Türkiye’de kuir estetik, 2015’ten 2025’e; kavramsal ve yöntemsel değişiklikler geçirdi. Aktivizm örgütlendikçe, sergileme yöntemleri de çeşitlendi, dikkatini başka yönlere çekebildi. Kamusallığın daraldığı, yasak ve sansür mekanizmalarının arttığı bu 10 yılda mağduriyet algısına takılmadan karşı-hegemonik bir hat geliştirdi.
Bu yazı dizisi; kuir sanatın bu dönüşümünü aktivizm ve kültür ekosistemindeki gerilimler üzerinden izliyor…
2010-2015 arası on binlerce kişinin katılımıyla İstiklal Caddesi'nde kitlesel Onur Yürüyüşleri yapılmıştı. Bu yürüyüşlere siyasi parti temsilcileri, sanatçılar, yazarlar da katılmıştı. 2011’deki Onur Yürüyüşü, YSK tarafından milletvekilliği düşürülen Hatip Dicle için yapılan protestonun hemen ardından gerçekleşmişti. Şişli’deki protestodan sonra yürüyüşe katılan Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü’nün, “Şişli’de Kürdüz, Taksim’de eşcinseliz. Eşcinsellerin haklarını savunmayan sosyalist değildir” sözleri, gündem olmuştu.
13. Onur Yürüyüşü’nün yapıldığı 2015 yılında İstanbul Valiliği, yürüyüşün Ramazan ayına denk gelmesini gerekçe göstererek yasak kararı almıştı. Bu yasak, yeni bir dönemin habercisiydi.
Aslında 2015 yılı, 7 Haziran genel seçimlerine kadar epey hararetliydi. Bir yandan Başbakan Ahmet Davutoğlu, “Lut kavmi” referanslarıyla LGBTİ+’ları hedef alırken, diğer yandan AKP’lilerin dağıttığı seçim broşürlerinde Onur Yürüyüşü’nden fotoğrafların yer aldığına dair haberler geliyordu. Kim tarafından hazırlandığı bilinmeyen bu broşürlerde kullanılan “Türkiye, Ramazan ayının ortasında İstiklal Caddesi’nde Gay Pride yapabilen bir ülkedir” ifadesiyle, muhafazakâr olmayan yaşam tarzlarına müdahale edilmediği savunuluyordu. Üstelik Başbakan Davutoğlu’nun, Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği’ne mektup yazarak seçimlerde AKP’ye oy istediği de ortaya çıkacaktı. Diğer yanda ise AK LGBT adında bir grup kendilerine parti içerisinde bir muhatap aramaya çalışıyordu.
“NERDEEN NEREYE”
2015’in gerilimli ortamında kuir sanatçılar çalışmalarına devam etti. Kuirfest, uluslararası alandan pek çok sanatçı, yazar ve küratörü Türkiye’deki izleyicilerle buluşturdu. Fotoğraf sanatçısı Ömer Tevfik Erten’in İstanbul trans misafirhanesinde çektiği fotoğraflardan oluşan “Trans*Evi” sergisi Karşı Sanat’tan sonra Mamut Art Project ile devam etti. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası sergileri, 2014–2016 yılları arasında “nerdeen nereye”başlığıyla tekrarlandı. Kuir sanat ile politik mücadeleler arasındaki ilişkiyi sergileme biçimleri üzerinden tartışmaya açan sergiler, dayanışmayı büyütüyordu. Serginin danışma kurulunda yer alan Fatih Özgüven, “çeşitli disiplinlerde eşcinsel tavrın hep olduğunu ama bazı şifreler geliştirdiğini, şimdi ise bu şifreleri soymak gerektiğini” vurguluyordu. İzleyen yıllarda aynı başlık altında düzenlenen sergiler, genç kuir sanatçılarla aktivizm arasındaki bağları kalıcılaştırmayı sürdürdü.

Serginin 2015 edisyonun Seçici Kurulu’nda yer alan Taner Ceylan, “göstereceğimiz sabır ve üretim hepimizi gökkuşağının ötesine taşıyacak” diyordu. Sanatçının kendi üretim pratiği de aynı sabrı barındırıyordu. 1995 yılında Monte Carlo Style adlı performansıyla, bir partiye katılmak üzere gelen davetlileri beklenmedik bir biçimde bir performansın parçası yapmıştı. Sanatçı bu performans için “otuzuna merdiven dayamış, o güne kadar on tane kişisel sergi açmış, tutunamamış bir ressamın kırmızı hap-mavi hap hikayesi” diyecekti. 2002 yılında Galerist’te açtığı sergisinde yer alan homo-erotik nü’ler gerekçe gösterilerek, Yeditepe Güzel Sanatlar Üniversitesi’ndeki görevine son verildi. Buna rağmen sanatçı, 2003 İstanbul Bienali’ne küratör Dan Cameron tarafından davet edildi. Onur Haftası Sergilerinin Seçici Kurulu’nda Taner Ceylan’ın da yer alması, kuşaklar arası deneyim aktarımına da imkân tanımıştı.
