“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

İFŞA EDENLERİN HAKLARI NELER?

İFŞA EDENLERİN HAKLARI NELER?

Son dönemdeki ifşaların ardından ifşa edilenler de avukatlarıyla birlikte tehditler savurmaya başladı. İfşacılar hakkında davalar açıldığını duyuyoruz. Peki ifşa edenlerin hakları neler? Bu alanda yetkin iki hukukçu avukat Eren Keskin ve avukat Tuba Torun’la ifşaların hukuki koruma imkanlarını, ifşa edenlere dönük avukat tehdidini, buna karşı yapılabilecek başvuruları konuştuk. 

Geçen haftalarda fotoğraf sektöründe başlayan ifşalar pek çok mecraya yayılan bir ifşa eylemliliğini güçlendirdi. Kadınlar ve LGBTİ+’lar maruz kaldıkları cinsel şiddet eylemlerini kamuyla paylaştılar. Paylaşımlar sürerken ifşa edilenler de avukatlarıyla birlikte tehditler savurmaya başladı. Haklarında dava açılan okurlarımız olduğunu da öğrendiğimiz için ifşa eylemleriyle ilgili ne tür haklar olduğunu iki hukukçuyla konuşmak istedik. 30 yıldır cinsel şiddet suçlarıyla hukuki mücadeleler yürüten, İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı avukat Eren Keskin ve insan hakları alanında faaliyetler yürüten feminist avukat Tuba Torun’la ifşaların hukuki koruma imkanlarını, ifşa edenlere dönük avukat tehdidini, bu tehditlere karşı yapılabilecek başvuruları konuştuk.

İFŞA MEŞRU BİR EYLEM TARZI 

Çağdaş sanat alanında üreten kadınların ve LGBTİ+’ların şiddet faillerine dair ifşa hareketlerine yakın zamanda tanık olduk. Birbirinin sesinden güç alan bu hareketi sizce meşru kılan nedir?

Eren Keskin: Türkiye Cumhuriyeti Devleti yargısı son derece erkek egemen, militer ve feodal değer yargılarıyla kurulu, homofobik-transfobik bir yargı... Aslında Türkiye Cumhuriyeti Devleti birçok uluslararası sözleşmenin tarafı... Bu sözleşmelerde kadınların ve LGBTİ+’ların ayrımcılığa ve şiddete uğramama hakları düzenlenmiş. Ancak yine belirtmek gerekir ki Türkiye bir hukuk devleti değil. Aslında iç hukukun bile üzerinde kabul ettiği uluslararası hukuku tamamen çiğnediği ve ihlal ettiği gibi kendi iç hukukunu bile uygulamayan bir devlet yargısından söz ediyoruz. Kadınlara ve LGBTİ+’lara yönelik şiddet konularında tamamen sınıfta kalmış bir yargı sistemi var. 

Ben yaklaşık 30 yıldır bu alanda çalışan bir avukat olarak söyleyebilirim: Özellikle failin devlet güçlerinden biri olması durumunda hiçbir şekilde olumlu karar çıkmıyor. Büyük bir cezasızlık söz konusu. Diğer olaylarda da hiçbir zaman tam anlamıyla hukuk vicdanına uygun kararlar çıkmıyor. O yüzden zaten ifşa kadınlar ve LGBTİ+’lar için meşru bir eylem tarzı. Biz zaten bu tür durumlarda yasallık ve meşruluk arasındaki ince çizgide her zaman meşru olandan yanayız. Yargının kadınlara ve LGBTİ+’lara bu kadar çifte standartlı yaklaştığı bir noktada ifşa kadınların ve LGBTİ+’ların sarılacağı tek eylem tarzı... Tamamen meşru olduğunu düşünüyorum. Ama tabi ki tehlikeli de bir yol. Her zaman hata yapma ihtimali var. Ama hata yapma ihtimali bu hakkı ortadan kaldırmaz. 

