“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

VAR OLMANIN, MÜZİĞİN VE DİRENCİN SAHNESİ: PERA’DA BİR LOLA

Pınar Göktaş

‘Pera’da Bir Lola’, izleyicisini bir sahnenin karşısına değil, uzun bir yolculuğun içine davet eder. Caz yükselir, ışıklar yanar ve karşımızda Lola belirir. 1921’de Avrupa’dan Pera’ya savrulan Lola Schönheit’ın hayatta kalma mücadelesi, müzikle, mizahla ve dirençle örülü bir sahne evreninde görünür hale gelir. Pınar Göktaş’ın oyunculuğu Lola’nın direncini görünür kılıyor. Mizah burada bir süs değil; pes etmemenin dili olarak çalışıyor.

‘Pera’da Bir Lola’nın yazarı ve oyuncusu Pınar Göktaş, Lola Schönheit’ı tarihsel bir figür olarak değil, tarihin içinden geçerek hayatta kalmaya çalışan bir kadın olarak kuruyor. Metnin çıkış noktası Zafer Toprak’ın erken Cumhuriyet dönemi eğlence hayatına dair makalesine ve Frederick Bruce Thomas’ın hikayesini anlatan ‘Siyah Rus’ kitabına uzanıyor. Nezihe Muhiddin, Maksim ve Thomas gibi gerçek figürler bu dünyanın tarihsel zeminini oluştururken; Lola bu zemin üzerinde var olmaya çalışan, sürekli hareket halinde bir beden olarak beliriyor. 

Pınar Göktaş, bu kurmacayı sahnede yalnızca yazan değil, taşıyan bir oyuncu olarak üstleniyor. Şarkı söylüyor, dans ediyor, kostüm değiştiriyor ama bütün bu çok katmanlı performans bir gösteriye dönüşmüyor. Aksine, Lola’nın hayatta kalma stratejilerinin bir parçası haline geliyor. Bedeniyle zamanı, sesiyle mekanı kuruyor; sahnede anlatıyı sürükleyen asli güce dönüşüyor. Bavuldan çıkan her aksesuar, geçmişten bugüne taşınan bir hatıra gibi sahnede yerini alırken, Göktaş’ın oyunculuğu Lola’nın direncini görünür kılıyor. Mizah burada bir süs değil; pes etmemenin dili olarak çalışıyor.

Kabare formunun açıklığını kullanarak yükseliyor

Bu anlatıyı bugüne bağlayan asıl çerçeveyi ise yönetmen Buket Gülbeyaz’ın rejisi kuruyor. Gülbeyaz, oyunu yalnızca bir dönem hikayesi olarak ele almıyor; bir kadının hayatta kalma mücadelesini sahnenin merkezine yerleştiren bilinçli bir dramaturjik tutum geliştiriyor. Nostaljiye yaslanmak yerine kabare formunun açıklığını kullanarak anlatıyı yükseltiyor; böylece hem eğlence dünyasının parıltısını hem de o parıltının ardındaki kırılganlığı aynı anda görünür kılıyor. Yönetmenliğin gücü, seyirciyle kurulan ilişkide belirginleşiyor. Seyirciler bu yolculukta bir geminin yolcuları oluyor. Hikaye bize anlatılmak yerine, bizimle birlikte akan akışkan bir yapıya dönüşüyor. Bu tercih, Lola’nın hikayesini bir “anlatı” olmaktan çıkarıp paylaşılan bir deneyim haline geliyor. Rejinin akılcı ve dengeli yapısı, müzikle, oyunculukla ve sahne geçişleriyle birlikte çalışarak oyunun ritmini yükseltiyor. 

Sahne tasarımı ve ışık kullanımı, mekân kurmaktan çok atmosfer yaratıyor. Işık, zamanın akışını belirleyen bir unsur gibi çalışıyor; bazen bir liman, bazen bir gece kulübü, bazen de belirsiz bir ara alan yaratıyor. Büyük dekorlar yok, ama her ışık değişimiyle başka bir zamana geçiyoruz. Bu yalınlık, Lola’nın hayatındaki geçicilik hissini derinleştiriyor: Hiçbir yer tam olarak “orada kalınacak” bir yer değil. Canlı müzik ise oyunun duygusal omurgasını oluşturuyor. Yusuf Hacıalioğlu(gitar), Ali Baran Özcan (bas gitar), Necmi Taşkıran (davul) ve Mehmet Taşkınvardar'dan (Saksafon) oluşan orkestra, sahnenin arkasında duran bir eşlikçi değil; anlatının nabzını tutan bir güç. Müzik, Pera’nın eğlence hayatını çağırırken aynı zamanda yolculuğun dalgalı ritmini de hissettiriyor. Caz burada yalnızca bir tür değil; göçün, geçiciliğin ve tutunma arzusunun sesi hâline geliyor.

İnsanın içine yerleşen hikaye

‘Pera’da Bir Lola’, ait olma duygusunu ulaşılacak bir son olarak değil, sürekli yeniden kurulan kırılgan bir hal olarak ele alıyor. Lola’nın yolculuğu bir varışla tamamlanmıyor; her durakta yeniden başlayan bir var olma çabasına dönüşüyor. Hayatını sırtında taşıyan bu kadın, pes etmemeyi bir erdem değil, zorunlu bir güç olarak sahneye getiriyor. Oyun, bir kadının hayatta kalma hikayesini anlatırken, sahnenin nasıl bir direnç alanına dönüşebileceğini de sessiz ama kararlı bir biçimde gösteriyor.

Tekne yolculuğu sona erdiğinde Lola sahneden çekiliyor. Ama seyirci karaya aynı yerden bakarak çıkmıyor. Çünkü bazı hikayeler insanın içine yerleşiyor, orada kalıyor ve uzun süre sessizce çalışmayı sürdürüyor.

Perada Bir Lola’ 17 Şubat Salı 20:30 Eskişehir F/Stop Salon, 21 Şubat Cumartesi 21:00 İstanbul DasDas Alternatif Sahne, 2 Mart Pazartesi 21:00 Beyoğlu Bova Jazz Club, 10 Mart Salı 21:00 İstanbul KATS Sahne’de izlenebilir.


Ayrıca okuyun