KIZKARDEŞLER İÇİN BAŞLANGIÇ CESARETİ

Özel tasarım aksesuarlar üreten Rumisu’nun kurucu ortağı Pınar Yeğin, seramikten çizime uzanan üretim pratiğini izleyiciyle buluşturduğu ilk kişisel sergisi ‘Unfolding/Before Flight’ için, “Bu sergi başlangıç cesaretinin hikâyesi. Ama korkusuz değil, korkuyla birlikte yapılan bir başlangıç. Başlangıçlar her şeye rağmen atılan adımlar biraz da” diyerek aslında tüm hemcinslerini de cesaretlendiriyor: “Kadın figürleri biraz beni ve benim üzerimden içlerinde kopan tüm fırtınalarla barışan kızkardeşlerimi anlatıyor diyebilirim.”
Kendisini tasarım ve sanatla ifade eden Pınar Yeğin’in ‘Unfolding/Before Flight’ isimli ilk kişisel sergisi Karaköy’deki ArtHan Gallery’de sanatseverlerle buluştu. Ayşegül Temel’in küratörlüğündeki sergide, özel tasarım aksesuarlar üreten Rumisu’nun kurucu ortağı Pınar Yeğin’in seramikten çizime uzanan üretim pratiğine rastlamak mümkün. Kadın ve kuş figürlerinin öne çıktığı eserlerde kadın figürleri, kendi sınırlarını aşmaya çalışıyor, her anlamda doğurgan ve üretken. Kuş figürü ise özgürlüğün, umudun simgesi olduğu kadar bireyin kendisi olma iznini kendine verebilmesinin bir ifadesi olarak öne çıkıyor. Sergideki işler tek başına birçok duyguyu çağrıştırdığı gibi, bir araya geldiğinde de bütünlüklü bir hikaye anlatıyor. Kişisel olduğunu düşündüğümüz ama aslında bütünün hikayesi gibi.
Pınar Yeğin’le 9 Mayıs’a kadar sürecek ‘Unfolding/Before Flight’ sergisini konuştuk.
Öncelikle çoğu kişi sizi, eminim benim gibi Rumisu markasıyla tanıyor. Tasarıma ve resme olan ilginizi biliyordum ama seramik ve kile duyduğunuz ilgi nasıl başladı? Kille çalışmanızın özel bir nedeni var mı?
Evet, 2013’ten bu yana yaratıcı enerjimi tasarım odaklı bir alanda kardeşimle birlikte kurduğumuz ve tasarladığımız Rumisu’da kullandım. Rumisu, Deniz’le birlikte kendimizi ifade etme ve var olma projesi. O yüzden bizim için ‘işten’ öte, hayatımızda çok önemli bir yeri var. Seramik hayatıma Rumisu’dan çok önce, 2006’da girdi ve hiç çıkmadı. Arka planda usul usul akan bir dere gibi hep vardı, hep önemliydi. 50’nci yaşıma geldiğimde ve hayatımın bu döneminin getirdiği hesaplaşmalar içinde seramik zihnimde farklı kapılar açmaya başladı; yeni bir özgürlük alanı tanıdı. Bilmeden başlamanın, yolda keşfetmenin özgürlüğünü.
NE OLACAĞINI BİLMEMEK TEHDİT DEĞİL!
Serginin ismi itibariyle önce bir başlangıç arkasından da bir açılma anlaşılıyor. Bu işler öncelikle bir başlama cesaretini, bazen küçük korkuları ve işler üzerinden kurulan hayalleri mi simgeliyor? Bu sergi için bir başlangıç ve diğerleri için oluşacak bir zemin diyebilir miyiz?