ŞİDDET FAİLİNİN GİZLİLİĞİ OLMAZ

Faillerin ve avukatlarının, ifşa hareketine katılanlara karşı yargı sopasına sarıldığını görmekteyiz. İfşa edenlerin haklarından kimse söz etmiyor. Yaşadığı şiddeti paylaşanlar nasıl bir hukuki koruma altında?

Eren Keskin: Aslında biz her ifşa olayında benzer durumla karşılaşıyoruz. Kadınların ve LGBTİ+’ların şiddetin mağduru oldukları davalarda karşı tarafın, yani şiddet failinin avukatlarının ve ailelerinin saldırısına uğradık, şikâyet edildik. Bu bir yaklaşım tarzı. Bu, erkek egemen anlayışın kendini koruma yöntemi. Evet, ‘özel hayatın gizliliği’ diye bir şey var. Yakınındaki kişilerin, olayla ya da şiddetle birebir ilgisi olmayan kişilerin adlarını yazmamak, fotoğraflarını yayınlamamak gerekir. Ama şiddet failinin artık bir gizliliği olmadığını düşünüyorum. Bu konuda yasallık ve meşruluk tartışmasını yapmak gerekiyor. 

Kadınların uluslararası hukuka rağmen şiddetin önüne hedef olarak konulduğu bir coğrafyada ifşanın artık yasal olup olmadığına dair tartışmanın yapılamayacağını düşünüyorum. Kadınlar ve LGBTİ+’lar ölüyor. O nedenle ifşa belki de son koruyucu mekanizma. Yargının korumadığı yerde ifşaya başvuruluyor. ‘Yasal mı değil mi’ tartışması yanlış bir tartışma.

İNSAN HAKLARI KURUMLARINA BAŞVURABİLİRSİNİZ 

Uğradığı şiddeti ifşa ettiği için ya da o ifşa metnini kendi sosyal medya platformlarında paylaştığı için hakkında dava açılan kişilerin, şayet herhangi bir avukatla çalışacak maddi gücü yoksa başvurabileceği bir ağ ya da kurum var mıdır? Ne tavsiye edersiniz?

Eren Keskin: Biz yaklaşık 30 yıldır Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu olarak çalışmalarımıza devam ediyoruz. Şiddete maruz kalan kadınlara ücretsiz hukuki yardım veriyoruz. Birleşmiş Milletler tarafından destekleniyoruz. Böyle bir saldırıya maruz kalanlar bizim büromuza başvurabilirler. Yine yönlendirme merkezleri olarak insan hakları kurumlarına da başvuru yapabilirler.  

BİR KORUMA MEKANİZMASI OLARAK DAYANIŞMA

İfşa edilen kişi ısrarla mesaj atmaya, tehdit etmeye, ifşanın kaldırılması için baskı yapmaya devam ediyorsa burada önerdiğiniz hukuki bir yol var mıdır?  

Eren Keskin: Saldırgan fail eğer ısrarlı takiplerine, aramalarına, tehditlerine devam ediyorsa bunun hukuki yolu suç duyurusu yapmak. Ama bu suç duyurularından ne kadar ve ne çabuklukta yanıt alınıyor derseniz ona verecek olumlu cevabım yok. Bugün cinayete kurban giden birçok kadın uzaklaştırma kararları almış olabiliyorlar, suç duyurusu yapmış olabiliyorlar. Ama yine de ölüm gerçekleşebiliyor. Yargıya tabi ki başvurulacak. Başka bir hukuksal yol yok. Ama bu tür durumlarda dayanışmanın ve özellikle kamuoyunu bilgilendirmenin de bir koruma mekanizması oluşturduğunu düşünüyorum. 

İFŞALAR UYARI MEKANİZMALARIDIR 

İfşa eylemlerinin Türkiye yargısının kadın ve LGBTİ+’lardan yana tavır alamamasıyla ilişkisi nedir?

