“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

KRİZ, HANGİ KRİZ? PARİS'TE SON AKŞAM YEMEĞİ DEVAM EDİYOR

Art Basel Paris

‘Piyasa daralıyor, kriz var’ fısıltılarının gölgesinde başlayan Art Basel Paris 2025, Grand Palais’in görkemli kubbesi altında kendi mikrokozmosunu kurdu. Seçkin koleksiyonerlerin ağırlandığı ‘Avent-Première’ oturumunda Gerhard Richter’in eseri 23 milyon dolara, bir Modigliani tablosu 10 milyon dolara satıldı. Bu rakamlar, genellikle tekil satışların 1 milyon doların altında seyrettiği Paris pazarı için yeni bir döneme işaret ediyor. 

Dünya siyasetinde tansiyon yükseliyor, küresel ekonomi yavaşlıyor ve Louvre Müzesi soygununun yankıları hâlâ manşetlerde dolaşıyor. Ama Art Basel Paris 2025, Grand Palais’in görkemli kubbesi altında kendi mikrokozmosunu kurdu.

Alex Da Corte’un dev şişme Kermit enstalasyonu, Ai Weiwei’nin legodan yaptığı ‘Son Akşam Yemeği’ yorumu (The Last Supper in Green) ve canlı renklerle dolu standlar, fuarın ticari gösterişlerini ve spekülasyonlarını bir süreliğine hafifleten ironik dokunuşlardı.

Bazen bir dev kurbağa ya da birkaç lego parçası bile çağdaş sanat dünyasının dengelerini sarsmaya yetiyor.

Sektör kulislerinde ise ‘Piyasa daralıyor, kriz var’ fısıltıları dolaşıyordu. Bu yüzden, fuarın ruhunu en iyi yansıtan gönderme, Supertramp’in 1975 tarihli albümü ‘Crisis? What Crisis?’ oldu. Le Quotidien de l’art dergisi de bu ironiyi takip ederek şunları sordu:

“Sanat piyasası gerçekten durgunlukta mı? Satışlar, piyasanın sağlığının tek göstergesi olabilir mi? Galericiler tüm gerçeği söylüyor mu? Bu oyunda birden fazla bilinmeyenli ve biraz blöf payı var mı?”

MİLYON DOLARLIK SATIŞLAR

‘Kriz? Hangi kriz?’ belki de bir meydan okumaydı.

‘Avent-Première’ oturumunda sınırlı sayıda seçkin koleksiyoner ağırlandığında, dört saat içinde milyon doları aşan satışlar gerçekleşti.

Hauser & Wirth’te Gerhard Richter’in eseri 23 milyon dolara alıcı bulurken, Pace Gallery’de bir Modigliani tablosu 10 milyon dolara satıldı. Zwirner Galeri de yaklaşık 20 milyon dolarlık satışla öne çıktı.

Bu rakamlar, genellikle tekil satışların 1 milyon doların altında seyrettiği Paris pazarı için yeni bir döneme işaret ediyordu.

BÜYÜK GALERİLERİN KÜÇÜKMEYİCİ TUTUMU

Ancak satışlar tek başına pazarın sağlığını ölçmek için yeterli değildi, asıl önemli olan pazarın çeşitliliği ve genç sanatçıların görünürlüğüydü.

Chapelle XIV Galerisi’nin kurucu ortağı Éléonore Levais Belaga şöyle dİyori:

“Büyük galerilerde herkese fiyat vermeme eğilimi var. Bu, piyasa ve sanatçılara zarar vermenin yanı sıra küçümseyici bir tutumdur.”

17. yüzyıl Barok ressamı Rubens’in bir çağdaş sanat fuarında sergilenmesi ise koleksiyon pratiklerini ve pazarın hikaye anlatma biçimini dönüştürmeye yönelik bilinçli bir hamle olarak yorumlandı. Sanat eleştirmeni Emmanuel Grandjean, en etkili galerilerden Gagosian’ın Rubens tercihiyle klasikle çağdaş arasındaki sınırları esnettiğini ve ‘durgun’ görünen piyasaya kışkırtıcı bir enerji aşılamayı hedeflediğini yazdı.

