Yeni dünya düzenine ayak uydurmakta zorlandığım pazartesi günü Britanya Krallığı'ndan bir haber düşüyor: Ünlü şarkıcı Dua Lipa, 75. Londra Edebiyat Festivali’nin küratörü olmuş. Düşünmeliyiz. Dua Lipa'nın edebiyat festivali küratörlüğü hepimize artık Andy Warhol'un da çağ dışı kaldığını gösteriyor.
Dua Lipa ‘Yeni Kurallar’ başlıklı şarkısında o kuralları şöyle sıralıyor:
Birincisi diyor, "telefonu açma".
"Biliyorsun ki sadece sarhoş ve yalnız olduğu için arıyor."
İkincisi diyor: "içeri alma".
"Onu tekrar dışarı atmak zorunda kalacaksın!"
Üçüncüsü diyor "arkadaşı olma".
"Biliyorsun ki sabah onun yatağında uyanacaksın."
Yeni dünya düzenine ayak uydurmakta zorlandığım bir pazartesi… Feci; güneşsiz, ‘Seven’ filminden hallice karanlık evin tüm pencerelerinden içeri sızıyor, ekran duvar kağıdı gibi, bir görünüyor bir kayboluyor. Yeni dünya düzenine ayak uydurmakta zorlandığım şu pazartesi günü Britanya Krallığı'ndan bir haber düşüyor Sanatatak için ortak editöryal çalışma grubumuza:
Ünlü şarkıcı Dua Lipa, Southbank Centre’ın 21 Ekim - 1 Kasım 2026 tarihleri arasında 75’incisini düzenleyeceği Londra Edebiyat Festivali’nin küratörü olmuş.
Biz de tam bugün 10 yıldır ölü yatmakta olan Sanatatak YouTube kanalımızı canlandırmaya karar vermiştik.
Ekibin Z kuşağı kısmısı, ne yapacağını bilse de ben bir zamanlar ‘çağın içinde’ olduğunu iddia eden biri olarak görünmek istemiyorum.
İçinde olduğumu iddia ettiğim çağ geçen yüzyıldı. Belki ondan.
Bir kitabın ilk cümlesi olabilir bakın bu!
KÜSÜM. ÇAĞIMA MI? YOK ARTIK
YouTube'da fiziksel olarak görmediğim, hissetmediğim bir topluluğa karşı ne çağdaş sanatın artık hiç de çağdaş olmayan tarihi, ne yeni izlediğim sergiler ne de filmler üzerine konuşmak istemiyorum.
Küsmüş gibiyim. Küsüm. Çağıma mı? Yok artık.

Gece kaçan bir uyku neticesinde yaptığım, Instagram’da denk geldiğim hipnozda ne diyordu hekim:
"Kim diye sor, neden diye sor, nasıl diye sor ama asla yanıtlama.
Aklına yüzlerce yanıt gelecek. Sakın bir tanesini seçme. Sadece sor!"
Ama YouTube'u ne yapıp edip canlandırmak gerek.
Instagram yakında sırf video olacakmış.
Öyle az vaktimiz kalmış ki...
Belki de bu işleri bırakıp belgesel çekmeliyiz. Belki de sanatçı atölyeleri ziyaretleri yapıp bunları çekmeliyiz.
Mutlaka bir an evvel bir şeyler yapmalıyız.
Ama zaten çok şey yapmıyor muyuz?
Yazılar sipariş veriyor, filmler izliyor, sergiler görüyor, yeni çıkan kitapları aramızda paylaşıp okuyor, yine yeni yazı siparişleri veriyor.
Ve yine yazı okuyor ve yazıyoruz.
Ben anlatıyorum da. 1970'leri anlatıyorum. 1940'ları da anlatıyorum. Sergileri anlatıyorum. Müzeleri anlatıyorum. Bienali anlatıyorum.
En son neredeyse Orhan Pamuk'un ‘Masumiyet Müzesi’ dizisinden hareketle sanatta fetişizm anlatacaktım.
Seminere yeterli sayıda katılım olmadı.