‘Unfolding’ açılmak, katmanları tek tek çözmek, açmak demek. ‘Before Flight’ ise o açılmanın henüz tamamlanmadığı, ama artık kaçınılmaz hale geldiği o kritik eşiği işaret ediyor. Dolayısıyla evet, bu sergi bir başlangıç cesaretinin hikâyesi. Ama korkusuz bir başlangıç değil; tam tersine, korkuyla birlikte yapılan bir başlangıç. Sanırım korkusuz bir başlangıç diye bir şey de pek mümkün değil. Başlangıçlar ‘her şeye rağmen’ atılan adımlar biraz da. En azından benim için bu şekilde. Figürler hâlâ açılıyor, hâlâ karar veriyor. Uçuş gerçekleşmemiş, ama yamaçtan aşağı bırakmışlar kendilerini, o kanatlar ya öyle ya böyle açılacak. Geri dönüş yok, hayata özgürce tutunma isteği var. Zemin mi? Evet, kesinlikle. Ama daha çok bir zemin bulmak için atılan adım gibi hissettiriyor bana. Bundan sonra ne geleceğini tam ve ‘net’ olarak bilmiyorum ve bu bilmemek, benim için artık bir tehdit değil, bir davet ve yüzleşmeye hazır olduğum bir meydan okuma.

Ayşegül Temel ile yollarınız nasıl kesişti, sergi açma fikri nasıl doğdu?
Ayşegül çok sevdiğim, yanında kendimi çok rahat ifade edebildiğim bir dostum aynı zamanda. Kendisi çok uzun seneler Belçika’da yaşadıktan sonra Paris’e taşındı.
Hayatlarımızda pek çok paralel olgunun yaşandığı bir dönemdeyiz. O da bir eşik noktasını deneyimliyor. Hedefi, köklerinin ve profesyonel birikiminin çok derinlere uzandığı İstanbul ve onun için yepyeni bir şehir olan Paris arasında bir köprü olup multidisipliner projelere imza atmak. İlk projesi benim elimden tutarak, bu serginin İstanbul’da hayata geçirilmesi oldu. İlerisi için de hem benimle hem pek çok farklı sanatçıyla birlikte heyecanla projeler geliştiriyor.
ESKİZ DEFTERİM BENİM İÇİN KİŞİSEL
Gördüğümüz kadarıyla çoğu eserin önce eskizi hazırlanıyor, sonra kile, ardından da seramiğe dönüşüyor. Açmak gerekirse önce sezgisel başlayıp, sonra ortaya çıkanı malzemenin de izin verdiği ölçüde dönüştürdüğünüzü söyleyebilir miyiz?
Evet, bir sketchbook delisiyim. Yanımda olmazsa olmaz. Eskiz defterleri aklıma gelen bir fikri, gözümün önünde beliren bir formu hemen yakalamama, sonra da onları geliştirmeme alan açıyorlar. Bazen de sketchbook’u açtığım ve kalemi kağıda değdirdiğim için aklıma fikirler geliyor. Her iki durumda da seramikle çalışmak için atölyeme girdiğimde, önce kendime çay demleyip, sonra defterlerimi açıyorum ve başlangıç noktamı seçiyorum. Sonra ellerimi kile bulayıp hikâyenin nereye evrileceğine bakıyorum. Süreç ve kil yolun nereye varacağını belirliyor.
Bu sergide de eskiz defterlerimden birisini ziyaretçilerle paylaşıyorum. Biraz beynimin ve hayatımın içine sizleri davet etmek gibi — benim için de çok yeni, kişisel, neredeyse ‘mahrem’ bir deneyim.

Tasarımlarınızda genellikle kadın ve kuş figürleri öne çıkıyor. Tasarımlara başlamadan önce kadın ve kuş tasarımları size neyi ifade ediyordu, şu an neyi ifade ediyor?
Kuş figürlerini çalışmayı oldum olası sevdim; onları yaratırken yaşadığım ve hissettiğim özgürlüğü, huzuru ve aradığım umudu çağrıştırıyorlar ve sembolize ediyorlar benim için. Kadın figürleri de hem şeklen hem şemalen biraz beni ve benim üzerimden içlerinde kopan tüm fırtınalarla barışan kızkardeşlerimi anlatıyor diyebilirim.