CANLI RENKLERİN GÜCÜ

Bu yılki fuarda ‘renk kartı’ stratejisi öne çıktı.

Connaissance des Arts dergisine göre, birçok galeri karamsar piyasa atmosferine karşı koymak için rengin gücüne başvurmuştu:

“Birbiriyle yarışan canlı tablolara sahip stantların sayısı gerçekten etkileyici! Sanki tüm sanatçılar sadece renklerle düşünüyor gibi!”

Ugo Rondinone’un ‘Pink, Yellow, Red Mountain’ heykeli, fuarın en çok ilgi gören eserleri arasındaydı.

YENİ DİREKTÖR YENİ DÖNEM

Bu yılın dikkat çekici gelişmelerinden biri, fuarın yeni direktörü Karim Crippa’nın göreve başlamasıydı. Görevini devreden Clément Delépine şöyle diyor: “Artık fuarlar da müzeler gibi toplumsal sorunlarla ilgileniyor, kadın sanatçılara, görünmez kılınan veya marjinalize edilen seslere alan açıyor.” Bu açıklama, Art Basel Paris’in yalnızca bir ticaret alanı değil, kültürel bir dönüşüm platformu olduğunu doğruluyordu.

KAMUSAL ALANDA İRONİ VE KITSCH

Fuar, şehir geneline yayılarak kamusal alanı yeniden bir düşünce sahnesine dönüştürdü. Cité de l’architecture’den Place Vendôme’a uzanan rotada Alex Da Corte’un dev şişme Kermit enstalasyonu ve Julius von Bismarck’ın zürafası, çağdaş sanatın ironik ve kitsch yönlerini kamusal alana taşıdı.

KADIN SANATÇILAR VE YENİ SESLER

Yeniden tasarlanan Fondation Cartier, Paris’in sanat ekosisteminin hâlâ üretken ve dönüştürücü olabileceğini gösterdi. 

206 galeri arasında 29 yeni isim yer aldı. ‘Emergence’ bölümünde genç sanatçılar Ash Love, Alexandre Khondji ve Sophie Kovel öne çıktı.

‘Premise’ bölümünde ise tarih boyunca görmezden gelinmiş Marie Bracquemond, Lucia Moholy ve Dadamaino gibi kadın sanatçılar gündeme getirildi.

KRİZ Mİ FIRSAT MI?

Fransa’daki sanat galerilerini temsil eden sivil toplum kuruluşu CPGA (Comité Professionnel des Galeries d’Art) Başkanı Philippe Charpentier, “Piyasa çöküş yaşamıyor, ancak belirsizlik mevcut. Riskleri ölçmek gerekir ama hiç risk almamak gerilemek olur” derken, İtalyan çağdaş sanat galerisi Continua’nın kurucu ortağı Lorenzo Fiasch “Sanatı dolaşıma sokmak, mümkün olduğunca çok kişiye erişilebilir kılmak gerekir” diyor.

L’Œil dergisinde Olivier Celik’in ‘Kriz, bir fırsat mı?’ başlıklı yazısında şu tespit yer aldı:

“Çağdaş sanat dünyası krizden muaf değil. Ama kriz nedir? Çöküş mü, tıkanma mı? Tekdüze bakış açısı, krizin kendi içinde aşma potansiyelini unutturur. Kriz, engellenme değil, kavrama, dönüm noktası ve geçiş anıdır. Elbette bu, profesyonellerin yaşadığı sıkıntıları küçümsemek anlamına gelmez. Bazı galeriler kapılarını kapatmak zorunda kalıyor, bütçeler daralıyor, fonlar azalıyor; kurumların çoğu ise yalnızca ‘iyimserlik mesajlarıyla’ ayakta kalmaya çalışıyor. Çağdaş sanat ekosistemi söz konusu olduğunda, kriz bizi deneyimi yeniden tanımlamaya ve durağanlığa mahkum olmamaya çağırıyor. Belki de sanatın değer kaybı değil, seyircisinin azalması değil mesele…Asıl mesele, piyasanın canlılığını sürdürmek için aşırı spekülasyona değil, daha ölçülü ama sağlam yatırımlara dayalı yeni bir beklenti biçimi oluşturmak olabilir. Bu da sanatçıların üretim biçimlerinde ve sanatın toplum içindeki yerinde yeni bir yönelim yaratabilir. Kriz, sanat eserlerinin maddi değerini aşan bir anlamın yeniden bulunması için bir fırsat olarak görülebilir.”

