Ayvalık Film Festivali’nin ‘Kış Festivali’, 4-8 Şubat tarihleri arasında Vural Sineması’nda gerçekleştirildi. Bu vesileyle festivalin direktörü Azize Tan ile yazın ayrı kışın ayrı güzel Ayvalık’ın sosyal yaşamını, kültürünü, festival ile yaşadığı gelişim ve değişimi konuştuk.
Çocukluğumun ve gençliğimin yazlarını Ayvalık’ta geçirmiştim. Ama festivalden sonrasını ilk kez görüyorum. Bambaşka bir Ayvalık, neredeyse her sokağında bir sanat atölyesi, sanat galerisi açılmış. Sokaklar cıvıl cıvıl… Bu değişim festivalle mi başladı?
Dönüşümün sebebini tek başına festival olarak gösteremem belki; ancak mutlaka büyük katkılarda bulunduk. Aslında bizim başından itibaren festivali Ayvalık'ta yapma sebebimiz buranın halihazırda var olan potansiyeline inanmamızdı. Bu kadar kısa bir sürede bu kadar ilgili bir seyircinin toplanması, hem Ayvalık'ın kendisinde hem de civarlardan; potansiyelin ne kadar büyük olduğunu gösterdi. Buraya özellikle pandemi sonrasında yerleşen entelektüel, sanatçı, yaratıcı bir kitlenin olması da tabii Ayvalık'ın dönüşmesinde büyük bir rol oynadı. Ayvalık'ın bizzat kendisi buna imkân tanıyor, bu insanların burayı seçmesinin de bir sebebi var. Söylediğiniz gibi bir sürü de atölye var. Mesela yıllardır çantalarımızı ileri dönüşümlü olarak buradaki kadın emeğiyle üreten “Çöp Madam” var.
Denize açılan sokakları dolduran cumbalı evler, o evlerin sıcacık renkleri çiçeklerle bezenmiş pencereleri, aynı sokağın bir köşesi kilise karşısında cami, sanki başka bir coğrafyaya gelmişim gibi hissettiriyor.
Ayvalık’ta inanılmaz bir tarih var, inanılmaz bir mimari var. Biz de bunu mümkün olduğu kadar kendi kullandığımız mekânlara yansıtmaya çalışıyoruz. Seçtiğimiz mekân, içinde bulunduğumuz şu anda sohbet ettiğimiz Küçük han, diğeri Askev, ki inanılmaz güzellikte bir botanik bahçesi var. Film gösterimlerinin bir durağı Fabrika, yine eski tarihi binalarından biri. Onu bir mekân olarak kullanmaya, yaşaması için destek olmaya gayret ediyoruz. Mümkün olduğu kadar Ayvalık’ın kültür turizmi için çok ideal rotalardan bir tanesi olduğunu göstermeye çalışıyoruz.
Ben de sadece yazları gelip plajlarda vakit geçirdiğimiz anılar hatırlıyorum. Ama geldiğimden beri sonu görünmeyen tüm ara sokaklarda saatlerce yürüyüş yaptım, büyük şehirlerden gelenlere anlatılması zor bir huzur ve sakinlik var bu sokaklarda..
Buranın sadece deniz ve güneşle tanınması çok üzücü. Bir slogan var biliyorsunuzdur “Rakı Balık Ayvalık” diye, hiç sevmem. Kesinlikle öyle bir şey yok, Ayvalık sadece rakı ve balıktan oluşmuyor. Sizin de dediğiniz gibi, Ayvalık'ın çoğu insanın bilmediği arka sokakları var. Oralarda kaybolabilirsiniz.
Burada sokakların sürprizleri de bitmiyor. Değişimleri çok güzel oluyor. Mesela bir sokakta bir ev yenilenmeye başlayınca bir bakıyorsun yanındaki evde yenileniyor. Birden o sokak şenleniyor. Bambaşka bir hâle dönüşüyor.
Ayvalık bu değişimlerle yazı kışı olmayan bir sanat beldesine dönüşmüş gibi..
Burada Ayvalık'a inanan ve söylediğiniz gibi çeşitli kültür kurumları açan insanların emeği çok büyük. Mesela Filiz Ali yıllardır, 20 yıldan fazladır, bir müzik festivali düzenliyor burada, masterclass'lar yapılıyor. Tabii ki bütün bunların katlanarak artması ve birikmesiyle hep beraber burada bir sinerji oluşturduk diyelim.
