“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

YEPYENİ BİR ANTİGONE: BEYAZ GÜVERCİNLER UÇUŞSUN

Bursa Şehir Tiyatroları’nda sahnelenen ‘Antigone’, seyrin ardından yönetmeni Altuğ Görgü’ye teşekkür etmemi sağlayacak kadar etkili ve güçlü anlatımıyla şimdiye kadar izlediğim hiçbir ‘Antigone’ye benzemiyor. 

Podyum Sanat Mahal’de izleyiciyle buluşan ‘Antigone’ oyunu öncesinde basın mensuplarıyla buluşan Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın genel sanat yönetmeni, duayen oyuncu Ali Düşenkalkar, Bursa’nın pek yakında bir tiyatro kentine dönüşeceğinin sinyallerini verdi. Tiyatronun nesiller arasında bağ kurma görevi üstlendiğini söyleyen Düşenkalkar, bu dönem kadrolarına 10 yeni oyuncunun daha katıldığını, tiyatronun artık dekorlarını ve kostümlerini kendilerinin üretebileceği atölyelere de sahip olduğunu ekledi. Yeni çalışmaların müjdelerini veren Düşenkalkar, sevilen film ‘Neredesin Firuze’nin yakın zamanda yine Levent Kazak’ın kaleminden çıkan bir metinle perde açacağını da söyledi. Çok yakında Bursa’ya yolumuzu itinayla düşüreceğimiz şimdiden belli oldu diyebilir miyiz? 

Hip-hop ‘Antigone’

Kutlay Akbal, şehrin tek otoritesi, dikta rejiminin karanlık yüzü Kreon’a hayat verirken; söz dinleyen, hanım hanımcık kızımız İsmene’yi Elif Ağören’in ve kardeşinin tam zıddı Antigone’u Hilal Öztunca’nın performansıyla seyrediyoruz. Dekor tasarımında Şafak Kerem Kızıltan’ın imzası bulunan oyun, Oktay Köseoğlu’nun oyun için ürettiği rap, hip-hop tarzındaki yenilikçi müziğiyle farklı bir boyut kazanıyor. Oyuna dair en yenilikçi bulduğum kısımlardan biri olan şarkısı, nesiller arası köprü kurma misyonuyla özellikle anlam kazanıyor.

Hem lisans hem yüksek lisans dönemimde, üç sömestr boyunca dersine konuk olduğum ‘Antigone’yle doğup büyüdüğüm şehirde karşılaşmak, zihnimde -deyim yerindeyse yıllardır süregelen- çekişmelere nokta koyabilmemi sağladı. Bu vesileyle, Antigone’nin hikâyesine yakından bakmak; ailesi, babası ve kardeşleriyle örülü öyküsünün katmanları arasında keşfe çıkmak isteyen okuyucuları Antigone’yi irdelediğim aşağıdaki analiz bölümlerine davet ediyorum.

Aileden gelen karanlık miras

Oidipus’un dillere pelesenk olmuş hikâyesi malumunuz. Ancak onun hikâyesinin, psikolojinin kompleksleri ile sosyal yaşamın yüzeysel esprilerinden önce değinmemiz gereken, çok daha önemli bir boyutu var. Bu boyut genellikle buzdağının görünmeyen kısmı gibi devasa etkisini gizlemiş. Biz cüret edip biraz yaklaşalım isterim. 

Antik Yunan dünyasına dair okumalar yapanlar bilir ki, bizim dünyamızla farklılıkları daha kavramsal boyutlardan başlar, en temelden. İlk olarak, Antik Yunan’ın bizim bildiğimiz bir ruh anlayışı yok. Onlara göre insan ‘psykhe’si uçsuz bucaksız, sonsuz ve sınırları belirlenmemiş bir boşluk. Bu boşlukta hangi güçlerin etken olduğu da bilinemez. Haliyle bir eylemi hangi gerekçeyle gerçekleştirdiğini anlamlandıramayan insanlar da bu eylemin, düşünebildikleri en yüce varlıklar olan tanrılar tarafından onlara yaptırıldığına inanır. Kısacası yalnızca ruh değil, buna bağlı olarak irade kavramı da zihinlerinde henüz oluşmamış. Ancak Oidipus, talihsiz hikâyesindeki büyük tiradında, “Ben, ben kendi ellerimle bunu yaptım (gözlerimi oydum)” dediğinde, bu bir milat kabul edilir. Çünkü bu, bir tragedyada bir karakterin ilk kez kendi hür iradesiyle bir eylemi gerçekleştirdiğini bizzat beyan edişi olur.