Anlatmadım. Az daha anlatacaktım ama.
Kültür endüstrisi için yapmayacağımız fedakarlık yok.
Ama karşılıklı doğrusu. Londra'daki Freud Müzesi burs verdi.
Zoom'dan Kristeva ve Irigaray seminerlerine bedava katılabildim. Sağolsunlar.
Ama yeterli değil. Dışında kaldığımı düşündüğüm çağ, kendimi bir yayıncı, bir yazar, bir anlatıcı, bir çevirmen, bir editör, bir sanatçı olarak sürekli yetersiz hissettiriyor.
Ve şu an ne yaparsak yapalım yaptığımız içerik, hareketli imgeler içermeli, video içerik olmalı.
Video içeriklerde kendimi görmeyi sevmiyorum. O zaman derdimi grafiklerle mi anlatmalıyım?
DUA LIPA OLAYINI DÜŞÜNMELİYİZ
Bir saniye, önce şu Dua Lipa olayını düşünmeliyiz.
Dün gece Didem Pekun'un Tülay German belgeselini izlediğimde German'ın şu sözleri:
"’Bloody Sunday’ ya da ‘Strange Fruit'ü Billie Holliday gibi söyleyebilir miyim. İmkansız. Siyahi değilim. Asla ‘Sous le ciel de Paris'yi Madam Juliette Greco gibi söyleyemem. Ama Madame Juliette Greco da Karacaoğlan'dan bir şarkıyı asla benim söylediğim gibi söyleyemez."
Bunu dedikten kısa bir süre önce Philips ile anlaşmasını feshetti. Türküler okuyacak ve İlhan Mimaroğlu ile bir plak yapacak.
Seçimlerle mi dolu hayat?
İnsan neyi asla iyi yapamayacağını bilebilir öyle değil mi?
Video içeriksiz bir yayıncılık mı seçmeliyim?

Dua Lipa'nın edebiyat festivali küratörlüğü hepimize artık Andy Warhol'un da çağ dışı kaldığını gösteriyor.
Bu da fiyakalı yorum oldu.
Şöhret -kesin bilgi- artık 15 dakikadan çok daha fazla sürüyor ve bir şöhretin başka bir konuda şöhret olması ise an meselesi.
Instagram’da Dua Lipa'nın resmini paylaşıyorum ve şöyle yazıyorum:
"Dua Lipa’nın edebiyat festivali küratörü olması acaba bize nereyi işaret ediyor?
Tipik bir postmodern durumu?
Camp estetiği zirvesi?
Alçak kültürün son soğuk yemeği?
Yoksa metamodernizmin kitabı baştan mı yazılıyor?
Gelecek Venedik Bienali’nin küratörü Rosalia olsun mu? İstanbul Bienali’nin küratörlüğünü de Kenan Doğulu yapsın! Hazır mevcut küratör istifa da etti.
Yeni dünya düzeninde çağdaş sanata moda tasarımı sermayesi ve zevki yön verirken Dua Lipa’nın bir edebiyat festivalinin seçicisi olmasını nasıl okumalıyız?
Burun kıvırarak?
Geçmiş elitlere özlemle?
Ya da Lipa dinleyenler sayesinde daha çok kitap okunacak diye hevesle?
Peki ama ya hiç Dua Lipa dinlememiş edebiyatçılara ne demeliyiz?
Elveda? Sizin devriniz sona erdi mi?
Yukarı kaşlılar -high brows- go home mu?
Bu geçmişteki hiçbir şeyi andırmayan durumu anlamaya çalışalım mı?
Yoksa salalım mı?
Ne dersiniz?
Misal ben kararsız kaldım."
.
Sanatatak hemen bu postumu alıyor story olarak yayınlayıp okura soruyor:
"Siz ne düşünüyorsunuz?"
İÇİM DIŞIM SAĞIM SOLUM YORUM
Ben de şöyle düşünüyorum: Sanki şöyle soruyoruz: Siz ne zaman şöhret olacaksınız?