Belki film festivalinin şöyle farklı bir etkisi olmuş olabilir, zannediyorum en çok insan çeken, yani rakam olarak en çok katılım sağlanan festival. Festival zamanında biz 10.000 civarında bilet satıyoruz ve bu biletlerin hemen hemen yarısı, Ayvalık dışından gelenlerden oluşuyor. Mesela Körfez bölgesinden çok seyirci geliyor. Günübirlik gelenler oluyor. İnsanlar dört bir yandan, Manisa'dan geliyor, Aydın'dan geliyor, İzmir'den geliyor, Çanakkale'den geliyor, İstanbul'dan geliyor. Buradaki sirkülasyonun artmasına gerçekten film festivalinin diğer bütün etkinliklerden daha fazla bir katkısı oluyor. Ama o gelen insanlar ondan sonra Ayvalık'ı sizin gibi tanıyıp bu değişimi görüp “Burası ne kadar güzel bir yermiş. Biz başka zamanda da gelelim” diyor. Bir mekânı beğenip tekrar geliyor, sonraki gelişinde yine oraya gidiyor. Buradaki insanlarla tanışıyor, ahbaplıklar kuruluyor.
Sonuçta birbirimize yarattığımız bu sinerji sayesinde güçleniyoruz, insanlar bize mekânlarını açıyorlar, sponsorluğumuzu yapıyorlar. Buradaki esas mesela yerel esnafın festivali sahiplenmesi, ona destek vermesi, onların bir şekilde festivalle birlikte daha da görünür hale gelmesi. Zannediyorum bütün bu değişim de insanların farkındalığını artırıyor.
Festival için Ayvalık’ın nasıl bir etkisi oldu peki?
Biz başından beri hep Ayvalıkla iç içe geçen bir festival yapmayı hayal ettik. Yani festivalin karakterini Ayvalık şekillendirdi. Bu çok bilinçli bir tercihti bizim için. Her sene, afişlerimizde Ayvalıklı bir sanatçının işini kullanıyoruz. Bu yıl da nisan ayında kaybettiğimiz Teoman Madra'nın bir işinden ilham aldık afişimizde. O yüzden organik bir bağımız oluştu seyircilerimizle ve takipçilerimizle. Ben şahsen çok mutluyum bu durumdan.
Geldiğimden beri üç kişiyle tanıştıysam biri mutlaka buraya yerleşme planı yapıyor. Aşina olmadığımız bir samimiyet, açık bir iletişim var bu sokaklarda. Sanki bir cemiyetin parçası gibi hissediyor insan, dışarıdan gelen bir yabancı gibi değil.
Bu sokaklara kurulan iletişim hakikaten yüzeysel olmaktan çok uzak. Daha farklı bir bağ var. Festivalle birlikte Ayvalık'a yerleşenler olduğunu, yani festivale gelip Ayvalık'ı tanıyıp daha sonra yerleşmeye karar verenler olduğunu biliyorum. Ayvalık'ı keşfetmek için film festivali çok iyi bir ortam sunuyor; denemek için, görmek için, fikir sahibi olmak için. Bizde aslında sadece festivalle sınırlı kalmasın bu katkımız istiyoruz. Bunu bir şekilde daha geniş bir zamana yayabilir miyiz? Burası daha uzun süreli bir buluşma noktası haline gelebilir mi? Biz onun için çalışıyoruz.
Belki bizim bildiğimizin dışında, biraz efsunlu gibi… Ayvalık’ın kültürel etkisi olduğu çok açık. Karşında kim olduğunun önemi yok, hiyerarşik bir fark da gözetilmiyor iletişim kurulurken. Bir oyuncu mu, yönetmen mi karşınızda, olduğu gibi sohbet ediyor. Sokaktaki pazarcılar da öyle, ama festival açısından biraz da yarışma olmadığı için böyle gibi.
O çok bilinçli yaptığımız bir şey. Muhteşem bir şey.