Tuba Torun: İfşa; henüz hukuki bir kurum değil. Hukukun bittiği yerde dünyanın her yerinde çalışan bir eylemsellik olarak ifşa başlıyor. Genellikle suç teşkil eden fiil zamanaşımına uğramışsa ya da artık herhangi bir sebeple hukuki çare imkânı kalmamışsa, mesela takipsizlik kararı verilmiş ve karar kesinleşmişse, ifşaya başvuruluyor. Suç teşkil eden fiili işlemiş ve bir şekilde cezasız kalmış kişilerle ilgili bir çeşit toplumsal dışlanma mekanizması işletiliyor. 

Güç eşitsizliği durumundan faydalanarak karşılarındaki kişilere şiddet uygulayanlar söz konusuysa, özellikle de bu kişiler ünlüyse, seri olarak bu fiilleri yapıyorsa bir çeşit uyarma mekanizması çalışıyor. Bu amaçla ifşalar gündeme geliyor. Erkek yargıdan söz edebiliriz. Türkiye’de yargı neden kadınlardan ve LGBTİ+’lardan yana tavır alamıyor diye sormak gerekiyor. Niçin cezasızlıkla karşı karşıyayız? Ataerkil yapıdan kaynaklı eril bakışın yargıya da tezahür etmiş olması erkek yargı dediğimiz olguyu ortaya çıkarıyor. Elbette siyasi sebepler de var. İktidarın kadın düşmanı, LGBTİ+ düşmanı ve toplumsal cinsiyet eşitliği karşıtı tutumuyla politikalar üretmesi ve yasalar çıkarması da etken. 

BİR ÇEŞİT DİLLENDİRME 

İfşaların kolektif olması gerektiğini söylediğiniz yakın zamanlı bir demeciniz var. Neden önemli?

Tuba Torun: Kolektif olmak sadece ifşalar için değil, hak savunularının tamamı için önemli. Kolektif olmak, güçlü olmak demektir. Kamuoyunun iradesinin ortaya koyması avantaj sağlar. İfşalarda genellikle failin bir kişiye değil, birden fazla kişiye karşı eylemini görmekteyiz. İfşanın açığa çıkması ile şiddet teşkil eden eyleme maruz kalanların sesi daha çok duyuluyor. Failin toplumsal dışlanma ihtimali artıyor. Mağdur edilmiş bütün insanlar tarafından bu eylemin dile getirilmesi inandırıcılığı da artırıyor. Tanık beyanları çoğalıyor ve bir çeşit delillendirme oluyor. Bir feminist olarak ifşanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Son derece meşru bir yöntem olduğunu savunuyorum. 

BAŞINA GELENİ ANLATMAK SUÇ DEĞİLDİR 

İfşa eyleminin meşruiyetini ne sağlar?

Tuba Torun: İfşa, meşruiyetini bir kişinin kendi başına gelenleri anlatmasından alıyor. Bir şiddet teşkil eden eylem gerçekleşmişse, başına gelen şeyi söyleme hakkına sahipsin. Genellikle de gizli kaldığı için ve delillendirilemeyen klasmanda olduğu için cinsel dokunulmazlığın ihlaline dayalı suçlarda ifşalar oluyor. Mağdurların suçlandığı ülkelerde bir kişinin başına gelenleri anlatması zordur. Böyle bir şeyi anlatmaya cesaret edebilmişse, söylediklerine kulak vermek toplumun bir çeşit borcudur. 

Amerika’da Megan Yasası var. 6 yaşında bir çocuğun istismara maruz bırakılmasının ardından, istismar mağdurunun ailesi imza toplayıp bu yasanın çıkarılmasını istiyor. “Daha önce cinsel dokunulmazlığın ihlali ve istismar suçu işlemiş bir kişinin bu mahallede yaşadığını bilseydim ben bu mahalleye küçük yaştaki çocuğumla taşınmazdım” diyorlar. Çıkarmak istedikleri yasa da bulundukları yerlerde cinsel dokunulmazlığın ihlali suçu işlemiş kişilerin yaşayıp yaşamadığını gösteren bir listelemeyi talep ediyor. Açıp baktığında kendi mahallende bu suçu işlemiş kişiler var mı diye görebiliyorsun. Bu, oldukça tartışmalı da bir yasa. Unutulma hakkı gibi haklar da gündeme geliyor. Bu yasa halen Amerika’da bazı eyaletlerde geçerli. Açık adres verilmiyor, sadece bölgedeki cinsel dokunulmazlığın ihlali suçlarını işlemiş kişiler gösteriliyor. Bu tür uygulamalar var ama tartışmalı.