Ve sonra da aslında yeterli olmadığımı onlara sorup sormadığımızı...
Bir takipçi, Dua Lipa postumun altına yorum yazıyor:
"İyi bir okur takip ediyorum şöyle de bir sayfası var," diyor.
Dua Lipa'nın sayfasından da Margaret Atwood ile yaptığı söyleşiden de haberdarım.

Sayfası için acaba kaç bizim gibi yayıncı-editör-yazar-eleştirmen çalışıyor?
Takipçiye şöyle yazabilirim:
İyi bir okur olması bir edebiyat küratörü olması için yeterli mi?
Böyle yazsam çok iyi olur.
Instagram, tam o sırada, postumun altına yapılan yorumlarla etkileşim içine girmemin sayfam için selametli olacağını ima eden bir uyarıda bulunuyor.
Tam bir yoldaş.
Dua Lipa'nın küratörlüğü bir halk hareketi.
Ayaklar baş oldu. Başlar taç.
Bunu da yorum yapan başka birine yazabilirim.
Bu sayede hiç kitap okumayanlar kitap okuyacak diye seviniyorum.
Bir başka yorum.
Etkileşim için yanlış anlamayın!
Bir tane daha gelsin:
Kitap okumanın bir mucize ve artık nesli tükenmiş bir alışkanlık olarak Dua Lipa gibi bir yıldıza muhtaç olduğunu düşünmüyorum.
Bir tane daha: Hatta bu onun devamı olsun, ayrı bir satır:
Tıpkı operanın sonunun geldiğini ifade edenlerin Rosalia'ya başvurduğunu sanmadığım gibi...
Belki de en çağ içi tarafım içimde böylesi sorunlara farklı yorumlar barındırmak.
İçim dışım sağım solum yorum.
Video içerik yerine yorum içerikler üretsem yeterli olur mu?
Tuğrul Eryılmaz, bir zamanlar, Radikal 2 için yazdığım Venedik Bienali yazımı defalarca beğenmeyip defalarca yeniden yazmamı istemişti. İkincisinden sonra zevk almaya başladığımı, dördüncüsünde keşke tekrar geri çevirse de başka türlü bir şey denesem kafasına geldiğimi hatırlıyorum.
Müteşekkirim. Yeterli hissettiriyordu çünkü reddettiğinde dahi.
ATWOOD’UN BOMBOŞ GEÇEN İMZA GÜNÜ
Jüpiter gitmeden, şu an burcumda çünkü, ve tüm ekip benimle neredeyse aynı burç, şu kanalın üstündeki ölü toprağı savurmalıyız.
Ama illa ki bütün bu gidişata, bir günah keçisi arıyorsam, bu Merkür olmayacaksa neden Banksy olmasın?
Savaş olamaz tabii ki de.
Banksy'nin gerçek kimliği ortaya çıktı ve mertlik bozuldu.
Değerler alt üst oldu. Ve pop şarkıcıları edebiyat küratörü oldu.
Çünkü kimse kitap okumuyor.
Margaret Atwood'un ona ihtiyacı var.
Aklıma Atwood'un Amerika'nın bir kasabasında bomboş geçen bir imza gününde, mekanı temizlemeye gelen işçiyi okuru sanıp imza vermeye kalkışı geliyor.
Kendi paylaştı boşluğuyla mekanı... Twitter'da. O kadar kimse yokmuş ki... Onu tek okuru sanmış imza almaya gelen.
YORUMA YORUM, TAKİBE TAKİP
Bu arada Seferis da öyle diyor, iki okuru varmış, biri adanın sarhoşuymuş. Yetermiş.
Kültür endüstrisi söz konusuysa yetmez.
Bir endüstri varsa Dua Lipa küratör olana kadar kimler kimler küratör olmalıydı.
Dua Lipa postumun altına ölü ressamlar da yazsın sanat tarihinden.
Neden olmasın? Cemal Tollu yazsın:
"Sen çilekeşsin çile çek, turne yap şarkı söyle dans et. Popçu başınla ne işin var edebiyat festivali küratörlüğünde...."