Toplumsal bir kırılma noktası

Oidipus’un talihsiz hikâyesinden doğan çocukların akıbetinin pek parlak olamayacağını da tahmin edersiniz. Oidipus’un dört çocuğu vardır: Antigone, İsmene, Eteokles ve Polyneikes. Bu çocuklar içinde en vefalısı Antigone, gözlerini kör eden babasının sürgün yaşamında ona eşlik eder. Sophokles’in, Oidipus üçlemesinin sonuncu tragedyası olan ‘Antigone’de koro onu, “Antigone, Oidipus’un, bedbaht bir babanın, bedbaht çocuğu” olarak tanıtır. Bu sırada, şehir devletinin yönetimi iki erkek kardeş arasında dönüşümlü olarak sürdürülecektir, kararı verilir. Ancak Eteokles, sırası geldiğinde Polyneikes’e tahtı teslim etmez. Ailesine düşkün, vefakâr, cefakâr ancak isyankâr ve itaat etmeyen Antigone ile uysal, söz dinleyen İsmene’nin hak iddia dahi edemeyeceği taht kavgaları, erkekler arasında çok geçmeden kanlı bir savaşa dönüşecektir. 

Toplumun değişim ve dönüşüm döneminin en yaygın edebi biçimi olan tragedyalar geleneksel aile hayatından yasalarıyla, yazılı kurallarıyla ve kendi işleyişini-düzenini kendi tahsis eden şehir devletlerine geçişin, sosyal inşa aşamasının ilk döneminin karmaşasını yansıtır. Bu yepyeni savaş ilanı da tragedya tarihinde yepyeni bir kırılma noktasını imler. Kardeşlerin birbirinin kanını dökmesine kadar sürecek savaşın ardından Kreon (dayıları) gelir, kral olur ve yeni kral elbette, yeni kurallar koymaya başlar. 

Kreon’un, hükümdarlığının ilk kuralı, aile bağlarının yüklediği sorumluluğu hiçe sayan (ancak şehir devletinin iyiliğini öncelediğine inandığı), “Polyneikes’in ölmüş bedeninin, olağan bir cenaze töreni ile onurlandırılmaması” olur. Aristoteles’in ‘Poetika’da belirttiği şekliyle tragedyalarda asıl olan kahramanın kötü biri olarak kötülük amacıyla eylemesi değil, iyilik amacıyla eylediğini düşünürken kötülük etmesidir. Toplumun değişimi bu hükümde belirir, tanrısal hukukun hüküm sürdüğü toplumda ölüyü usulüne uygun defnetmek zorunludur. Çünkü, “Hades her ikisine de aynı mezar hakkını tanır” ve ölüyü doğru şekilde yolculuğa çıkarmak toplum olarak sizin yükümlülüğünüzdür. 

İtaat etmeyen Antigone

Ancak beşeri hukukun yeni yeni inşa edileceği Antik Yunan şehir devletlerinde, ilahi hukuk etkisiz kılınmaya çalışılır. Kendi kurallarını kendi koyabilen, normatif şehir hayatının muktedir bireyleri karşısında dinin süregelen yasaları, ailenin geleneksel yapısı bir bakıma, Antigone ve Kreon üzerinden sembolleştirilmiş şekliyle karşılaştırılır. Ayrıca itaatkâr İsmene, normatif eril tahakküm sisteminin örnek gösterdiği ideal kadınken, Antigone itaat etmeyen, istenmeyen, tehlikeli ve isyankâr kadın olarak işaretlenir. 

Tüm bunların yanında asıl önemli olduğunu düşündüğüm nokta, Kreon ve Antigone’nin diyaloglarında gördüğümüz sosyal yaşamda sınırları belirlenmeye çalışılan ‘kadın olma’ meselesi. Serdar Tekin’in ifade ettiği biçimde: “Ölülerimizi, onlarla kanbağı taşıyan aile bireyleri olarak, biz gömeriz. Antigone, Polyneikes’in cesedini, Polyneikes herhangi bir insan olduğu için değil, kendi kanından olduğu için, onun kardeşi olduğu için gömmek ister. Başka bir deyişle, ölüye karşı yerine getirilecek son görev, öncelikle ve asıl olarak, aileye aittir.”

