“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

İŞTAH KABARTAN BÜYÜME HİKAYESİ

Lucy Knisley

Lucy Knisley’nin otobiyografik grafik romanı ‘Yemeksever: Mutfaktaki Hayatım’, okuru genç bir kadının büyüme hikayesiyle birlikte iştah kabartan bir lezzet yolculuğuna davet ediyor. Lucy’nin anılarına eşlik eden tarifler ise kitabı sıradan bir anı anlatısından çıkarıp çok katmanlı bir deneyime dönüştürüyor.

Lucy Knisley’nin kendi anılarından beslenerek yazıp çizdiği Yemeksever, profesyonel ve sosyal yaşamı mutfakla iç içe geçmiş bir ailede büyümenin izlerini ortaya koyuyor. Daha dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren mutfak kültürünün içine doğan Lucy’nin hikâyesi, yalnızca yemekle kurduğu bağı değil; aile ilişkilerini, dostluklarını ve kültürel kimliğini mutfak üzerinden yeniden inşa edişini gözler önüne seriyor. Okur, onun hayatındaki dönüm noktalarına çoğu zaman bir masa başından, bir ocak kenarından ya da bir tarif defterinin satır aralarından tanıklık ediyor.

Otobiyografik bir grafik roman olmasının yarattığı samimiyet ve sıcaklık sayesinde, yemekle bağı olan her okurun kalbine dokunmayı başarıyor. “Sevdiklerinle mutfağa girme” fikrinin yarattığı o tanıdık mutluluk, sayfalar arasında hissedilir bir hâl alıyor. Lucy’nin anılarına eşlik eden tarifler ise kitabı sıradan bir anı anlatısından çıkarıp çok katmanlı bir deneyime dönüştürüyor. Baharatlı çaydan suşiye, anneannenin yaz turşusundan annesinin özel damla çikolatalı kurabiyesine uzanan tarifler; yalnızca ölçülerden ve gramajlardan ibaret değil, aynı zamanda anılar, duygular, sevinçler, hayal kırıklıkları ve hakiki ilişkilerle harmanlanmış yaşam kesitleri olarak karşımıza çıkıyor.

Anne ve babasının ayrılığının ardından Lucy’nin lezzet yolculuğu farklı bir rotaya sapıyor. Annesiyle birlikte taşındığı kasabada üreticilikle tanışırken, babasıyla geçirdiği zamanlarda ise rafine tatların ve fine dining dünyasının kapılarını aralıyor. Bu iki ayrı mutfak kültürü arasında gidip gelirken Lucy’nin ergenlikten yetişkinliğe geçiş süreci, mutfağın sunduğu tatlar ve anılarla belleğine kazınıyor.

Lucy, yaşanmışlıklarını okuruna duyduğu saygıyla dürüst ve içten bir dille aktarıyor. Ergenlik döneminin vazgeçilmez fast food keşifleri ve bunun aile içindeki yansımaları, annesinin kurabiye tarifini birebir uygulamasına rağmen aynı tadı yakalayamaması ya da “en iyi kruvasan”ın peşinden girdiği bitmek bilmeyen arayışlar, hikâyeye hem mizah hem de sıcak bir gerçeklik katıyor. Kendi konfor alanıyla yetinmeyip dünya mutfaklarına açılan Lucy, zaman zaman hayal kırıklığına uğrasa da yeni tatları keşfetme tutkusundan asla vazgeçmiyor.

‘Yemeksever’, yemeği yalnızca bir tema olarak kullanmakla yetinmeyen; onu anıların, ilişkilerin ve yaşam yolculuğunun merkezine yerleştiren özgün bir anlatı. Mutfağı bir albüme, tarifleri ise birer hatıra nesnesine dönüştürerek okuruna hem görsel hem de duygusal açıdan doyurucu bir deneyim yaşatıyor. Yalnızca yemek tutkunlarına değil; büyüme hikâyelerine, samimi anlatılara ve nostaljiye ilgi duyan herkese hitap edebilecek olan bu grafik roman, hayatın tatlarının aslında anılarla, insanlarla ve paylaşılan sofralarla anlam kazandığını kalpten bir dille hatırlatıyor. Son sayfası kapandıktan sonra bile okurun zihninde ve kalbinde uzun süre yaşamaya devam eden sıcak bir anı albümüne dönüşüyor.

Yemeksever: Mutfaktaki Hayatım

Yemekle büyüyen bir çocuğun tadına doyum olmaz hatıraları...

Hayatı yemek olan insanlar tarafından yetiştirilen Lucy Knisley’nin anılarından film gibi kareler paylaşan Yemeksever; macera dolu seyahatler ve enfes lezzetlerle şekillen bir büyüme hikâyesi.

Marine kuzu tarifinden pesto sos yapımına farklı tat ve dokulara değinen kitap, okurları geçmişte tattıkları yiyeceklerin hatıraları eşliğinde iştah açıcı bir damak yolculuğuna çıkarıyor.

Bir yemek kitabından çok daha fazlasını vadeden bu grafik roman; aile bağları, dostluk ilişkileri, kültürel kimlik gibi kavramları mutfak üzerinden ele alıyor.

Yemek yapmanın kutsallığına inanan bir aileye doğan Lucy, mama sandalyesine oturduğu ilk günden beri hep rafine tatların izini sürmüş. Ailesinin mesleği ona benzersiz lezzetler deneyimleme olanağı sununca, o da kendisine “mutfaktaki çocuk” rolünü biçmiş. New York’ta gurme bebek, köy evinde bir şehir faresi olmuş. Canı ne zaman abur cubur çekse hep ebeveynleriyle çatışmak zorunda kalmış. Carbonaradan huevosa mutfaktaki hünerlerini sergilerken en çok kruvasan yapımında zorlanmış. Yeni keşiflere yelken açmak için seyahat ettikçe damak tadı devamlı gelişmiş. Tek kaygısının, iyi insanların kötü yemeklerle karşılaşması olduğunu söylüyor! Zaten hayatındaki en canlı anıların hep yiyeceklerin tadına dair olduğunu düşünen birinden başka ne beklenebilir ki?