PİYASADAKİ DENGELER

Küresel ölçekte ABD hâlâ lider, ancak büyüme yavaş. Asya pazarı (özellikle Çin ve Hong Kong) politik ve ekonomik sebeplerle daralırken, Avrupa Brexit sonrası zorluklarla uğraşıyor. Bu durum, uluslararası fuarlarda temkinli katılım eğilimini beraberinde getiriyor. Koleksiyoner profili artık daha genç, bilinçli ve hikaye odaklı.

Crèvecœur gibi galeriler, küçük bütçeli koleksiyonerler için geleceğin potansiyel ‘blue chip’ sanatçılarını keşfetme fırsatı sunuyor. Bu yıl fuara 65 Fransız galerisi katıldı. Amerikalı koleksiyonerlerin ilgisi Basel yerine Paris’e yöneldi. “Piyasa hâlâ aktif, ancak talep gören sanatçılara odaklanmış durumda” değerlendirmesi yapıldı. 

Özellikle Birleşik Krallık ve Asya kaynaklı galeriler öne çıktı. Paris'te Vietnamlı sanatçıların temsili artmaya başladı.

Genç galeriler için somut destek mekanizmaları da oluşturuldu. Büyük stantlar metrekare başına 1.060 avroya kadar fiyatlandırılırken, ‘Emergence’ bölümünde stantlar yüzde 52 indirimle sunuldu.

CONTEMPORARY İSTANBUL: DÜŞÜNSEL DERİNLİK VE ULUSLARARASI KONUM

Art Basel Paris ile Contemporary İstanbul farklı konumlansa da eleştiriler, aralarındaki farkın düşünsel derinlik, uluslararası konum ve pazar hakimiyeti ekseninde ortaya çıktığını gösteriyor.

Contemporary İstanbul’un çoğunlukla satış odaklı bir yapı sergilediği, düşünsel derinliğin daha arka planda kaldığı, sunulan işlerin genellikle ‘güvenli’ tercihlerden oluştuğu ve tartışma kültürünün sınırlı kaldığı belirtiliyor.

Art Basel Paris de satış odaklı fakat satışın ötesinde stratejik hamleler geliştiren bir platform olarak da öne çıkıyor.

Her şeyden önemlisi, Paris fuarı şehrin doğal bir parçası haline gelmiş ve kamusal alanda oldukça güçlü.

Contemporary İstanbul ise kamusal alana daha fazla yayılmalı ve şehirle daha bütünleşmiş bir deneyim sunmalı.

Fuar başkanı Ali Güreli, Paris örneğine benzer şekilde kurumsal ortaklıklar kurmak ve koleksiyonerleri sürece daha aktif dahil etmek gibi yapısal stratejiler geliştirmeye çalışıyor. Ancak eleştiriler, bu çabaların tek başına yeterli olmadığını vurguluyor. 

Paris örneğiyle kıyaslandığında, Contemporary İstanbul’da krizler yeterli biçimde tartışılmıyor, fuar boyunca çoğunlukla ‘her şey yolundaymış’ izlenimi veriliyor. Fuar boyunca yapılan eleştirel analizler de sınırlı.

Buna karşılık Art Basel Paris’te krizler, tanımlanıp dönüştürülmesi gereken bir olgu olarak ele alınıyor.

Bu bağlamda, İstanbul’un artık ‘Kriz? Hangi kriz?’ diye tartışma zemini kurma vaktinin geldiğini söyleyebiliriz.


Ayrıca okuyun