Dolayısıyla ölüsünü gömmek isteyen Antigone, bunu ilahi hukukun ve aile kurumunun temsilcisi olarak gerçekleştirmek ister. Hegel de Antigone’yi, anaerkil düzenden ataerkil düzene geçişin ve akrabalık ilkesinin bir temsilcisi olarak yorumlar. Bu noktada Kreon, artık ilahi yasayı engelleyen bir güç olmakla kalmaz, rolleri ve sınırları ev ile aile içerisinde konumlanan kadının yegane otoritesini de elinden almaya çalışır. Bundan böyle kadın, eylemini yine ev içinde ailesine karşı sorumlulukları sebebiyle gerçekleştirmeye çalışsa bile, egemen olanın -yani erkeğin- onayı olmadığında artık ‘eyleyen’ olamayacaktır. 

Kreon, yeni kurulan şehir devletinde kadının itibarını ve ev içerisindeki iktidarını elinden almaya çalışırken Antigone’ye “Ben sağ olduğum sürece bir kadının hükmü altına girmem” der. Bu sözle, kadına bırakılmış yegâne alanın tek karar vericisinin de yine kendisi, yani erkek olduğunu vurgular. Bu nedenle boyun eğmeyen, itaat etmeyen Antigone, aslında kadın haklarının bir temsilcisi olarak da konuşur. Oyun süresince, erkekler tarafından kadınlara atfedilmiş rollere uymaz, erkeklerin sözlerine itaat etmez. Boyun eğmez. Ancak derin sembolik anlamlarına rağmen Antigone, ölüm fermanı verildiğinde ağlamaya başlar.

İşte, benim Antigone ile olan kavgam da aslında tam bu noktada başlamıştı: “Bana bakın, yurttaşlarım! Bakın, bugün son yolculuğumu yapıyorum! Güneşin parlak ışıklarını son defa görüyorum! Artık bundan sonra hiç görmeyeceğim. Evinde ebedi uykulara daldığımız Hades beni diri diri Akheron kıyılarına sürüklüyor. Dünya evine girmedim, benim için gelin türküleri söylenmedi.”

Bu cümlelere bakıldığında, herhangi bir seyirci pekâla, “En isyankar, en özgürlükçü kadın da evlenemediği için, sadece aile kuramadığı için ağlıyor; çünkü kadın dediğin evinin kadını çocuklarının annesi olmak ister” diye düşünebilir. Bu boşluk, bilinçli bir manipülasyon tekniğine dahi dönüştürülebilir. Bu nedenle başından sonuna takip ettiğimiz karakterimizin bu ‘ağlak’ sahneleri, bende her zaman bir iç bulantısı, bir güvensizlik oluşturmuştu. Şimdiye kadar…

Semâ dönüşüyle Antigone

Sophokles’in binlerce yıllık metninin Altuğ Görgü’nün yönetmen koltuğunda oturduğu bu yepyeni versiyonuyla ‘Antigone’, bu cümleleri söylerken semâ dönüyor. Böylece karakter, bu grafik eşleşmeyle göklerden gelen söylemi yeryüzüne aktardığını, ilahi olanın sözcüsü olduğunu izleyiciye göstermiş oluyor. Bu sembolik anlatım, o kadar dahiyâne bir görsel anlatı biçimi inşa ediyor ki; estetik güzelliğinden de aldığı güçle, seyircinin hakkında yüzlerce sayfa akademik okuma yapmadan anlamlandırması mümkün olamayacak alt metnini bir anda aktarıyor. Seyrettiğim temsilleri arasında ilk kez bu versiyonuyla ‘Antigone’, kuşku boşluklarına yer bırakmayacak kadar temellendirilmiş bir anlam kazanıyor. Göklerden gelen kararın sesi, ilahi hukukun son temsilcisi, anaerkil sosyal yaşamın savunucusuyla bir anda barışıyorum. Öylece. Öyle ki, oyunun ardından yönetmenine teşekkür etmeyi bir borç biliyorum. 

Altuğ Görgü’nün bu dahiyâne hamlesiyle yıllardır zihnimde süregelen tartışma bitti. Seyrederken adetâ göğüs kafesimden beyaz güvercinler havalanan temsili de bu nedenle sizlerle paylaşmak istedim. Antigone’nin öyküsüne tanık olabilmek için muazzam bir fırsat olarak gördüğüm oyunu tüm Bursalıların seyretmesini temenni ederim. İyi seyirler!

Antigone

16 Aralık Salı, 20:00

Podyum Sanat Mahal

Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu


Ayrıca okuyun