Yapılan ifşalara dönecek olursam, ifşa yaparken dikkat edilmesi gereken bazı kıstaslar var. Örneğin adres, telefon numarası gibi kişisel verilerin verilmemesi gerekiyor. Bunu yaptığınızda suç oluşur. Ama ismini soyismini açıklayabilirsiniz. Suçlanan kişilerin aklanmak için açtığı dava örnekleri var. Hakları var, kullanabilirler. Ama ifşa bir suç değildir. İfşa yapanlara saldırı ve tehdit ise suçtur, suç duyurusunda bulunma hakkımız var, bulunmalıyız. Bir kişi başına gelen bir vakayı dile getirdiği için hiçbir surette bu kişiye karşı suç işleyemezsiniz. 

TEHDİTLER KARŞISINDA DÖRT HUKUKİ YOL

Fail avukatlarının tehditleri karşısında kadın ve LGBTİ+’ların başvuracağı mekanizmalar var mı?

Tuba Torun: Eğer bir avukat tehditinden söz edilmekteyse dört yol var. İlki, avukat olduğu için bağlı bulunduğu baroya disiplin cezası alması için şikâyet edebilirsiniz. İkincisi, tehdit suçunu işlediği için TCK madde 106 kapsamında suç duyurusunda bulunabilirsiniz. Başkaca suçlar işlemişse, örneğin tehdit ederken bir yandan da hakaret etmişse hakaret suçlamasını da şikâyete eklersiniz. Bunların hepsini aynı şikâyet dilekçesiyle yaparsınız. Savcılığa veya en yakın karakola gidip şikâyet beyanlarınızı verebilirsiniz. Bu suçları tespit etmek savcılığın işidir. 

Üçüncüsü: Eğer sizi gerçekten rahatsız eden bir durum olursa, bir şiddet durumu söz konusu olduğu için, 6284 sayılı Kanuna göre koruma kararı talep edebilirsiniz. Bu tedbirler arasında en çok kullanılan uzaklaştırma kararıdır. Fiziksel olarak size yaklaşamaz. İletişim kanallarıyla sizinle iletişim kurulmaması için de tedbir kararı isteyebilirsiniz. Koruma tedbirini en yakın mülki amirden, adliyeden veya karakoldan talep etmek mümkün. Dördüncüsü, tazminat talep edebiliriz. Yaşadığımız manevi eziyet sebebiyle manevi tazminat talebinde bulunabilirsiniz. Eğer kişi avukat değilse; örneğin siz bir akademisyeni ifşa etmişseniz ve bu akademisyen sizi tehdit ediyorsa yine bağlı bulunduğu kuruma idari cezalandırma için şikâyet edebilirsiniz. Mesleği her ne ise o meslek kuruluşuna şikâyet edebilirsiniz. 

KADIN DÜŞMANLIĞINDAN GÜÇ ALIYOR

Eğer karşı taraf itibar suikasti yönünden tazminat davası açmışsa burada yine hukuki savunma yollarına başvurmak gerekir. İfşanın meşru bir yöntem olduğunu, bu hakkı kullandığını, cezasızlıkları, başına gelen fiille ilgili neden hukuki yollara başvurmadığını, ya da başvurduysa olumsuz sonuç aldığını öne sürmek gerekir. Bu davaların bir avukat eşliğinde yürütülmesinde fayda var. Mümkün olduğu kadar tanığın dosyaya eklenmesi ya da bu eylemle ilgili her ne delil varsa dosyaya sunulması gerekir. Metoo hareketi sonrası ifşa edilenler kamuoyu baskısıyla hareketsiz kalmıştı. Bugünkü kadar tehdit ve savaş ilanı yoktu. Fakat son dönemlerde böyle bir artış var. İktidarın kadın düşmanlığından güç alıyorlar. Kadın düşmanlığının arttığı bir ortamda ifşalara karşı şiddet içeren bir direnç oluşuyor. Kadınlar ve LGBTİ+’lar ‘biz de varız’ dedikçe, ciddi bir erkeklik paniği de başlıyor. Bunun karşısında kendimizi savunmamız ve bu suçları cezasız bırakmamamız gerekir. Dijitalle birlikte artık suçlar da gizli kalamıyor.