HENÜZ KUİR DEĞİLİZ
2015, kuir sanat alanında kavramsal aksın da dönüştüğü bir yıldı. Artık mağduriyet anlatıları konuşulmuyordu. Kaos GL’nin kuruluşunun 20. yılı dolayısıyla Gelecek Queer sergisi düzenlendi. Erinç Seymen, Ahmet Öğüt, Gözde İlkin ve Nilbar Güreş’in de aralarında bulunduğu çok sayıda sanatçının katıldığı sergide kuir sanat yalnızca görünürlük talebiyle değil, geleceğe dair politik ve estetik tahayyüller kurma iddiasıyla da ele alındı. Dilin ve ifadenin kendisindeki normatif anlayışa dönük eleştirel bir plan tasarlanmaktaydı. Sergi için kaleme alınan çağrı metni, “henüz queer değiliz, henüz varamadığımız o yer üzerinden normalleşemeyiz” ifadesiyle, kuir estetiğin uzun süre merkezinde yer alan normalleşme tartışmasına da müdahale ediyordu. Sergi, kuramsal referanslarını özellikle José Esteban Muñoz’un queer düşüncesine dair metinlerinden alırken, kuiri erişilmiş bir kimlik ya da sabit bir varoluş biçimi olarak değil, daima eksik, ertelenmiş ve gelmekte olanla ilişkili bir ufuk olarak düşünmüştü. “Gelecek Queer”, bu perspektifle izleyiciyi bugünün baskıcı uygulamalarını teşhir etmekle birlikte; henüz varılmamış başka bir geleceğin hayalini bugünden kurmaya davet eden bir sergileme pratiğine de sahipti.

“EVET, DAĞILIYORUZ”
2016 yılının kolektif üretim pratikleri farklı yerellerde birbiriyle bakışarak gerçekleşebildi. Dramaqueer Sanat Kolektifi, Ankara’da “İradeyse hepsi ben”, Mersin’de ise “Gittim, gelecem” başlıklı sergileri düzenledi. Her iki sergi de süreci ve birlikte üretimi merkeze alıyordu. Aynı yıl, REDFOTOĞRAF ile İstanbul LGBTİ Dayanışma Derneği, ortak bir fotoğraf sergisi düzenledi.
Yine Mersin’de “Muammalı Çok Hummalı” başlıklı sergi izleyiciyle buluşacaktı. 8. Trans Onur Haftası kapsamında, Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği bünyesinde faaliyet yürüten Hapiste LGBTİ Ağı, Beni Bırakma başlıklı sergiyle LGBTİ+ mahpusların deneyimlerini gündeme getirdi.
Artan baskılara cevaben küçük İskender “LGBTİ’larla dayanışma” çağrısında bulunurken, Müjde Ar verdiği bir röportajında LGBTİ+ hareketinin ‘sapan atan teyzesi’ olmak istediğini söyledi. Onur Yürüyüşü yeniden yasaklanınca Onur Haftası Komitesi, “Yürümüyoruz, İstiklal Caddesi’nin her köşesine dağılıyoruz” açıklaması yaparak yeni bir eylem tarzı başlatır: “Dağılıyoruz.”
YASAK ÜSTÜNE YASAK
2017’nin son ayları, kuir sanat alanının idare eliyle baskılandığı bir dönem oldu. Almanya Büyükelçiliği desteğiyle düzenlenen “Alman LGBTİ Film Günleri”, önce medyada “Alman elçiliğinden sapkınlara destek” gibi manşetlerle hedef gösterildi; kısa süre sonra ise Ankara Valiliği kararıyla yasaklandı. Ankara’daki bu yasak, diğer idari makamlar için de bir emsal işlevi gördü. Beyoğlu Kaymakamlığı, Pera Film, British Council ve Kuir Fest ortaklığıyla düzenlemesi planlanan Kuir Kısalar programını, “genel ahlaka aykırı” bularak yasakladı. Yasaklar Lamdaistanbul’un çay etkinliğinden, “Mor Mikrofon Falan” stand-up gösterisine kadar uzandı.
Engellemeler sürerken, 2018’de bir grup sanatçı, kuir ve feminist bir dile alan açmak amacıyla Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi’nde düzenlenen “SINIR/SIZ” sergisinde bir araya geldi.
