Geçen yıl pandeminin ikinci dalgasına denk geldiği için kısıtlı sayıda izleyiciye ulaşan Remote İstanbul, Cumartesi ve Pazar günleri Kadıköy’de gerçekleşiyor ve gördüğü ilgiyle Kasım sonuna dek de devam edecek. Avrupa sahnelerinin önde gelen kolektiflerinden Rimini Protokoll’ün 50’den fazla şehirde sahnelenen projesi “Remote X”in Türkiye uyarlaması olan performansı, tasarımcısı Stefan Kaegi ve İstanbul versiyonunu yazıp yöneten Jörg Karrenbauer ile konuştuk.
Koşuyolu’nda gözlerden uzakta bir parkta başlayan performans için kulaklıklarımızı takıyor ve kendimizi Kadıköy sokaklarında yapay zeka İpek’in sesine ve rehberliğine bırakıyoruz. Onun metalik sesi eşliğinde kimi zaman bir parkta duruyor, kimi zaman bir köprüden şehre bakıyor, kimi zaman da bir meydanda dans ediyoruz. Kundura Sahne’nin katılımcıları bir oyuncuya dönüştüren ve bu yıl ikincisi düzenlenen performansı Remote İstanbul’da başınıza gelecek anlardan birkaçı bunlar sadece. Çok da spoiler vermek istemiyoruz, her deneyim kişiye özel bir tecrübe barındırıyor çünkü.
Jörg Karrenbauer
Şehirleri neye göre belirliyorsunuz? Ve rotayı?
Jörg Karrenbauer: Şehirleri biz seçmiyoruz; festivaller, tiyatrolar ya da yapımcılardan projenin yeni bir versiyonunu gerçekleştirmemiz için davet alıyoruz. Rotayı belirlerken de Remote dramaturjisine hizmet edecek yerler bulmaya çalışıyoruz. Mezarlıklar, kiliseler, hastaneler, alışveriş merkezleri, yaya bölgeleri, kalabalık alanlar, büyük meydanlar, toplu taşıma araçları gibi…
Mekan araştırma sürecinizde ve adaptasyon zarfında yerel kültürel kodları nasıl okuyup metne aktarıyorsunuz?
Projeyi çok yakın zamanda İtalya’da 11 bin nüfuslu bir kasabaya uyarladım. Şimdiye kadar yaptığımız en küçük Remote oldu. Bir metro içine doluşup sıkışmak yerine bağlarda dolaştık. Harikaydı! Çünkü işlenecek konular için çok daha fazla alan vardı, kelimenin tam anlamıyla. Çevrenin çok az değiştiği bir yerdeyken, yürüyüşün kendisiyle çok daha fazla meşgul oluyorsunuz. Grup daha çok odaklanıyor ve derinleşiyor. Remote İstanbul’u deneyimleyen herkes sonrasında oraya da gitmeli.
Stefan Kaegi
Remote İstanbul bir yandan şehirle ilişkimizi gözden geçirmemize yeni bir göz açarken, bir yandan da hayat ve ölüm arasındaki sınırsızlığa da işaret ediyor. Hızla akan hayatı fark etmemizi söyleyen, bize durmamızı, yavaşlamamızı hatırlatanın bir yapay zeka olması bir yandan da rahatsız edici. Katılımcılardan ona itiraz edip yoldan çıkan, söylediğinin tersini yapanlar oluyor mu? Ya da katılımcılardan bunu mu bekliyorsunuz?
Jörg Karrenbauer: Tabii ki grubun performatif eylemlerine katılmamayı tercih edenler olabiliyor. Ya da yönlendiren dijital sesin direktiflerini tam olarak yerine getirmeyenler… Ama her hâlükârda grupla ilişki içindesiniz. Sürekli gruba uyum sağlamak durumundasınız. Grupla beraber hareket etseniz de, sınırında kalsanız da bu böyle. Zaten projeyi çekici kılan da bu.
Jörg Karrenbauer
Şehirleri neye göre belirliyorsunuz? Ve rotayı?
Jörg Karrenbauer: Şehirleri biz seçmiyoruz; festivaller, tiyatrolar ya da yapımcılardan projenin yeni bir versiyonunu gerçekleştirmemiz için davet alıyoruz. Rotayı belirlerken de Remote dramaturjisine hizmet edecek yerler bulmaya çalışıyoruz. Mezarlıklar, kiliseler, hastaneler, alışveriş merkezleri, yaya bölgeleri, kalabalık alanlar, büyük meydanlar, toplu taşıma araçları gibi…
Mekan araştırma sürecinizde ve adaptasyon zarfında yerel kültürel kodları nasıl okuyup metne aktarıyorsunuz?
Projeyi çok yakın zamanda İtalya’da 11 bin nüfuslu bir kasabaya uyarladım. Şimdiye kadar yaptığımız en küçük Remote oldu. Bir metro içine doluşup sıkışmak yerine bağlarda dolaştık. Harikaydı! Çünkü işlenecek konular için çok daha fazla alan vardı, kelimenin tam anlamıyla. Çevrenin çok az değiştiği bir yerdeyken, yürüyüşün kendisiyle çok daha fazla meşgul oluyorsunuz. Grup daha çok odaklanıyor ve derinleşiyor. Remote İstanbul’u deneyimleyen herkes sonrasında oraya da gitmeli.
“‘Remote’, kurallara uymak ve uymadığınızda ne olduğunu görmekle ilgili”
Remote X’in metinlerinde ölüm ve yaşam arasındaki sınırlar bize sıklıkla hatırlatılıyor. Pandemiyle birlikte ölümle kurduğumuz ilişkinin değiştiğini de düşünürsek, İpek’in kulağımıza fısıldadıkları yeni anlamlar kazandı mı sizce? Stefan Kaegi: Pandeminin ölümle ilişkimizi kökünden değiştirdiğini düşünmüyorum. Toplumda insanlar yaşlanmak konusunda daha da istekliler. Öte yandan her birey kendi ailesi içinde tabu soruları sormaktan kaçınmaya devam ediyor.
Stefan Kaegi
Remote İstanbul bir yandan şehirle ilişkimizi gözden geçirmemize yeni bir göz açarken, bir yandan da hayat ve ölüm arasındaki sınırsızlığa da işaret ediyor. Hızla akan hayatı fark etmemizi söyleyen, bize durmamızı, yavaşlamamızı hatırlatanın bir yapay zeka olması bir yandan da rahatsız edici. Katılımcılardan ona itiraz edip yoldan çıkan, söylediğinin tersini yapanlar oluyor mu? Ya da katılımcılardan bunu mu bekliyorsunuz?
Jörg Karrenbauer: Tabii ki grubun performatif eylemlerine katılmamayı tercih edenler olabiliyor. Ya da yönlendiren dijital sesin direktiflerini tam olarak yerine getirmeyenler… Ama her hâlükârda grupla ilişki içindesiniz. Sürekli gruba uyum sağlamak durumundasınız. Grupla beraber hareket etseniz de, sınırında kalsanız da bu böyle. Zaten projeyi çekici kılan da bu.