Türkiye’de kuir estetik, 2015’ten 2025’e; kavramsal ve yöntemsel değişiklikler geçirdi. Aktivizm örgütlendikçe, sergileme yöntemleri de çeşitlendi, dikkatini başka yönlere çekebildi. Kamusallığın daraldığı, yasak ve sansür mekanizmalarının arttığı bu 10 yılda mağduriyet algısına takılmadan karşı-hegemonik bir hat geliştirdi.
Bu yazı dizisi; kuir sanatın bu dönüşümünü aktivizm ve kültür ekosistemindeki gerilimler üzerinden izliyor…
2010 yılında iki erkeğin aşkını konu alan bir roman, Türkiye’nin çok satanlar listesine girdi: “Ali ile Ramazan.” Yazarı Perihan Mağden, katledilen Münevver Karabulut’un faili Cem Garipoğlu’na “haksızlık ettik” açıklamasını henüz yapmamıştı. “Ali ile Ramazan”, kısa bir süre sonra Studio 4 Istanbul tarafından sahneye de uyarlandı. Roman ve oyun bu dönemin “LGBTİ+ temalı” üretimlerinde sıkça rastladığımız üzere, mağduriyet etrafında klişe bir anlatı örüyordu. “Vicdan”, “hoşgörü”, “merhamet” kavramlarında kendisine muhatap arayan bir eğilim, dönemin sanatsal üretimlerinde kendisine yer buldu. Kitabın Almanya’da yayınlanması için başvurulan TEDA (Türk Kültür, Sanat ve Edebiyatının Dışa Açılması) Projesi’nden muhafazakâr sebeplerle reddedildiği iddiası TBMM’de gündem olabilmişti. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı proje, “ayrımcılık yapmadıklarını” açıkladı.
Daha sonra Yeni Akit ismini alacak olan Vakit Gazetesi, dönemin üretimlerini art arda hedef göstermeye başladı. Şubat 2010’da aktivist-oyuncu Ayça Damgacı’nın da oynadığı Yala Ama Yutma oyunu henüz prova aşamasındayken “Ahlaksız Oyun” manşetiyle hedef gösterildi. Beyoğlu Belediyesi tarafından oyunun gösterileceği Kumbaracı50 teknik bir eksiklik gerekçe gösterilerek mühürlendi. Birkaç gün sonra bu kez Garajistanbul’da sahnelenen, Nuri Harun Ateş’in “Dar-ül Love” operası “Böyle Sanat Olmaz Olsun” başlığıyla linç edildi. Gazetenin hedef gösterdikleri arasında Müjde Ar, Esmeray ve küçük iskender de vardı.
EKRANLARDA LGBTİ+ PANİĞİ
Televizyon ekranlarında da hararetli bir tartışma başlamıştı. 2006 yılında Kanal1’de erkek yarışmacıların kadınlık performansı sergileyeceği bir yarışma programının başlayacağı duyuruldu. Transfobi üretmekten öteye gidemeyeceği isminden de belli olan “O Şimdi Hanımefendi” adlı program, başlamasına günler kala “kötü örnek olacağı” gerekçesiyle askıya alındı. Kendisi de homofobik söylemler üreten Barbaros Şansal’ın Habertürk’teki “Top’lu İğne”programı, espriler aracılığıyla eşcinselliğin meşrulaştırıldığı gerekçesiyle yayından kaldırıldı. 2007’de RTÜK, Huysuz Virjin karakteriyle tanıdığımız dragqueen Seyfi Dursunoğlu’nun televizyon programını yasakladı. RTÜK Başkanı Zahit Akman kanalları tek tek arayıp “kadın kılığında erkek” istemediklerine dair ültimatom verdi.
Kendisi de fobik söylemlerde bulunan Dursunoğlu, bu yasak üzerine “Bütün Türkiye tarafından 40 senedir kabul edilmiş işimi engellemeye ne hakkınız var? Burada insan hakları aklınıza gelmiyor mu?" sorusunu sordu. Yasak sonrası Huysuz Virjin karakteri olmadan “Benimle Dans Eder Misin” programına katılan Dursunoğlu, “heteroseksizmle dans ettiği” yönünde eleştirildi. Ancak Huysuz, programın final bölümünde yasağı deldi.