2018’de Kaos GL’nin düzenlediği ikinci sergi olan “Koloni” bu kez izleyicilerle buluştu. Serginin küratörlüğünü üstlenen Aylime Aslı Demir, “mekânların kapatıldığı, eylemlerin yapılamadığı, faaliyetlerin yasaklandığı bir dönemde” sanatsal ve kültürel üretimi bir tartışma zemini olarak gördükleri için ikinci kez sergi düzenlediklerini ifade ediyordu.
“Koloni”, türler arası etiği de merkezine alarak, kuir düşüncenin insan-merkezli politikaların ötesinde vaat ettiklerini gündeme getirdi. Onur haftası sergileri bu dönem farklı şehirlere doğru yayıldı: 2. Antalya LGBTİ+ Onur Haftası kapsamında “Biz Varız” başlıklı sergi düzenlendi. Performans sanatçısı Ateş Alpar’ın 7. İzmir Onur Haftası kapsamında “Queer Balesi” sergisi İzmir Valiliği tarafından yasaklandı, bunun üzerine sanatçı korsan sokak sergisi açtı. Ankara Valiliği ise Ankara Barosu’nun göstermeyi hedeflediği LGBTİ+ film seçkisini “toplumsal hassasiyet” gerekçesiyle yasakladı. Avukatlar kararı protesto etmek için seçkiden bir filmi telefonlarından açarak hep birlikte izlediler.
KUİR EDEBİYAT YÜKLENİYOR
Bu dönem boyunca kuir literatürü geliştiren ve Ahmet Can Yılmaz’ın da genel yayın yönetmenliğini üstlendiği Ardis Kitap yayın hayatına başladı. Daha sonra Seçil Epik, Büşra Mutlu ve Bike Su Öner tarafından Umami Kitap kuruldu. “Lubunya” ile okurlarıyla hasret gideren Yiğit Karaahmet’in, “Deniz Ne Kadar Güzel” kitabı binlerce okura ulaşabildi. Mehmet Murat Somer’in “Hop-Çiki-Yaya Polisiyeleri” serisi ve Mehmet Bilal Dede’nin 2003 yılında yayımlanan ‘Üçüncü Tekil Şahıs’ ve 2005’te yayımlanan ‘Adresinde Bulunamadı’ kitapları da yeniden okurla buluştu.
SPoD’un “Türkçe Edebiyata Queer(den) Bakış” başlıklı Edebiyat Tartışmaları serisi Ahmet Mithat Efendi’den Nâbizâde Nâzım’a kuir edebiyat türünün ilk örneklerine odaklanıyordu.
2025’e giderken popüler figürlerin LGBTİ+’lara destek açıklamaları heyecanla karşılanmaya başlanmış, içlerinden kimi isimler festivallere davet edilmişti. Politik olarak herhangi bir sorumluluk almayan, ana akım bir destek arama ve magazin figürleriyle işbirlikleri geliştirme hedefiyle varlığını sürdüren kimi yayınlar da görece daha geniş bir okur kitlesine hitap etmeye başlamıştı. Bu tür bir politik tercih, 2000’lerin başında ana akım medyadaki programlara katılma teklifini dahi geri çeviren LGBTİ+ aktivizmi için farklı bir eğilimdi. küçük iskender, 2007’de verdiği bir röportajında Onur Haftası etkinliklerinde bulunup bulunmadığı yönündeki bir soruya cevap verirken, “Bu tür etkinliklere dünyada ünlü gayler davet edilir; onların toplumun gözü önünde kimliklerini savunmaları heyecanla izlenir, alkışlanır. Biz de tam tersi; popülerlikle suçlanıp bu tür organizasyonlara davet edilmiyoruz” diyerek popüler kültüre veya figürlere sırt çevirmiş aktivizmi eleştirecekti. Aktivizmin ana akıma yakınlaşma eğiliminden ne derece etkilendiği veya oradan nasıl beslendiği ilerleyen yıllarda da süren bir tartışma olacaktı.
KUİR SANATIN 10 YILI BÖLÜM 1: BURADAN NEREYE GİDİYORUZ? okumak için tıklayın.
KUİR SANATIN 10 YILI BÖLÜM 2: MAĞDURLARIN DEĞİL, ÖZNELERİN DİLİ okumak için tıklayın.
Proje Hakkında
“Medya Özgürlüğüne Destek – Güçlü Dayanışma, Güçlü Medya” projesi Avrupa Birliği tarafından finanse edilmekte ve Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Gazeteciler Cemiyeti (GC) ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti (IGC) tarafından yürütülmektedir. Programın genel amacı, “Türkiye’de medya çoğulculuğunun ve özgür basının güçlendirilmesine” katkıda bulunmaktır.