“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

BÜYÜMENİN ZAMANI GELDİ Mİ? 

Ece Ağırtmış - Fotoğraf: Sahir Uğur Eren
Ece Ağırtmış - Fotoğraf: Sahir Uğur Eren

Pilot Galeri’de açtığı yeni sergisi ‘Wild Tales’te büyüme sürecini, insanın doğayla kurduğu çelişkili ilişkiyi ele alan Ece Ağırtmış, “Büyümeyi, önüne çıkan birçok şeyle zorunlu bir yüzleşme olarak düşünüyorum” diyor.

Ece Ağırtmış’ın Pilot Galeri’de kurduğu, ilk bakışta renkli ve masalsı görünen dünyasında biraz oyalanınca başka şeyler de beliriyor: Büyümek, rekabet, hayatta kalmanın halleri… Genç sanatçının doğadaki temsilleri kullanarak kurduğu bu evren, bir masal atmosferinin içinden insan olmaya dair meselelere değiniyor. Ece Ağırtmış ile bu dünyayı nasıl kurduğunu, sanat pratiğini, büyümenin onun için ne ifade ettiğini ve ‘Wild Tales’ başlıklı sergideki işler arasında dolaşan hikâyeleri konuştuk.

Pilot Galeri’deki ‘Wild Tales’ isimli kişisel sergin için aylarca bu dünyayı kurdun, yoğun üretim sürecindeydin. Şimdi o dünyayı izleyiciyle paylaşma noktasında sende kalan duygu ne?

Bu sergi, işleri ürettikçe yavaş yavaş büyüyen bir ekosistem kurmak gibiydi. Artık bu dünyayı izleyiciye bırakmış olmak beni mutlu hissettiriyor. Kafamda olan birçok konunun birleşimi ve bir tür sağaltımı gibi oldu. Büyümek, ebeveynlik, masallar, hayvanlar, hayatta kalmak, iş hayatı, tuzaklar…

Bu sergide büyümenin getirdiği meselelerin hayvan temsilleri aracılığıyla bir yüzleşme olarak karşımıza çıktığı işlerini görüyoruz. Bu yüzleşmeyle ilgili olarak özellikle teatral şekilde galeri mekânına göre kurguladığın “Time to grow up" işin öne çıkıyor. Yaşı bir sayı olarak gören bazı insanların bir eşik olarak tanımladığı ama çoğu insanın da en güzel dönemler olarak tanımladığı yaşlardasın. Büyümek senin için ne ifade ediyor? Büyümenin zamanının geldiğini hissettiren şeyler senin için neler oldu?

Büyümeyi, önüne çıkan birçok şeyle zorunlu bir yüzleşme olarak düşünüyorum. “Time to grow up” işinde de bir yüzleşme var. Büyümek, sadece bir dönemin kapanıp yeni bir döneme geçilmesi değil; üzerine eklenen deneyimler ve birikimlerle o vahşi doğada ilerlemeye çalışmak gibi.

“Employee of the Month” isimli yapıt benim favorilerimden biri, belki eleştirdiğin konseptler üzerine sıkça düşündüğümden. Bu yapıt, performans, ölçülme ve ödül sistemi kavramlarını sorgulatıyor bize. Peki, ‘ayın elemanı’ metaforunun sanat sektöründe de bir karşılığı olduğunu düşünüyor musun?

Evet, birçok alanda bunun var olduğunu düşünüyorum. Bazen daha az, bazen daha çok. Bunu tek bir alana sıkıştıramam. Sanat alanı da dışarıdan bakıldığında özgür ve ölçülemez gibi görünse de, görünürlük, başarı ya da değer çoğu zaman belli mekanizmalar üzerinden şekillenebiliyor. Sergiler, ödüller ya da bir anda çok konuşulan isimler üzerinden zaman zaman bir tür “ayın elemanı” hissi oluşabiliyor. Bazı işlerimde daha katmanlı bir anlatım tercih ederken, bazılarında daha yüzeysel kalmasını seviyorum. Bu işte ise daha doğrudan, anlaşılır ve net olmasını istedim.

Sanat üretiminde çocukluk anılarını da eşelediğini görüyoruz. O anılara geri dönüp onlardan yeni bir dünya kurabilmek sanatın sana tanıdığı bir imkân. Bana kalırsa o bağ, çoğu insanda bir noktada kesiliyor. O bağ sende zayıflarsa, üretimin de başka yerlere evrilir mi diye sormak istiyorum. O bağı nasıl bu kadar güçlü tutuyorsun?

Evet, onları eşelemeyi seviyorum ama yaptığım işler tamamen o anılar üzerinden var olmuyor. Gündelik meseleleri bazen o dönemin oyuncaklarının estetiğiyle birleştiriyorum sadece. Belki bu yüzden görünürde benzer bir hissiyat veriyordur. Üretimin her zaman evrimleştiğini ve yenilendiğini hissediyorum. Önceden bunun üzerine çok düşünmüştüm ama zamanla bunun beni kısıtlamadığını fark ettim.

Bir röportajında “mutluyken üretmek”ten bahsediyorsun. Her zaman pozitif bir yerden mi başlarsın sahiden? Negatif duygularla olan ilişkini ve bu duyguların yaratıcılığındaki itki olasılığı da merak ediyorum.

Çoğu zaman üretmeye başlamak için kendimi iyi hissettiğim bir alan yaratmaya çalışıyorum, özellikle eskiz ve araştırma aşamasında. Ama bu, işlerin yalnızca pozitif duygulardan doğduğu anlamına gelmiyor. Üretim sürecinde her şeyi aynı anda yaşayabiliyorum ve her duyguya alan açıyorum. Bu da zaten uzun bir yolculuğa tekabül ediyor. Her zaman aynı duyguda kalmaya çalışmak bana doğru gelmiyor.

Renkli ve masalsı bir estetikle çalışıyorsun ama işlerinde güçlü bir ironi var. Sence bu estetik, özellikle kadın bir sanatçı söz konusu olduğunda, daha hızlı “tatlı” ya da “hafif” kategorisine yerleştiriliyor mu?

Evet, bazen daha hızlı “tatlı” ya da “hafif” bir kategoriye yerleştirilebiliyor. Ancak bu estetik, işin içinde taşıdığı ironiyi ya da eleştirel tarafı ortadan kaldırmıyor. Bana kalırsa sadece görüntüde böyle bir etki yaratıyor. Öte yandan eseri zaman zaman yüzeysel bırakmak, bazen benim için bir kalkan da olabiliyor.

Uzun süre ahşapla çalışmak sana nasıl bir derinleşme sağladı; hâlâ birbirinizi keşfediyor musunuz, yoksa artık eski iki dost gibi mi çalışıyorsunuz?

Artık malzemeye daha fazla hâkim olduğumu düşünüyorum. Üretim sürecinde ortaya çıkabilecek olası problemleri çok daha kolay tartabiliyorum. Hâlâ ilk günkü kadar seviyorum ve her zaman keşfedilecek bir tarafı olduğunu düşünüyorum. Ama onunla olan rutinlerimi de ayrıca seviyorum. İşe bağlı olarak bazen bildiğim yerden gelmesi de ayrı bir rahatlık sağlıyor.

Ece Ağırtmış’ın ‘Wild Tales’ başlıklı sergisi 4 Nisan 2026’ya kadar Pilot Galeri’de görülebilir.

Ayrıca okuyun