Çok özlemini duyduğumuz ama ütopik ve gerçekleşebileceğine inanılmayan bir kolektif yaşamda gibiyiz burada. Yani evet, o en başından beri bizim bilerek kurguladığımız bir şey hakikaten. Festivalin yarışmasız olması, insanların böylece daha rahat bir şekilde film izlemesi. Festivalin şöyle bir etkisi de oluyor, normal şartlarda filmi festival programında olmayan bir sinemacıyı karşımızda görüyoruz, “Arkadaşlarım vardı, ben de yakındaydım, geldim” diyorlar. “Hem film seyrediyorum, hem arkadaşlarımla buluşup görüşüyorum” diyorlar. Bülent Emin Yarar mesela bizim müdavim seyircilerimizden bir tanesi. Onu göremediğimiz zaman soruyoruz kendimize: “Allah Allah, nerede, niye yok?” Taner Birsel ve eşi buraya geliyorlar her sene zaten.
Bir de biz geleni boş bırakmıyoruz, çalıştırıyoruz herkesi mutlaka. Yani buraya geldim, Ayvalık çok güzel, her gece yiyelim, içelim dedirtmiyoruz. Her gelen film seyrediyor. Ya da öğrencileriyle bir atölye yapıyor. Ondan sonra konuşmalarımız var, panellerimiz var çok sayıda. Yani çok aktif katılım bekliyoruz biz gelen konuklarımızdan da. Onlar da çok mutlular bu şekilde seyirciler ile birebir ilişki kurmaktan. Sinema öğrencilerimiz de bizim ekip arkadaşlarımız olarak bizimle birlikte çalışıyorlar. Buradaki rahatlık herkese sirayet ediyor. İzleyici de, sinemacıların özgürlük alanlarına son derece saygılı davranıyor, elbette.
Günlük hayatımızda hakikaten tahayyül edemeyeceğimiz bir sosyal yapı kuruluyor burada, bir anda, bu iletişimin prensipleri festival sürecinde nasıl belirleniyor?
Biz burada aslında şehir hayatının kaosunda var olabilmek için takmak zorunda olduğumuz maskeleri bir kenara bırakmanın verdiği huzuru paylaşıyoruz, birlikte.
Bütün dünya çalkalanıyor, her yerde çok çok acı verici şeyler oluyor. Aklımızın asla almadığı şeyler oluyor. Ve biz burada aslında, yan yana durmanın bizi sağaltacak tek şey olduğunu fark edebiliyoruz. Biz de bunu tekrar hatırlatmaya çalıştık aslında. O yüzden bizim şatafata, kırmızı halılara falan filan hiç yerimiz olmadı. Hiç. En başından itibaren ilgilendiğimiz şeyler olmadı bunlar bizim.
Biz şatafatı değil içeriği önemsedik, her zaman ön plana koyduk. İyi filmler göstermek istedik. Sağlam bir içerik hazırlamak istedik. İlginç, bizi ilgilendiren konular üzerine konuşmalar düzenlemek istedik.
Filmlerin etrafında buluşmak, içinde bulunduğumuz dünyayı anlamak için sanatsal üretimleri incelemek, onların etrafında birleşip, birlikte konuşmak istedik. Zaten hepimizin kafasını meşgul eden sorulara birlikte cevap bulmasak da onu paylaşmak, yani cevap bulamasak da soruyu paylaşalım istedik; bir cevabı var mı ya da bunu nasıl düzeltebiliriz, nasıl değiştirebiliriz, nasıl anlayabiliriz, yan yana çözebilir miyiz?
Ama galiba en temel prensibimiz samimi olmak, iyi iş çıkartmak... Öncelikle onun hesabını kendimize veriyoruz her zaman. Bir de bu işi niye yaptığımızı hiçbir zaman unutmamak.
Kulağa çok güzel geliyor, burada olup bu deneyimi paylaşmak da çok güzel. Ancak bunu inşa edebilmek, ayakları yere basan bir organizasyon haline getirmek yorucu olmalı...
Ekibin bu kadar genç olması hepimize o enerjinin sirayet etmesine olanak tanıyor. Ama bugün, daha biraz önce konuşurken festivalle toksik bir ilişkimiz var diye birbirimize espri yaptık. Yani bir aşk nefret ilişkisi. Bazen her şey çok üstümüze üstümüze geliyor. Çok küçük bir ekip olarak çalışıyoruz, çok yoruluyoruz. Hakikaten çok yoruluyoruz, aslında imkanlarımız da çok fazla değil.