Ekranlardaki ambargodan etkilenen bir diğer isim Kral TV’de uzun yıllar program yapan VJ Bülent’tir. 2009’da bir programdaki konuşmalarının ardından işten atıldı. VJ Bülent, yaptığı bir açıklamada Huysuz Virjin yasağının en önemli fay hattı olduğunu söyledi. Akşam Gazetesi’nin kuir yazarlarından Yiğit Karaahmet, “bunun adı açıkça homofobidir” diyerek VJ Bülent’in ayrımcılık sebebiyle dava açmasını teklif etti.
2010 yılında “Behzat Ç.” dizisinde komiser yardımcısı Banu ile Fatoş isimli karakterin öpüşmesi televizyon tarihinin en önemli anlarındandı. Aynı yıl Kanal D’de yayınlanacak olan, Songül Öden ve Tardu Flordun’un başrollerini paylaştığı “Mükemmel Çift” dizisinin ilk bölümünde iki erkeğin öpüşeceğinin açıklanması gündeme oturdu. Dizide gey karakteri canlandıracak olan Tuğrul Tülek, TRT Çocuk’ta sunduğu programına hazırlanırken işten çıkarıldığını öğrendi.
Gelen tepkiler üzerine dizideki öpüşme sahnesi geri çekildi. Birkaç ay sonra ATV’de yayınlanmaya başlayan “Kılıç Günü” dizisinin ilk bölümünde, bu kez iki erkek sevgili yatakta, yarı çıplak halde görüldü. Tek motivasyonu reyting olan dizi yönetmeni -aynı zamanda Kurtlar Vadisi dizisinin yapımcısı- Osman Sınav’dan beklenmeyen bir sahneydi. Sınav, kendini korumak için homofobiye sarıldı. RTÜK, ATV’yi yalnızca uyarmakla yetinirken; dizinin oyuncularından Onur Ayçelik’in konuk olduğu Habertürk’ün Ankara Raporu programına ceza verdi.
2000’lerin başında yayınlanan “Bir İstanbul Masalı” dizisindeki erkek sevgilisi olan Zekeriya karakterinin yer aldığı bazı sahneler, 2010’da yayınlanan tekrar bölümlerinde sansürlendi. Ekranda büyüyen nefretten birkaç yıl sonra; senaryosunu Yıldırım Türker, Tuğrul Eryılmaz, Seray Şahiner, Murat Uyurkulak’ın yazdığı “Kayıp Şehir” dizisinde, trans aktivist Ayta Sözeri izleyiciyle buluştu. Bir yıl sonra, Star TV’de yayınlanan “20 Dakika” dizisinde Ushan Çakır’ın hayat verdiği gey karakter “Bu ülkede kimliğimi saklamadan gezemezdim, çünkü Türkiye’de eşcinsel olmak suç” dedi. “20 Dakika”dan sonra, dizilerden verilecek başka bir örnek kalmasa da izleyicilerin önemli bir bölümü; 1993 yapımı “Sevginin Gücü”, 1996’daki “Kaldırım Çiçeği”, 2001’deki Yapayalnız ve 2003’te yayınlanan Kampusistan dizilerinde sınırlı ve yer yer sansürlü de olsa, LGBTİ+ temsilleriyle tanışmıştı zaten.
“İNŞALLAH ÖNCÜLÜK EDECEĞİZ”
Çağan Irmak’ın 2008 yapımı “Issız Adam” filmi, ana karakter Alper’in biseksüel ilişkisiyle başladı. Filmin bu sahnesini hatırında tutan çoğu izleyici, Alper’in bağlanma sorununu açılamamasına yordu. 2009 yılında Aydın Öztek’in yönetmeni olduğu “Çürüğüm, Askerim, Reddediyorum” filmi, LGBTİ+’ların askerliğe elverişsiz belgesi alma süreçlerine odaklandı. Film, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve TÜRSAK tarafından desteklenir. O dönem Esmeray’a odaklanan filmlerden üçüncüsü olan Esmeray Bir Direniş Öyküsü de gösterildi. Hareketin içinden politik öznelerin “gerçek hikâyelerinin” anlatımı yaygınlaştı.
