“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

MÜJDE UNUSTASI: SANAT KURUMLARI, SADECE SERGİ ALANLARI DEĞİLDİR

Müjde Unustası
Müjde Unustası

Son yıllarda İzmir’in kültür haritasını dönüştüren kurumlardan biri Arkas Sanat. Sadece sergi açmakla yetinmeyen, kente yayılan çoklu mekân yapısı ve eğitim programlarıyla yaşayan bir alan kuran kurumun arkasındaki küratöryel akıl, bugün İzmir’in kültür politikalarını da şekillendiriyor. 

Fransız Kültür Bakanlığı tarafından Sanat ve Edebiyat Şövalyesi Nişanı ile onurlandırılan Arkas Sanat Kültür ve Sanat Direktörü Müjde Unustası ile hem bu genişleyen yapı hem de sanat kurumlarının kent hafızası, turizm ve toplumsal dönüşümdeki rolü üzerine konuştuk. 

Arkas Sanat, altı ayrı lokasyonda faaliyet gösteriyor. Arkas’ın gündeminde başka mekanlar da var mı, bu mekanlar nasıl seçiliyor?

Arkas Sanat, 2011’de Alsancak’taki binasında faaliyete başladı, 2025’te Göztepe’nin eklenmesiyle altı merkeze ulaştı. Bugün Alaçatı, Urla, Göztepe, Alsancak ve Bornova’da merkezlerimiz bulunuyor. Yakın zamanda Bayraklı’da açılacak yeni bir sanat merkezi üzerine çalışıyoruz. Amacımız, İzmir’in farklı bölgelerinde varlık göstererek sanatın kentin geneline yayılmasını sağlamak.

Bu mekânların bir kısmı yeni yapılar, bir kısmı ise İzmir’in mimari açıdan önemli binalarının restore edilmesiyle sanat merkezine dönüştürüldü. Bu yaklaşımla hem kent mirasına katkı sağlıyoruz hem de tarihi yapılara yeni bir kültürel işlev kazandırıyoruz. Ziyaretçilerimiz de bu mekanlarda farklı sanat alanlarından sergileri ve koleksiyonları deneyimleme fırsatı buluyor.

SANAT, KENTE KİMLİK VE DEĞER KAZANDIRIYOR

Sizce sanat kurumlarının sadece ‘eser sergilemekten’ ibaret olmayan, toplumsal ve kültürel işlevleri neler?

Sanat kurumları, sadece sergi alanları değil; aynı zamanda hafıza, düşünme ve öğrenme mekânlarıdır. Bu sayede toplumu sanat aracılığıyla sorgulamaya, araştırmaya ve dönüştürmeye teşvik eder. Geçmiş, bugün ve gelecek arasında köprü kurar; eserler, etkinlikler ve yayınlarla kalıcı bir kültürel etki yaratır.

İzmir, turizm ağında önemli bir şehir. Turizm kentlerinin sanat ile ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

İzmir, tarihi ve kültürel birikimiyle sadece deniz ve doğa turizmine değil, kültür turizmine de çok açık bir şehir. Ancak bu potansiyelin nitelikli içerikle desteklenmesi gerekiyor. Biz Arkas Sanat olarak farklı ilçelerde konumlanan merkezlerimizle, ziyaretçilerin İzmir’i sadece gezilecek değil, kültürel olarak da keşfedilecek bir şehir olarak deneyimlemesine katkı sağlıyoruz. Bugün, Arkas Sanat’ın farklı bölgelerdeki merkezleri sayesinde ziyaretçiler iki günlük dolu dolu bir sanat turu yapabiliyor; bu da İzmir’in kültürel turizmine önemli bir katkı sağlıyor.

Sanat, turizmi sadece desteklemekle kalmıyor; kente kimlik ve değer de kazandırıyor. Bu açıdan bakıldığında İzmir’in kültür ve sanatla kurduğu bağ güçlendikçe, turizmden aldığı pay da nitelikli bir şekilde artacaktır, diye düşünüyorum.

Bir küratör olarak eser seçimi sürecinde sizi yönlendiren/belirleyici unsur estetik mi ideolojik mi yoksa toplumsal öncelikler mi?

