“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

MESAFELER ARASINDA: SENİ SEVMEK ÇOK ZOR!

Seni Sevmek Ço Zor - Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz

Kendisi ile bedenine dahi mesafelenerek değişebilirliği sorunlaştıran Mehtap Baydu, Selen Ansen küratörlüğünde Arter’de açtığı sergisi ‘Seni Sevmek Çok Zor!’da izleyiciye de kendisiyle mesafelenebileceği, bildiği kalıplaşmış tanımları yeniden gözden geçirebileceği yepyeni bir alan açıyor.

Mehtap Baydu, bildiğimiz tanımlardan uzaklaşarak, kendisi ile bedenine dahi mesafelenerek, değişkenleri, değişebilirliği ve değişimleri sorunlaştırdığı sergisi ‘Seni Sevmek Çok Zor!’dadisiplinler ve medyumlar arası çalışmalarını ‘çok kimliklilik’ teması altında birleştiriyor. Selen Ansen’in küratörlüğündeki sergi, izleyicisine kendisiyle mesafelenebileceği, bildiği kalıplaşmış tanımları yeniden gözden geçirebileceği yepyeni bir alan açıyor. Sanatçının başkaldıran, nefes alıp nefes veren, taşlaşan, erkekleşen, yabancılaşan, deri değiştiren, kabuk bağlayan ve bitip tükenmek bilmeyen bir çokluğu birleştiren sergisi Arter’de ziyaretçilerini bekliyor.

Mehtap Baydu, 2000’de Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü’nden mezun olduktan sonra yüksek lisans için Kassel Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne devam etti. Profesör Dorothee von Windheim atölyesinden mezun oldu ve usta öğrenci unvanı kazandı. Frankfurt’a yerleşen sanatçı, Almanya’nın sanat alanında verilen saygın ödüllerinden 2010 UPK - Kunstpreis Jüri Onursal Ödülü’nü kazandı. 

Sanat pratiğini Kendi ve her şey arasında mesafeler yaratıp yerleşik tanımların üzerinden atlayarak kurulu düzenden mesafelenmeye borçlu” olduğunu söyleyen Baydu, çok kültürlü bağlamlarda toplumsal cinsiyet rolleri ile hassas siyasi ve dini temalara odaklanan bir sanatçı.

Tüm yüzleri taşıyan çok kimliklilik

Serginin küratörü Selen Ansen, sanatçının farklı mecralar arasında kurduğu geçişkenlikleri görünür kılmak niyetiyle bu sergiyi mümkün olduğu kadar kapsayıcı ve dinamik biçimde kurgulamayı önemsediğini söyledi. Farklı yaşamları kendi yaşamına nakşederek yaşanan hayat, üretilen sanat, icra edilen eylem arasında akışkan ve karşılıklı bir ilişki kurmak için Mehtap Baydu’nun inşa ettiği açık uçlu ortaklığı belirli mimari sınırların içinde genişletme yollarını da yine sanatçıyla kurulan bir ortaklık ile aradıklarını, serginin de bu çerçevede oluştuğunu ekledi.

Serginin kavramsal merkezine, kişinin farklı yüzleri ve farklı kişilikleri ile ortaya çıkan çok kimliklilik meselesi yerleşiyor. Bireylerin yaşamdaki personaları gibi görülebilecek bu farklı kimlikler aslında Mehtap Baydu için insan, varoluşunun zenginliğini gözler önüne seren bir yetenek, varoluşla gelen bir kabiliyet. Sanatçı temelde, kişinin farklı personalarını, farklı kişiliklerine mesafelenişini beden ile kurduğu ilişkisi üzerinden ele alıyor ve “Tek kimlikli miyiz? Bence insan dediğimiz varlık asla o kadar fakir değildir. Çok kimlikli olmak dediğimiz zaten doğamızdan gelen bir şey” diyor.

