“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

KUTSAL MAKİNE: KUSURSUZ ANNENİN DİJİTALLEŞMESİ

Mayıs ayının ikinci pazar günü kutlanan anneler günü, bu yıl 10 Mayıs 2026’ya denk geliyor. Her yıl medya/sosyal medya üzerinden “tüm” annelerin anneler günü süslü cümlelerle kutlanmakta; anneliğin kutsallığı vurgulanmaktadır. 

“Cennet annelerin ayağı altındadır” övgüsüyle doğurganlığın yüceltildiği bir toplumda annelik, kadının asli görevidir. Kadın böylece annelik rolüne sıkıştırılır ve ‘çocuksuzluk’ bir anormallik olarak etiketlenir. Bu yazının amacı da Anneler Günü’nde robot anneler aracılığıyla kutsal annelik anlayışını sorular sorarak tartışmaya açmaktır.

Robot annelerin doğurması ve çocuk bakımını üstlenmesi konusunda önemli adımlar mevcuttur. T24’ün 19 Ağustos 2025’teki “Dünyada ilk: Robot anneler, insan bebekler doğuracak” başlıklı haberine göre, Kaiwa Technology (Çin) şirketinin kurucusu Dr. Zhang Qifeng, insan bebeklerini dokuz ay boyunca taşıyacak ve doğuracak bir robot tasarladıklarını duyurmuştur. Bu açıklama etik tartışmalara yol açmıştır; zira doğurarak dünyaya çocuk getirmek şeklindeki biyolojik süreç yerini robotik sistemlere bırakmaktadır. 

Söz konusu tartışmalar, “Yapay Zeka’nın Vaftiz Babası” olarak bilinen Geoffrey Hinton tarafından bir öneriyle başka bir boyuta taşınmıştır. Hinton’a göre, yapay zekaya “annelik içgüdüsü” kazandırılmalıdır. Böylece Hinton “… Sistemler, insanlardan daha güçlü ve zeki hale gelseler bile, insanları önemseyen bir yaklaşıma sahip olacak… Elimizde, daha akıllı bir varlığın daha az akıllı bir varlık tarafından kontrol edildiği tek örnek, bebeği tarafından yönlendirilen annedir… Eğer beni ebeveyn gibi görmezse, yerime geçer,” biçimindeki düşüncelerini dile getirmiştir. Dolayısıyla annelik içgüdüsüne yapılan övgü yeniden gündeme gelmektedir. Ann Taylor Allen’a referansla, annelikle ilgili tartışmalar merkezi bir soruyla başlamalıdır: Anne davranışı hangi ölçülerde kültür, doğa veya içgüdü tarafından şekillenir? Başka bir deyişle içgüdü nasıl bir şeydir ki bazı kadınlarda varken bazı kadınlarda olmuyor? 

Bakım Emeği Otomatikleşiyor

Burada belki de önemli sorulardan biri şefkat, özveri, merhamet ve sevgi ile özdeşleşen annelik kavramının bir algoritma tarafından taklit edilip edilemeyeceğidir. “Bakımın Otomasyonu (automation of care)” olarak da adlandırabileceğimiz bu dönüşme, tıbbi ve teknolojik gelişmeler sayesinde doğurmanın dişilikten ve cinsellikten ayrıştığı tarihsel bir dönüm noktasıdır. Hem robot anneler ile çocuğun anne karnı dışında büyütülmesi hem de doğumun ardından yine bakımın bir robot tarafından sağlanması geleneksel annelik rolünü sarsmaktadır. Nitekim robot anneler yorulmamakta, insan üstü bir performans göstermekte ve geleneksel anneliği bir “arıza” gibi göstermektedir. Annelik bir bağ kurma sürecinden ziyade şefkatin bile güncellenebildiği teknolojik bir sürece evrilmektedir. Ancak her ne olursa olsun toplumun kadından beklediği şey, gerçekten iyi bir annenin kendisinden beklenilen görevleri en iyi şekilde yerine getirmesidir. O halde anne robot da ‘kutsal’ mıdır? 

Duygusal Emek Yerini Yapay Zekaya Bırakıyor

Duygusal emeğin robot anneler tarafından sağlanması da önemli tartışma konularından bir diğeridir. Hong Kong’daki bir şirket tarafından üretilen ilk insansı robot Sophia da anne olmak istediğini belirtmişti. 

Yukarıda görseli yer alan The Pog Generation (Kapsül Nesli) isimli filmde ise, neredeyse her şey yapay zekâ tarafından yönetilmektedir. Filmde işlenen “mesafeli ebeveynlik” uç noktalarda işlenmiştir. Rachel isimli başrol, çalıştığı şirketin de desteğiyle “Womb Center (Rahim Merkezi)” isimli merkezin sunduğu bir yöntemi kullanır. Bu yöntem ile bebek anne bedeni yerine “Pod” adı verilen yumurta şeklindeki teknolojik bir cihazın içinde büyür. Bugün bakıldığında bu senaryo hiç de uzak bir ihtimal değil. 

Peki, sizce kutsal annelik anlayışı düşünüldüğünde programlanmış davranışlar biyoloji ve psikolojinin yerini alabilir mi? 

Belki de robot annelerin gündemde olmasının yegâne sebebi, gerçek annelerin birer robot gibi davranmalarını bekliyor oluşumuzdur.

Kaynaklar

Amra Ramusoviç, 2025, Film Eleştirisi: Robotlar da Anne Olabilir mi?, Düşünce Dergisi 21, https://dusuncedergisi.com.tr/resim/file/2025/robotlar-da-anne-olabilir-mi.pdf

Kapsül Nesli (The Pod Generation), 2023, Fransa, https://www.youtube.com/watch?v=rGMx_7oAeUM

Çağla Uren, 14 Ağustos 2025, Yapay zekanın vaftiz babası: 'İnsanlığı kurtarmanın tek bir yolu var', euronews., https://tr.euronews.com/next/2025/08/14/yapay-zekanin-vaftiz-babasi-insanligi-kurtarmanin-tek-bir-yolu-var

Ann Taylor Allen, 2005, Feminism and Motherhood in Western Europe, 1890-1970: The Maternal Dilemma, New York: Palgrave Macmillan.