Oyuncu Fırat Tanış’ın harika performansıyla göz doldurduğu, mistik bir ayini andıran tek kişilik “Gelin Tanış Olalım” oyunu, bizi bir Abdal’la yola yoldaş, hala haldaş kılıyor. Abdalın sesi, sözü, nefesi kararan ruhlarımızın pasını alıyor. Semih Çelenk’in yazıp yönettiği, Tanış’a sahnede, Eren Erdoğan, Cem Erdost İleri, Sertaç Şanlı ve Mehmet Taylan Ünal’dan oluşan saz ekibi eşlik ediyor. Oyun; kinin, nefretin, gıybetin, açgözlülüğün, yalanın, dolanın, talanın alıp başını gittiği bu çağda; iyiliği, vicdanlı olmayı, azla yetinmeyi, yani insan olmayı öğütlüyor.
Elbette dervişlik hırkasını giyenler karanlıkları aydınlatarak gelirler. Sırtında sazı, ağzında gönüllere şifa dağıtan sözleriyle gelirler. Deyişlerle, türkülerle, nefesle, sözle... Yola yoldaş hala haldaş olmak için gelirler. Gönlümüzü kötülüklerden arındırmak için gelirler. Doğayla, evrenle, yaratanla bir, birlik olmak gerektiğini söylemek için gelirler. Rivayetlerle, mesellerle gelirler. O rivayetlerin içindeki hakikati anlayalım, bilelim ve o sırra erelim diye gelirler. Elbette dervişlik hırkasını giyenler, menzile varmak için değil, yolda olma muradının aşkıyla gelirler. Yol mu, menzil mi diyenlere, hiç şüphesiz yolda olmanın cefasını, güzelliğini göstererek gelirler.
‘Eksiklik kendi özümüzde’
Fırat Tanış asri zamanların Abdal’ı kılığına büründüğü “Gelin Tanış Olalım” adlı mistik bir ayini andıran tiyatro oyunuyla dervişlik hırkasını giyiyor. Kinin, nefretin, gıybetin, açgözlülüğün, yalanın, dolanın, talanın alıp başını gittiği bu çağda; iyiliği, tevazuyu, vicdanlı olmayı, azla yetinmeyi, yani insan olmayı öğütlüyor… Bu dünyanın fanilerine her şeyin gelip geçici olduğunu, kalp gözüyle bütün âlemlere bakmanın asıl hakikat olduğunu dile getiriyor. Arayıp da bulamadığımızın çok uzaklarda olmadığını aksine en yakınımızda kendi gönlümüzde olduğunu, yüzlerce yıldır bize hatırlatan gönül erenleri gibi bize bir kez daha hatırlatıyor. Asırladır insanlığa seslenen diğer Abdallar gibi sesle, sözle, şiirle, rivayetle, deyişlerle ruhlarımıza sesleniyor. Sırrını kimi yerde, Şah Hatayi’nin ‘Eksiklik kendi özümde’ deyişiyle dile getiriyor. Bir nefesçik söyleyeyim / Dinlemezsen neyleyeyim / Aşk deryasın boylayayım / Ummana dalmaya geldim. Aşk harmanında savruldum / Hem elendim hem yoğruldum / Kazana girdim kavruldum / Meydana yenmeye geldim…