Benim için sergi kurgularında estetik değerler kadar tarihsel arka plan, toplumsal bağlam ve güncel meseleler de önemli. Her mekânın fiziksel yapısını ve izleyici profilini dikkate alarak her projenin kendi anlatısını kurmasına özen gösteriyorum.

Arkas Sanat sergilerinde, koleksiyonun sahip olduğu birikimi izleyiciyle bütünlüklü ve anlamlı bir bağlamda buluşturmak temel önceliğimiz. Aynı zamanda merkezlerdeki sergileri planlarken, Arkas Koleksiyonu ile diğer kurumların koleksiyonları arasında iş birlikleri ve değişimler de yapıyoruz. Bu sayede ortaya özgün hikâyelere sahip sergiler çıkıyor.

SANATIN KENDİSİ EVRENSEL

Arkas Koleksiyonu’ndaki ‘yerel’ ve ‘evrensel’ denge nasıl kuruluyor?
Bence evrensel olan şey sanatın kendisi. Kültürlerarası diyalog sanatın temelinde var ve sanatçıların önemli bir birikim ve teknik donanım sonucunda ürettikleri eserlerde kaçınılmaz bir etkileşim söz konusu. Arkas Koleksiyonu, Avrupa resim ve heykel sanatından Anadolu halı geleneğine kadar uzanan çok geniş bir yelpazeye sahip. Bu sayede hem yerel üretimlerin köklü geçmişi hem de evrensel sanat birikimi bir arada sunuluyor; denge de tam olarak bu karşılaşmadan doğuyor.

Koleksiyonda sizi hâlâ en çok şaşırtan, her baktığınızda yeni şeyler fark ettiren eser hangisi?

Aslında beni en çok şaşırtan tek bir eser değil, koleksiyonun kendisi. Her sergide, her yerleşimde yeni bir detay, yeni bir hikâye fark ediyorum. Koleksiyonun temelinde emeğe, yeteneğe ve ustalığa duyulan büyük bir saygı var. Rodin heykellerinden Uşak halılarına kadar uzanan bu çeşitlilik, her dönemin kendi ustalığını ve estetik anlayışını görünür kılıyor. Belki de beni en çok etkileyen, bu eserlerin bir arada yarattığı o süreklilik hissi, sanatın zamana meydan okuyan tarafı.

Peki koleksiyonda eksik olduğunu düşündüğünüz ve bünyenize katmak için çalışmalar sürdürdüğünüz bir eser var mı?

Bir koleksiyon yaşayan bir organizma gibidir, doğar, gelişir, dönüşür. Arkas Koleksiyonu da zaman içerisinde evrildi, yeni yönler kazandı, kazanmaya devam ediyor. Amacımız, koleksiyonun çeşitliliğini koruyarak hem tarihsel hem de tematik açıdan bütünlüklü bir yapı oluşturmak. Yani bu süreçte eksikten çok, doğal bir büyüme ve zenginleşme söz konusu.

KOLEKSİYON DOĞAR, GELİŞİR VE DÖNÜŞÜR

Arkas Sanat Merkezi sadece sergi mekânı değil; aynı zamanda atölyeler, seminerler, rehberli turlar da düzenliyor. Bu yan faaliyetlerin merkezin vizyonundaki yeri nedir?

Arkas Sanat’ın temel vizyonu, İzmir’i ve farklı izleyici gruplarını sanatla daha derin bir ilişki kurmaya teşvik etmek. Bu nedenle sergilerin yanında, çok katmanlı bir programlama anlayışımız var. Atölyeler, seminerler, rehberli turlar ve çocuk etkinlikleriyle izleyiciyi pasif bir konumdan çıkarıp, sanatla doğrudan temas kurabileceği alanlar açıyoruz. Her merkezde, o mekâna ve içeriğine özgü etkinliklerle kapsayıcı ve katılımcı bir sanat deneyimi sunmayı hedefliyoruz.

İzmir’de doğan, yaşayan çok fazla sanatçı biliyoruz, buna rağmen neden İzmir’de özel galeri sayısı çok az?