Mesafe ve beden arasındaki ilişkiyi, bedenimizi saran deri ile anlatan Baydu’nun ‘Heves’ ve ‘Ben ve Her Şey Arasındaki Mesafe’ isimli çalışmaları, bir yılanın deri değiştirdiğinde ardında bıraktığı eski bir kılıf formuna benzer şekilde tavandan aşağıya inen görünmez iplerle bize sunuluyor. Deri değiştirip -belki de eskisine yabancılaşan- yeni bedenin işaret ettiği bu diğer kimlik, serginin merkezine oturan çok kimlilik meselesini vurgulamakla kalmıyor aynı zamanda kimliğin ve kişiliğin kaçınılmaz değişim süreçlerinin de altını çiziyor. 

Duruş olmadan sanat da olmaz

Serginin tam ortasına konumlandırılmış devasa eser, dört metrelik ‘Omurga Kulesi’ adını taşıyor. Sanatçının kendi bedeninden aldığı kalıplar ile oluşturduğu sütun benzeri bu kule, sanatçının bedeni ile kendisine mesafelenişinin de bir nevi temsili gibi çalışıyor. Aynı zamanda her ülkede karşımıza çıkabilecek bir savaş anıtını andıran eserde, çoğul hâldeki öteki bedenlerin yüzleri olmayan varlıkları, bembeyaz ve taşlaşmış hâldeki bedenleri ile görülüyor ve bu bedenler omurga bütünlüğünü de koruyamıyor. Tüm bu detaylar ile yabancılaştırma işlevini sonuna kadar çalıştıran eser, tam da ‘özdeşleşilemeyen öteki’deki noksanlığı işaret ediyor.

‘Omurga Kulesi’, Baydu’nun hayattaki en önemli şeyin kişinin duruşu olduğuna inanan tavrıyla anlam kazanıyor: “Duruş olmadan hayatta hiçbir şey olmaz, omurga olmadan sanat da sanatçı da olmaz, asla olamaz”. 

Vücudun bazı uzuvlarından ve parçalarından ayrılmış hâli ile herhangi bir öteki beden temsil işlevi gören bembeyaz vücut bölümlerinin yan yana ve üst üste dizildiği bu sütunun sergi alanına yerleşimi de ayrıca önem taşıyor. Sergi salonunun tam ortasına konumlandırılmış eserin merkezi varlığı, sergideki tüm diğer eserleri de göz hapsinde tutabilen mesafelenişi ile bir kontrol kulesi işlevi görüyor.

Nefes al nefes ver

Baydu’nun ‘sıkışmışlık ve boşluk gibi anlam katmanlarını buluşturan’ tanımı ile sunulan ‘Nefes (Atem)’ isimli performansı, 2019 yılında Berlin’de kamusal alana açılan vitrinli bir mekânda gerçekleştirdiği performansının uyarlaması. Boş ve camekânlı, izlenebilir bir odada sanatçının devasa bir balonu şişirdiği performansın, sergi ile paralel biçimde Arter’in açık olduğu günlerde süreceği belirtiliyor. Değişim ve yabancılaşma kavramlarını, kendi kimlikleri ve değişim süreçleriyle ele alan serginin paralel etkinliği olarak ‘Nefes’ de çok katmanlı bir anlam kazanıyor.

Performans, sanatçıyı sınırları belirli ve mesafelenmeyi imkânsız kılacak bir mekâna hapsediyor. Ancak Baydu, tüm bu imkânsızlıklar çerçevesinde dahi yeni sınırlar tanımlayıp ‘yabancılaşma’lar üretmeye devam edebiliyor. Öyle ki, aldığı her nefesi verdiği sırada bir balona hapsederek hem nefesine sınırları belirlenebilir bir beden kazandırıyor hem de bu yeni üretilmiş ‘öteki’ne üflenen her nefes, zamanın getirdiği değişim ve dönüşümün gücünü vurguluyor. ‘Nefes’ porformansı, balonun odayı kaplayacağı zamana kadar devam edecek. Kaçırmamanızı öneririm.

Mehtap Baydu’nun ‘Seni Sevmek Çok Zor!’ başlıklı sergisi 15 Kasım 2026’ya kadar Arter’de görülebilir. 

Sanatçı ve küratör Selen Ansen eşliğindeki sergi turu ise 16 Mayıs Cumartesi saat 17.00’de. Ücretsiz olan bu etkinliğe katılım için ogrenme@arter.org.tr adresine e-posta göndererek kayıt yaptırmak gerekiyor.