FOTOĞRAF MAKİNESİYLE ZAMANIN İZİNİ SÜREN MİMAR
İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nde açılan “Maceraperest Bir Mimarın Fotoğrafhanesi: Arif Hikmet Koyunoğlu 1893–1982” başlıklı sergi, Arif Hikmet Koyunoğlu’nun fotoğrafçı kimliğine odaklanarak geç Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan bir Türkiye panoraması sunuyor.
1893 İstanbul doğumlu Arif Hikmet Koyunoğlu, 1909 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi’ne (bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) birincilikle kabul edildi. Okulda mimar Alexandre Vallaury ve Giulio Mongeri gibi isimlerin öğrencisi oldu. Mimarlık eğitimini 1914 yılında tamamladıktan sonra I. Dünya Savaşı sırasında orduya katıldı.
1914–1918 yılları arasında savaş bölgesinde görev aldı. Bu dönemde doğrudan cephelerde mimarlık pratiği yaptı; özellikle Erzurum, Bitlis, Sarıkamış gibi doğu vilayetlerinde hem askeri görevler üstlendi hem de gözlemci kimliğiyle bölge mimarisini belgeledi. Bu belgeler daha sonra hem onun mimari üretiminde hem de görsel arşivlerinde belirleyici bir yer tuttu.

Savaş sonrası İstanbul’a dönen Koyunoğlu, Cağaloğlu’nda kurduğu stüdyosunda hem mimarlık hem de fotoğrafçılıkla ilgilendi. 1922’de Ankara’ya davet edildi ve Cumhuriyet’in başkentinde mimari üretimlerine başladı. Erken Cumhuriyet döneminin sembol binalarından Ankara Türk Ocağı (1927) ve Etnografya Müzesi (1930) projelerini gerçekleştirdi.
1930’lardan itibaren daha çok seyahatlerine ve belge üretimine ağırlık verdi. Türkiye’nin çeşitli bölgelerini gezen Koyunoğlu, fotoğraflarla Anadolu’nun kültürel mirasını belgeledi. 1940’lardan itibaren kendini “tarihi ve geleneksel Türk mimarisinin tanığı” olarak tanımlamaya başladı. 1981’de Devlet Sanatçısı unvanına layık görüldü.
“Sergide mimar Koyunoğlu’nu değil, kendisinin de ikinci mesleğim diye addettiği fotoğrafçı Koyunoğlu’nu inceliyoruz”
Maceraperest Bir Mimarın Fotoğrafhanesi
Serginin adındaki “maceraperest” sıfatı Koyunoğlu için çok isabetli bir tercih. Kendisi köklü bir Osmanlı ailesinden geliyor ama hayata dair merakı onu konfor alanının dışında bambaşka maceraların içine sokuyor. Yukarıda bahsi geçen kronolojide Koyunoğlu, Balkanlar’dan Kafkaslara, Erzurum’dan Napoli’ye uzanan savaş ve sürgünlerle örülü 89 yıllık hayatında mimar ve fotoğrafçılığın yanı sıra hamallık, aşçılık, sigorta eksperliği gibi toplamda 31 ayrı meslek icra ediyor. Bu, onu o zor yıllarda hayatta tutan bir özelliğiydi.
Fotoğraf makinesini her daim yanında taşıyan Koyunoğlu, tuttuğu günlükler, fotoğrafların arkasına aldığı notlarla bugün büyük bir arşivin ortaya çıkmasını sağlamış durumda. Fotoğraf makinesini yalnızca bir araç olarak değil; düşünsel ve sanatsal bir uzantı olarak kullandığı hemen göze çarpıyor.
“Sergide mimar Koyunoğlu’nu değil, kendisinin de ikinci mesleğim diye addettiği fotoğrafçı Koyunoğlu’nu inceliyoruz”
Sergi küratörlerinden Gülru Tanman’a Koyunoğlu’nun mimarlığından azade fotoğrafçılığına odaklanmalarındaki temeli soruyoruz. Tanman, “Arif Hikmet Koyunoğlu çokça araştırmaya konu olmuş bir isim. Mimarlık tarihinin bir parçası haline gelmiş biri ancak bu sergide mimar Koyunoğlu’nu değil, kendisinin de ikinci mesleğim diye addettiği fotoğrafçı Koyunoğlu’nu inceliyoruz. Torunları Osman Koyunoğlu ve Eren Koyunoğlu’nun vakfa bağışlamış oldukları koleksiyon bir fotoğraf koleksiyonu. 1903 yılında yani daha 10 yaşındayken fotoğraf çekmeye başlıyor. Ölene kadar da karanlık odası var, her zaman çekiyor. Cepheye gittiğinde bile fotoğraf çekiyor. Arada işgal yılları sırasında bir fotoğraf stüdyosu kuruyor ve ilk defa elektrikle fotoğraf çekilen stüdyo haline getiriliyor. Dolayısıyla fotoğrafçı kimliğini ortaya çıkarmak istedik. Bir de anılarını yazmış olması kıymetli. Anlattığı anılar ile fotoğrafların zaman dilimi çoğunlukla örtüşüyor. Bunların bir kısmını alıntılar olarak bir kısmını kendimiz metinleştirerek sergiye taşıdık. Batı dünyasına hatıra yazmak-yayınlamak modası birkaç yüz yıldır var ama bizde daha yeni yeni gelişmekte olan bir alan,” diyor.
