İranlı yönetmen Jafar Panahi, uluslararası festivaller kapsamında bulunduğu yurt dışı seyahatinin ardından İran’a döndü. İran International’a konuşan kaynaklara göre Panahi, uçuş kısıtlamaları nedeniyle ülkeye Türkiye üzerinden kara yoluyla giriş yaptı.
Panahi’nin dönüşü, özellikle son yıllarda İran’daki sanatçılar ve sinemacılar üzerindeki baskılar düşünüldüğünde dikkat çekici bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Yönetmen, daha önce verdiği röportajlarda, olası hukuki risklere rağmen ülkesine dönmekte kararlı olduğunu belirtmişti. Şubat ayında yaptığı bir açıklamada, Oscar kampanyası sona erer ermez İran’a döneceğini söylemişti.

Yönetmenin son filmi It Was Just an Accident, geçtiğimiz yıl düzenlenen Cannes Film Festival’nde Altın Palmiye ödülünü kazanarak uluslararası alanda büyük yankı uyandırmıştı. Film daha sonra Akademi Ödülleri kısa listesine de girmişti. Panahi, film için yürütülen uluslararası tanıtım sürecinde Avrupa ve Kuzey Amerika’da çeşitli gösterim ve etkinliklere katılmıştı.
Jafar Panahi uzun yıllardır İran yönetimiyle yaşadığı gerilimlerle gündeme geliyor. Yönetmen hakkında geçmişte “devlet aleyhine propaganda yapmak” suçlamasıyla gıyabında bir yıl hapis cezası verilmiş, ayrıca iki yıl boyunca yurt dışına çıkış yasağı uygulanmıştı. Bu cezaya ek olarak çeşitli mesleki ve kişisel kısıtlamalarla da karşı karşıya kalmıştı.
Panahi’nin uzun süre ülke dışına çıkması da mümkün olmamıştı. Ancak son dönemde yasağın gevşetilmesiyle birlikte yönetmen, filmin uluslararası gösterimleri için yeniden seyahat edebilmişti. Buna rağmen ülkesine dönüş kararı, hâlâ önemli bir risk taşıyor.
Sinema kariyeri boyunca toplumsal eşitsizlikler, ifade özgürlüğü, kadın hakları ve devlet baskısı gibi konulara odaklanan Panahi, çoğu zaman resmi yasaklara rağmen film üretmeye devam etti. Yönetmenin birçok filmi, gözaltı, takip ve sansür deneyimlerinden doğrudan beslenen kişisel ve politik anlatılar kuruyor.
Jafar Panahi’nin İran’a dönüşü, yalnızca kişisel bir karar değil; aynı zamanda İran sinemasının en önemli figürlerinden birinin kendi ülkesindeki baskı koşullarına rağmen üretimden ve kamusal görünürlükten vazgeçmediğini gösteren sembolik bir adım olarak yorumlanıyor.