“Abi uçamadın…”
“Rüzgar yoktu.”
Uçan Köfteci’de duyduğumuz ilk sözcükler bunlar… Bir tarlada yamaç paraşütünü havalandırmaya çalışan adamı kenardan izleyen çocukların kısa tespitine kısa bir cevap. Duyacağımız son sözler ise Nietzsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt’ünden tam da bu konuya dair bir alıntı olacak; bu alıntıyı bile isteye tekrarlamıyorum ki filmdeki o mükemmel zamanlamayı bozmayayım. Putların Alacakaranlığı’ndan bir alıntıyı ise başlığa taşıdım: “Ne kadar yükselirsek uçmayı bilmeyenlere o kadar küçük görünürüz”. Nietzsche’nin vurguladığı gibi uçma eylemi, mitolojik göndermelerinden ve psikolojik kaynağından süzülerek bir özgürleşme metaforu olarak ele alınıyor, bu filmde.
2025 Rotterdam Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan ve bu hafta sinemalarımızda gösterime giren Uçan Köfteci son derece yalın bir film. Her bir öğesini son derece ekonomik kullanıyor. Ne bir fazla cümle sarf ediyor ne bir fazla kamera hareketinde bulunuyor. Ne güzel manzaraya itibar ediyor ne müzikle dramatik etkisini arttırmaya tenezzül ediyor ne de mizahını abartıyor… İlginç bir öykü yakalamış, ilginç bir karaktere odaklanan ve bunları oyuncularının iyi performanslarıyla aktarmakla yetinen, kaba ya da absürd bir komedi yerine, ironiyi ustalıkla kullanan bir minimal sinema örneği.
Böyle anlatınca mütevazı bir filmmiş gibi gelebilir kulağa, ama değil. Aksine, yönetmenin projesine, kendine ve ekibine güveninden kaynaklanan bir minimalizm, Uçan Köfteci’deki… Öte yandan ana karakterleri gerçekten mütevazı: Herkesin gözünü toprağa diktiği bir dönemde gökyüzüne bakıp uçmayı hayal eden bir kahramana ve onu olduğu gibi seven bir eşe sahip. Daracık mutfaklarının tezgahında yan yana köfte hazırlarken kamera kapının hemen dışından onları görüntülüyor. Bir çiftin sevgisinin, uyumunun ve muhabbetinin sıra dışı biçimde zarif bir ifadesini bize aktarıyor. Nazmi Kırık ile Selin Yeninci’nin ayrı ayrı performansları gerçekten çok iyi ama ikisinin kimyasının tutması Kadir ile Azize arasındaki ilişkiyi inandırıcı kılıyor.
Filmde karşımıza çıkan diğer karakterlerin başlıca ilgi alanı para, özellikle de emlak yatırımı. Diyarbakır’ın bir zamanlar verimli tarım alanı olan tarlaları üzerinde yüksek bloklardan oluşan siteler inşa edilmiş. Güvenlikli, otoparklı, havuzlu… Bu konu sürekli gündeme geliyor ve o bloklar varlıklarını fark ettirecek kadar kadraja giriyor… Kadir ile aklı fikri Amedspor futbol maçlarında olan çırağı dışında herkesin ayağı yere basıyor, Uçan Köfteci’de. Ona paramotor ve paraşütle uçma dersi veren iki eğitmen dahil… Daha genç olanın filmin ortasına doğru ortadan kaybolması da filmin genel yapısına uygun olarak, sadece ‘belirtiliyor’.
Muhafazakar aile üyeleri ve komşular kimin ne yaptığı, ne yediği içtiği,ne kadar para kazandığı ve ne aldığıyla yakından ilgilenerek dedikodu temelli bir kontrol mekanizması geliştirmiş. Azize üzerinden Kadir’e baskı uyguluyorlar. Uçma tutkusu da arada bir canı soğuk bir bira çekince içmesi de mesele ediliyor. Kadir’in ve eğitmenlerinin uçma idmanları yapmak için şehir dışında dolaştığı yerlerde ise sürekli bir polis kontrolü var. Otomobilden çıkıyor, kimliklerini veriyor, nereye gittiklerine, ne yaptıklarına, bagaja sığmayan paramotorun ne işe yaradığına dair soruları yanıtlıyorlar… Uçma merakı sürekli kuşku uyandırıyor, “Diyarbakır’da” özellikle… Bir tarla sahibi ve bir sivil polis bunu vurguluyor. Uçan Köfteci’nin mizahı adından belli, bu sahnelerde de doruğa çıkıyor, ama adının ima ettiğinden çok daha incelikli. Komik değil, ironik bir film. Bu sayede sosyo-politik arka planını gayet net betimliyor. Diyarbakır’dayız, evet!
Toplum ve devlet tahakkümü bireyin özgürleşmesi için alan bırakmıyor, ama Kadir bir eskici tezgahında özgür olabileceği koca bir dünya bulmuş vaktinde! ’90’lı yıllara damgasını vuran Jostein Gaarder imzalı Sofie’nin Dünyası’nı görüp ‘sofi’ler hakkında bir kitap sanmış. Ancak okudukça ufkunu açan bu kitap sayesinde Freud ve Nietzsche alıntılayan bir adam haline gelmiş. Belki de Kadir’in asıl ‘uçan’ yanı bu: Dört yol ağzındaki açık tezgahında çalışmaktan, doğup büyüdüğü mahallede, aile yadigarı apartman dairesinde yaşamaktan ve özellikle de “İyi ki karımsın” diyerek arzuladığı Azize ile evli olmaktan mutluluk duyması. Hırs değil tutkuyla yaşaması… Nazmi Kırık’ın bu rolüyle geçen yıl hem İstanbul hem Adana Altın Koza film festivallerinde En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini kazanması boşuna değil.
Azize’ye de yakın çevresindeki kadınlardan çok daha farklı bir profil çizilmiş, filmde. Kadir’in uçma tutkusundan ve bunun sürekli dedikodu malzemesi yapılmasından rahatsızlık duyuyor ama, kocasının servetiyle övünmek yerine sevgisini hissetmek isteyen, bir gençlik aşkına hala hisler beslediği fikrine bile katlanamayan, iradeli ve kişilikli bir kadın. Selin Yeninci de rolünün hakkını veriyor.
Festival yolculuğuna bir yıl önce başlayan Uçan Köfteci’yi beklediğimize değdi! Aslında Rezan Yeşilbaş’ın bir film yapmasını 13 yıldır bekliyorduk. 2012 yılında Be Deng / Sessiz ile Cannes Film Festivali’nde kısa film dalında Altın Palmiye kazanan Rezan Yeşilbaş, çeşitli nedenlerle ilk uzun metrajlı filmini gerçekleştirebilmek için çok bekledi… 6 Şubat 2023 deprem felaketinde, yaşamöyküsüyle bu kurmaca filme esin veren Kadir Arslan’ın eşi, üç çocuğu, anne ve babasıyla birlikte yıkılan Diyarbakır Galeria Sitesi’nde ölmesi bütün ekip üzerinde bir travma yarattı… Filmi izleyince göreceksiniz, Uçan Köfteci onun ve ailesinin anısını özenle yaşatıyor.