BEN HAYATTA KALABİLMİŞ BİR ÇOCUĞUM
Seramik, nakış, tasarım hepsi sabır isteyen uğraşlar. Bunlara başlamanız tesadüfi olmasa gerek. Bu, hayatın gelgitlerinden ve yorulduklarınızdan kaçış mı?
Hayatın gelgitlerinden yorulan genellikle içimizdeki çocuklar oluyor sanki. Sorunuzda sabırdan bahsediyorsunuz ki, bu zamanla çok ilintili bir kavram. Bir çocuk için zaman kavramı yoktur. Bırakırsınız saatlerce legolarla, barbilerle, artık her neyse sevdiği oyuncakla, onunla oynar. Benim içimdeki çocuk da saatlerce seramikle, ipliklerle, eskiz defterleriyle oynuyor. Dışarıdan bakanlar da bunun sabır olduğu sanrısına kapılıyor. Değil! Bir şeyi bitirmeye çalışmıyorum. Bu bir oyun hali ve olayın zamanla alakası yok. Ursula Le Guin’in çok katıldığım bir sözü var: “Creative adult is the child who survived / Ben hayatta kalabilmiş bir çocuğum.”
BU İŞLERLE KENDİMİ İFADE EDİYORUM
Eminim ki, yola çıktığınızda bunu düşünmüyordunuz ama şimdi bu sergiyle ya da eserlerinizle ilgili hayaliniz ne?
İşleri yapmak, ortaya çıkarmak bunların hepsi kendimi ifade etmek isteği ve ihtiyacından doğdu. Ve sadece var olmaları zaten bu ihtiyacı yüzde doksan dokuz gideriyor. Bunu bir yazarın kitabını yazmayı bitirip çekmecesine atması yerine baskıya göndermesi gibi düşünebilirsiniz. Kitap baskıdan çıktı, artık sizin elinizde. Siz okuduğunuzda yani sergiyi gezdiğinizde size hissettirdikleri önemli. Benimle alakası kalmadı gibi. Ben bir sonraki kitabı yazmaya başladım şimdi.
Eserleriniz kare formunda, ister tek ister bir araya geldiğinde bambaşka bir hikayeyi anlatıp büyütebiliyor. Bu aslında bir birliktelik mesajı gibi de algılanabilir mi? Kadınlar ve kuşlar tek başına da güçlü ama birliktelikleri, birbirlerinden öğrendikleriyle de öyle… Kuşlar da sürüleriyle uçar ve göç yollarında da birlikte hareket ederler doğada…
İznik çinilerine olan hayranlığım, Lizbon’daki seramik sanatını da yakından incelememe ve oradaki figüratif seramik panoları çalışmama doğru evrildi. Bahsettiğiniz kare formların birer sözcük gibi kullanılması ve birleşerek cümleler, paragraflar hâline gelip bize hikâyeler anlatmaları beni çok etkiledi. Ben de seramikle ve bu kare formlarla, size bazen tek tek cümleler, bazen de paragraflar hâlinde kendi hikâyem üzerinden ‘bizim’ hikâyemizi anlatmak istedim. Şu an ‘Unfolding Before Flight’ sergisinde olan en büyük panom bizim ‘kadınlık hâllerimizi’ anlatıyor. Daha da anlatılacak çok şeyimiz var ama panoda kadınlar olarak ne kadar doğurgan, verici, çoğaltıcı varlıklar olduğumuzu ifade ediyorum. Size ulaşan duygunun ne olduğunu merak etmekteyim. Gelenlerle de bu konuda sohbet etmek çok hoşuma gidiyor.
Pınar Yeğin’in ‘Unfolding/Before Flight’ isimli sergisi 9 Mayıs’a kadar Karaköy’deki ArtHan Gallery’de görülebilir.