Bir başka etkileşim, yoruma yorum, takibe takip:
The new Aliye Berger'e haset is Dua Lipa Haset! (Yeni Aliye berger haseti Dua Lipa’ya haset!)
Kıskanmak...
KOLAYCI OLAMAYIZ
Bu seçimi, algoritmanın gücü üstünden açıklamak da son derece klişe, kolay, bunu da biliyorum.
Kolaycı olamayız. Olmadığımız için Noam Chomsky de okumayı denedik. Günlerce okuduk anlamadık. Yine denedik ve çalıştık ve anladık. Geçen yüzyılda oldu bu. Bu çağda Chomsky'nin pedofil olduğu ortaya çıktı.
Bir etkileşim daha gelsin o zaman:
Chomsky edebiyat festivali küratörü olsaydı ve o zaman onun pedofil olduğunu bilmeseydiniz bugün Dua Lipa'ye eleştirdiğimiz için hiç mi vicdanınız sızlamazdı.
Ya da şu daha mı iyi:
Chomsky gibi bir entelektüel edebiyat festival küratörü olsaydı yadırgamazdın ama....
ŞU AN DUA LIPA’YI DİNLEYECEĞİM
Yoruma yorumlarıma bakmayın.
Kendim sanki bana bir şey söylüyor.
Şu an Dua Lipa'yı dinleyeceğim:
"Yeni kural iki: İçeri alma."
Onlarla konuşma Ayşegül!.
Adorno'yu dinleyeyim ben.
Mesela, "Snobluğu toplumsal bir olgu olan dandilik ile karıştırma!"
Jameson gibi yorum yapalım:
Dua Lipa'yı seçmek de kültürel endüstri terimleriyle söylersek bir kültürel biçimlenim.
Nesnel temellerini de ekonomik açıdan özenle irdelemek gerekiyor.
Bu zihniyette hep bir havale etme durumu var. İrdelesinler efendim! Nesnel temeller bir çıksın hele...
YouTube yaparsak daha çok para kazanacak değiliz sadece daha çok kişiye ulaşmak istiyoruz.
Seferis gibi iki okurla yetinemiyoruz.
Üstüme iyilik sağlık çünkü sanat mı yapmıyoruz?
Sanatın en olmazsa olmazı birilerine ulaşması öyle değil mi? Sanat saymamız için ona birinin dokunması gerekiyor.
Size öyle geliyor. Yorum gelsin:
Dokunmasak da olur. Instagram’da görsek yeter!
BİZ ÇAĞ DIŞILAR
Bu da ister bir etkileşim ama buna kısa bir reels düşündüm. Gözlüklerimi takıyorum. Arkamda kütüphane ve hepinize bakarak:
Platon'a dönersek, marangozun ürettiği yatak mı yatak fikri mi? Nurtopu gibi yeni bir kategorimiz var.
Daha önce hiç olmamış bir yatak.
Marangozun hiç dokunmadığı.
Yapay zeka üretimi yatak.
Kosuth'un sandalyesine ek bir sandalye imgesi.
Tam bir Collab. Marangoz. sanatçı ve yapay zeka ortak yapımı.
Bir dönem gelecek yapay zeka sandalyeyi bizim sandalyeye atfettiğimiz özelliklerden muaf tutacak.
Ya da o özelliklerden arındıracak.
Kendince bir sandalye fikri edinecek ve böylesi sandalye imgeleri üretecek.
Biz çağ dışılar bu videonun altına şöyle yorum yazacağız:
Aaa Magritte gibi...
Yoruma etkileşim gelecek:
Sandayle de bir pipodur.
Sonra biri şöyle yazacak:
(Bu ben değilim. Bu Brecht olacak. Benim simidim.)
"Biliyorum manyak olduğumu söyleyecekler benim. Çağımızın tarihi geleceğe kalacaksa, benim manyaklığımın kaynaklığı olacaktır.
Ama beni gerçekten sevindirecek şey insanların benden söz ederken ılımlı bir manyaktı o demesi olacak."