2010’da Emre Yalgın’ın yönetmenliğinde, “Teslimiyet” filmi vizyona girdi. Filmin oyuncularından Seyhan Arman, Selanik Film Festivali’nde ödül almalarına rağmen Kültür Bakanlığı’ndan destek görmemelerine dikkat çekti. 2011’de vizyona giren “Zenne”, 15 Temmuz 2008’de öldürülen Ahmet Yıldız’ın hikayesinden esinlendi. Film, Altın Portakal Film Festivali'nden En İyi İlk Film dahil olmak üzere beş ödülle döndü. 2013’te ise Can Candan’ın yönettiği “Benim Çocuğum” belgeseli, LİSTAG üyesi ailelerin deneyimlerine odaklandı.
Belgeselin milletvekillerine özel gösterimine 550 milletvekilinden beş CHP’li milletvekiliyle birlikte AKP’li bir milletvekili katıldı. AKP Trabzon Milletvekili Safiye Seymenoğlu, ailelerin ne hissettiğini öğrenmek için filmi izlemeye geldiğini söyler. Seymenoğlu, partilerinin gündeminde LGBT haklarının olmadığını ifade ederken kendisinin bu konuda öncülük etmesi talebine “inşallah” diyerek yanıt verdi.
Beyaz perdedeki LGBTİ+ temsilinde akla gelen öncü filmler; Halit Refiğ’in yönetmenliğini yaptığı 1983 yapımı “İhtiras Fırtınası”, 1985’te Atıf Yılmaz’ın yönettiği “Dul Bir Kadın”, 1992’de “Düş Gezginleri”, aynı yıl Yavuz Özkan’ın “İki Kadın” filmi, Orhan Oğuz’un “Dönersen Islık Çal” filmi, Mustafa Altıoklar'ın “Denize Hançer Düştü”filmi, 1994’te Yıldırım Türker’in senaryosunu yazdığı “Gece, Melek ve Bizim Çocuklar”, 1997’de Ferzan Özpetek’in yönettiği “Hamam”, 1998’de Kutluğ Ataman’ın “Lola+Bilidikid”...
Ancak 2010’larla beraber belgesel alanında bir patlama yaşanır: Veysel Akşahin, “Hala”; Deniz Buga, "Onur Hikayesi" (Yapımcı Onur Karaoğlu); Döndü Kılıç, “Öbür İstanbul”; Zeynep Oral, “Ben, Sen, O”; Hüsniye Yıldız, “Devlet Henüz Bizi Görmüyor”; Emre Azizlerli, “Pembe Teskere”; Maria Binder, “Trans X İstanbul”; Çiğdem Karataş, “Bana Öyle Bakma”; Ulaş Dönmez, “Velev Ki”; Özge Özgüner-Ulaş Dutlu, “Voltrans”; Aykut Atasay, “Travestiler”; Kutluğ Ataman, “Ruhuma Asla”; Emre Yalgın, “Pembe Gri”, “Maria Binder”, “Trans BUT”; Nefise Özkal Lorentzen, “Sınıflandır Beni”, 2009 yapımı “Beyaz Atlı Prens Boşuna Gelme.”
KARŞI-HEGEMONYA MÜCADELESİ
Kültür-sanat alanında ve popüler kültürde LGBTİ+’ların görünürlüğü etrafındaki gerilim sürse de örgütlenmeye paralel biçimde bir karşı-hegemonya da inşa edilmeye başlar. Erman Toroğlu’nun “Hormonlu domates yemeyin homoseksüel olursunuz” sözlerine gönderme yapan Hormonlu Domates ödüllerinin verilmeye başlanması, bu karşı-hegemonik hattın sembolik örneklerindendir.
Gazeteci Ahmet Tulgar’ın, Kanal T’de katıldığı programdaki fobik sorular üzerine canlı yayını terk etmesi sine-i millet coşkusuyla karşılanır. Feyza Hepçilingirler, Tulgar’ın “Birbirimize” adlı romanı için “eşcinsel sevişmeyi okumaya hazır olmadığını” söyler. Bu homofobik beyana Bennu Yıldırımlar “hiç çekince duymadan okurum” diyerek tepki gösterir. Müjde Ar ise Kavaf’ın sözlerine karşı “Eşcinsellik hastalık değildir. Almanya Dışişleri Bakanı’na ‘Geçmiş olsun’ mu diyeceksiniz” sorusunu ekranlardan yöneltir. Hande Yener’in Onur Yürüyüşü’ne katılması, “cesaret verici” bulunur. Ama devamı gelmez. 2011 yılında “Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe!” tarafından düzenlenen Uluslararası Nefret Suçları Konferansı’na davet edilen Hilal Kaplan, LGBTİ+ tepkileri sonucunda konferanstan çekilmek zorunda kalır.