O yüzden bazen bir yerde artık çok uykusuzken, çok yorgunken, çok bitmişken “Yeter artık, yeter artık!” dediğimiz zamanlar oluyor. Sonra sokaktan geçen birisi size teşekkür ediyor yaptığınız iş için ya da dereotlu poğaça yapmış, onu getiriyor. Bütün yorgunluğumuz geçiveriyor.
Peki sizin, festivali kurarken asıl motivasyonunuz neydi?
Biz Ayvalık’ı başlattığımız zaman Türkiye'deki festivallerde çok karmaşık bir dönemdi. Çok sorunlu şeylerin olduğu bir dönemdi ve sanki biz festivaller ne işe yarıyordu, niye yapıyorduk biz bu festivaller onu unutmuş gibiydik. Onu tekrar hatırlamak istedik aslında. Bütün kurguyu onun üzerinden yaptık. Film festivali neydi? İnsanları bir araya getirmek…
Ben İstanbul Film Festivali ile büyüdüm, öğrenciliğimden itibaren orada çalıştım. Festivalde çalışmaya başlamamın sebebi de zaten sinemalara paramın yetmemesiydi. Çünkü çok fazla sayıda filme gitmek istiyordum ama param ona yetmiyordu. Bari çalışayım dedim. Hem filme para vermem hem de üstüne para kazanırım. Ne şahane bir şey diye düşündüğümü hatırlıyorum. İşte oldu, bugünlere geldik. Tek amacım da o. Geçmiş zamanlarda festivallerin bize ne anlam ifade ettiğini hatırlayabilir, bizde uyandırdığı hisleri tekrar uyandırabilir miyiz, tekrar o sinerjiyi yaratabilir miyiz?
Ayvalık Film Festivali'nin geleceği için ne düşünüyorsunuz?
Festivale bugüne kadar katkıda bulunan kişilere ve kurumlara yürekten teşekkür ediyorum. Onlar olmasaydı bu festival olmazdı. Ama artık bizim bir ana sponsora ihtiyacımız var. Çünkü artık düzeltmemiz gereken altyapısal problemler var, ama bizim boyumuzu aşıyor, mesela salonlarımızı iyileştirmek istiyoruz. Şimdi Kırlangıç'ta yeni bir salon yapılıyor, belediyenin. Ama yetmez çünkü bu festivalin gidecek çok yolu var. Tek bir salonla olabilecek bir iş değil bu.
Bu festivali daha uluslararası hale getirebiliriz. Yurt dışından gelen yabancı konuklarımız da bizler gibi buraya âşık oluyorlar. Hepsi tekrar gelmek istiyorlar. İnanılmaz bir potansiyel var o anlamda. Bunu da göstermek istiyoruz.
Çünkü bizi burada devam ettiren şey, buradaki ekibin zorlu koşullar altında, bahsettiğimiz sevgi nefret ilişkisini sürdürebilmesini sağlayan şey, buradaki ruh. Hepimiz buna inandık. Ayvalık’ta oluşan ve sizi de etkileyen ruha inandık. O ruhu korumak, onun bozulmasına izin vermeden festivalin daha ileri gitmesini sağlamak istiyorum. Bakın dikkat edin, daha büyümesi demiyorum. Bakın çok dikkat edin! Daha büyümesi demiyorum; çünkü her zaman için çok büyümek iyi bir şey olacağı anlamına gelmiyor.
Ruhunu koruyarak daha iyi şartlarda, daha iyi koşullarda hem seyirciler için hem filmciler hem de çalışan festival ekibi için daha iyi festival yapabilmek, genç sinema öğrencileri için daha iyi şartlarda daha iyi bir festival yapabilmek istiyoruz. Ancak bunlar için desteklere ihtiyacımız var. Çünkü bizim için her sene silbaştan tekrar kaynak aramaya çalışmak çok ama çok yorucu oluyor. Başından beri Ayvalık halkı bize çok sahip çıktı. Hem konuklarımızı ağırladılar, hem bize maddi manevi destek oldular. Ama bir noktadan sonra o pastanın büyümesi, genişlemesi gerekiyor. Hep aynı insanlara, her sene her sene gidip kapılarını çalıp destek istememiz sürdürülebilirlik açısından zorlayıcı. Elbette onlar eksik olmasınlar, desteklerini hiçbir zaman bizden esirgemiyorlar.
