bilmeyen veya hissetmeyenlere tercüme edemem veya açıklayamam.
KENDİMİZİ NE SANIYORUZ Kİ
Sanat dünyayı gerçekten değiştirebilir mi?
Bu çok eski ve temel bir soru, ya da belki bir temenni. Ama dünya söz konusu olduğunda sanatçılara güvenilebileceğini sanmıyorum. Bizler çok fazla bireysel varlıklarız ve kişisel ihtiyaçlarımız genellikle dünyaya hükmeden normatif toplumlarınkilerle farklılık gösterir. Öte yandan, dünyayı neden kendimize, insanlara uyacak şekilde değiştirelim ki? O kadar zeki veya hassas değiliz. Zaten kendimizi ne sanıyoruz ki? Belki ahtapotlar dünyayı değiştirebilir çünkü onların bir değil üç kalbi var ve temas ettikleri şeyleri bizden daha iyi hissediyorlar.
Kaynak: ArtReview
Söyleşinin tamamı için tıklayın.