Bu durum, doğrudan sanat ekonomisinin dinamikleriyle ilgili diye düşünüyorum. Galeriler, sürdürülebilirlik açısından güçlü bir alıcı ve koleksiyoner yapısına ihtiyaç duyuyor. İzmir’deki sanat üretimi nitelikli ve özgün, ancak dolaşım ve satış kanalları İstanbul’a kıyasla daha sınırlı. Buna rağmen İzmir’in kültürel ekosistemi oldukça canlı. Bağımsız inisiyatifler, kolektif yapılar, kamusal projeler ve kurumsal destekler bu alanı dinamik tutuyor. Belki de İzmir’e özgü olan, tam da bu çeşitlilik ve esneklik.

Sanat mekanları açmak kadar onları aktif tutmak da zor, bu anlamda bağımsız kurumlarla iş birlikleri düşünüyor musunuz?

Kesinlikle. Altı farklı sanat merkeziyle İzmir’de kültür-sanat yaşamına katkı sunarken, bu alanları sadece sergi mekânı olarak değil, aynı zamanda etkileşim alanları olarak da görüyoruz. Yerel sanatçılar, bağımsız inisiyatifler ve kültürel oluşumlarla daha yakın çalışmak, ortak projeler üretmek ve iş birliklerini artırmak şu anda önceliklerimiz arasında.

Bu tür etkileşimlerin hem kent kültürüne hem de sanatın sürdürülebilirliğine büyük katkı sağladığına inanıyoruz. Bugün birçok kültür kurumu, müze, üniversite ve güzel sanatlar fakültesiyle iş birlikleri yürütüyoruz; aynı anlayışı yerel yapılarla da güçlendirmeyi hedefliyoruz.

SANAT EĞİTİMİ TOPLUMUN GENELİNDE YARATICILIĞI, EMPATİYİ VE ELEŞTİREL DÜŞÜNCEYİ GELİŞTİRMEK İÇİN HAYATİ ÖNEMDE

Fransız Kültür Bakanlığı tarafından Sanat ve Edebiyat Şövalyesi Nişanı ile onurlandırıldınız. Bu uluslararası tanınırlık, bağlı olduğunuz kuruma nasıl bir perspektif sundu?

Fransa ile Türkiye arasında kültür ve sanat alanındaki ilişkileri güçlendiren çalışmalarım, yaptığım iş birlikleri ve sanatın toplumla buluşmasına yönelik katkılarım nedeniyle bu nişana layık görülmekten büyük bir onur duyuyorum. Arkas Sanat olarak Fransa ile ortak projelerimiz güçlenerek devam ediyor; şu anda Centre Pompidou ile yürüttüğümüz önemli bir proje üzerinde çalışıyoruz. Bu tür uluslararası iş birlikleri, kurumun vizyonunu genişletirken İzmir’i de global kültür haritasında daha görünür kılıyor.

Gözlemlerinizden yola çıkarak, sanat eğitiminin toplumun yaratıcılığı ve eleştirel düşünme becerileri üzerindeki etkisi hakkında ne söylersiniz?

Arkas Sanat olarak, gençlere ve çocuklara yönelik turlar, atölyeler ve etkinlikler düzenliyoruz. Amacımız, çocukların küçük yaştan itibaren sanatla büyümeleri, düşünme ve ifade becerilerini geliştirmeleri.

Geçmişte Arkas Sanat Merkezi’ni ziyaret eden çocukların şimdi sergilere dair hatıralarını paylaşması ya da sanat eğitimi almaya karar vermesi, bu çabanın ne kadar anlamlı olduğunu gösteriyor. 

Yaratıcı düşünce, özellikle yapay zekâ çağında, insana geniş bir bakış açısı kazandıran en önemli yetkinliklerden biri.  Sanat eğitimi sadece profesyonel sanatçılar yetiştirmek için değil; toplumun genelinde yaratıcılığı, empatiyi ve eleştirel düşünceyi geliştirmek için de hayati önemde. Sanatın herkese bu imkânı sunması gerektiğine inanıyorum.

Ayrıca okuyun