PRIDE SERGİLERİ BAŞLIYOR
2010’lar boyunca kuir sanatçılar, Onur Haftası sergileri etrafında bir araya gelme imkânı bulur. “Hafriyat”, Karaköy’deki mekânında 2008’de “Makul”, 2009’da ise “İsyan ve Onur” sergilerine ev sahipliği yapar. Bu sergiler, kuir sanatçıların kolektif sergileme pratiğinin erken örneklerinden kabul edilir. Lambdaistanbul’un düzenlediği “Makul”, hareketin o tarihe kadar yürüttüğü “en büyük ölçekli organizasyonlardan biri” olarak da kayda geçer.
1988 yılında Urart Sanat Galerisi’ndeki ilk solo sergisi “Cehennemde Bir Mevsim”, hedef gösterilen Murat Morova da bu ilk sergide yer alan sanatçılar arasındadır. Morova, ilk kolektif sergide tel manken üzerine 1990’lı yılların porno dergileri için zorunlu tutulan poşetlerden yaptığı yelek yerleştirmesiyle yer alır. Sergiye Aykan Safoğlu, Aylin Kuryel, Boysan Yakar, Canan, Çıplak Ayaklar Kumpanyası, Erinç Seymen, İlhan Sayın, Serpil Odabaşı, Serap Akçura ve Şafak Kemancı gibi pek çok sanatçı katılır. Sanatçı ve eleştirmen Furkan Öztekin, “Makul” sergisinin bazı kuir sanatçıları ilk kez sanat izleyicisiyle buluşturduğunu ve “makul” olanın toplum ve iktidar mekanizmaları tarafından nasıl belirlendiğini görünür kıldığını vurgular. Makul olmaya direnen bu sergiyi izleyen İsyan ve Onur ise, Manuela Fugenzi’nin küratörlüğünde Stonewall İsyanı’nın 40. yılı vesilesiyle LGBTİ+’ları görünür olmaya cesaretlendirirken, Beyoğlu Ülker Sokak’taki direniş de selamlanır.
2010 yılında Asmalımescit'teki Sanatorium Sivil Sanat İnisiyatifi mekânında on sanatçının katılımıyla “Aile Salonu” sergisi düzenlenir. Serginin merkezinde, izleyicilerin de katılımıyla parçalanan bir gardırop yer alır. Nalan Yırtmaç, Aykut Atasay, Ha Za Vu Zu, extramücadele ise translara dönük ayrımcılığa karşı Beyoğlu Küçük Bayram Sokak’ta “Nakka” sergisi ile ses çıkarır.
2011’de Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği tarafından başlatılan Kuir Fest kuir sanatçılar için yeni temas alanları açar. Uluslararası Af Örgütü’nün desteğiyle Trans, Onurlu ve Türkiyeli sergisine katılan Güney Afrikalı sanatçı Gabrielle Le Roux, on sekiz trans aktivistin portresine yer verir. HAYAKA ARTI’da açılan Iskarta sergisi, bedeni kuir feminist bir perspektifle tartışmaya açar. 2012 yılında Cezayir Salonu’nda açılan Baskı Haz Beden sergisi ise “Bedenin hazza ulaşma yolunda karşısına çıkan engellere ne kadar yenik düşüyoruz?” sorusunu yanıt arar. Sergide, Leman Sevda, Rüzgâr Buşki, Gülkan / noir da yer alır. 2014 yılında HAYAKA ARTI ve maumau’da gerçekleşen Nereden Nereye sergisi ise Metin Akdemir ve Efe Songun’un düzenleyiciliğinde, 16 sanatçıyı bir araya getirir.
KUİR SANATIN 10 YILI BÖLÜM 1: BURADAN NEREYE GİDİYORUZ? okumak için tıklayın.
Proje Hakkında
“Medya Özgürlüğüne Destek – Güçlü Dayanışma, Güçlü Medya” projesi Avrupa Birliği tarafından finanse edilmekte ve Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Gazeteciler Cemiyeti (GC) ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti (IGC) tarafından yürütülmektedir. Programın genel amacı, “Türkiye’de medya çoğulculuğunun ve özgür basının güçlendirilmesine” katkıda bulunmaktır.