CİNSEL ŞİDDETLE MÜCADELE DERNEĞİ: GÜVENLİ ALANLAR YARATMAK, GÜÇ İLİŞKİLERİNİ DÖNÜŞTÜRMEKLE MÜMKÜN

Geçtiğimiz haftalarda başlayan ifşa hareketi pek çok mecrada cinsel şiddet faillerinin yer edindiğini, farklı pozisyonlar aldıklarını, sanatsal üretim alanlarının güvenli alanlar olamadığını göstermiş oldu. Şiddetin bu kadar yakınımızda olduğunun hepimizde yarattığı endişeye karşı yeterli koruyucu-destekleyici mekanizmalar ya da güvenli alanlar nasıl yaratılabilir?

Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği: Cinsel şiddet hayatın her alanında, bunu biliyoruz; ancak özgürlük, yaratıcılık ve ifade alanı olarak sunulan sanat çevrelerinde ifşalarla ortaya çıkan bu durum hepimiz için derin bir sorgulamayı beraberinde getirdi. Cinsel şiddetin konuşulmasının da önemi burada. Son dönemdeki ifşalar ile yalnızca faillerin bireysel eylemlerini değil, onları koruyan, meşrulaştıran ya da görmezden gelen yapısal dinamikleri de gördük. Güvenli alanlar yaratmak, sadece failleri dışlamakla değil, güç ilişkilerini dönüştürmekle mümkün. Bunun için kurum içi etik ilkeler, başvuru ve destek mekanizmaları, bağımsız danışma hatları, topluluk içi dayanışma ağları gibi hem önleyici hem onarıcı süreçlerin kurulması gerekir. Herkesin (kadın, erkek, LGBTİ+, engelli, HIV ile yaşayanlardan ve tüm çalışanlardan bahsediyoruz) kendini güvende hissedebileceği alanlar, yalnızca şiddeti dışlama değil, şiddetin nasıl yeniden üretildiğini anlama ve dönüştürme çabasıyla kurulabilir.

Sanat yayınlarının bu noktadaki sorumlulukları neler ve ifşalar karşısında yayın dünyası nasıl bir tavır almalı?

Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği: Sanat yayıncılığı bu süreçte yalnızca bir “yansıtıcı” değil, toplumsal dönüşümün sorumluluğunu da taşıyan bir aktör. İfşalar karşısında atılacak adımlar —örneğin faillerin metinlerinin kaldırılması— önemli olsa da tek başına yeterli değil. Yayınlar; güç istismarına sessiz kalmayan, cinsel şiddetle mücadelede etik, adil ve hak temelli bir yayın politikası geliştirmeli. Bu politika, sadece kriz anlarında değil, her daim toplumsal cinsiyet eşitliğini gözeten, kapsayıcı, şiddet karşıtı bir yayıncılık anlayışını içermeli. Şiddet karşısında tutum almak, cezalandırmadan çok dönüşümü hedefleyen kolektif bir sorumluluk alanı olarak görülmeli.

  • Bizden Notlar:

- Tehdit suçunun şikâyet süresi 6 aydır. 

- 6284 sayılı Kanun koruması için size en yakın karakola, Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi'ne ya da Cumhuriyet Başsavcılıkları'na başvurabilirsiniz. 

- Ekonomik gücü olmayanlar Baroların Adli Yardım bürolarına da bakabilir. Ancak öncelik insan hakları kuruluşları olmalı.


Ayrıca okuyun