“KİMLİK HER ZAMAN HAREKET HALİNDE”

Sanatçı Doria Belanger’nin Institut Français’de başlayan video enstelasyon sergisi “Bana Bir Dakika Verin” 15 Mart’a kadar ziyarete açık. Belanger ile serginin hikayesini ve açılımlarını konuştuk.
Yazıdan, sözden, müzikten, resimden önce dans vardı. Dans bedenin kendini ifade ettiği ilk yoldu belki de. Dans değildi belki ilk başta, sadece hareket, bir hamle alt tarafı, bir itki, bir içgüdünün dışavurumu… Doria Belanger’nin şu sıralar Institut Français’de devam eden video yerleştirmesini izlerken bunlar geçiyor aklımdan. Dans kadar direkt ve gerçek bir ifade biçimi var mıdır acaba? Sadece bir dakikalık bir sürede bile ne kadar çok şey söylemek mümkün aslında, hiç konuşmadan, sadece bedenin hareketleri sayesinde… “Bana Bir Dakika Verin” başlıklı sergi hakkında Doria Belanger ile yazılı sohbetimiz kültürler arası diyalog, kimlik farkındalığı ve dansın özgürleştirici etkisi üzerine kapsamlı bir sorgulamaya dönüştü; çok öngöremesek de…
“Bana Bir Dakika Verin” başlıklı işiniz uzun soluklu bir proje anladığım kadarıyla. İlk nasıl başladınız ve tüm proje bittiğinde nasıl bir bütüne varmayı hedefliyorsunuz?
Proje, dansçıları tanıma, onları sahne dışında farklı bir şekilde öne çıkarma ve hareket halindeki bedenlere farklı bir bakış açısı getirme arzusuyla başladı. Yavaş yavaş, projenin amacı, dünyadaki güncel dansların bir video haritasını oluşturmak haline geldi. Güncel dans derken, dansçının eğitimi kadar kişisel özgürlüğü, duyarlılığı ve yeteneği, yerel özellikler ve küreselleşmeyle olan ilişkisiyle beslenen tüm “yaşayan” dansları kastediyorum... İster çağdaş danslar, ister kentsel danslar, ister yok olmaya direnen geleneksel danslar olsun: temelde, bugün dünyadaki her dansçı için hayati öneme sahip olan tüm danslar.
Yarının kültürünü oluşturan bugünün yetenekleriyle tanışarak, yazılmakta olan bir mirası gün ışığına çıkarmaya, diyalog kurmak ve “birlik olmak” isteyen küresel bir topluluğu ortaya çıkarmaya çalışıyorum sonuçta.
Her dans sadece 1 dakikalık ifadelerden oluşuyor. Bu süre kısıtını nasıl belirlediniz, neden 1 dakika da, 10 saniye, ya da 3 dakika değil örneğin?
Herkes için aynı olan basit bir çerçeve olsun istedim. Projenin başlangıcından itibaren çok sayıda portre çekme hedefim vardı, bu yüzden herkese gerçekten tanışmamızı sağlayacak yeterli zaman ayırmam gerekiyordu. Ayrıca aktarım yönü de vardı, dansçı bana bir dakika veriyordu. Ve izleyici de dansçıya bir dakika veriyordu.
Performansçıların profesyonel dansçılardan oluşması önemli mi sizin için?
Bu, profesyonel dansçılara yaptığım bir teklif, benim için yaratıcılığın kaynağı olan ve genellikle koreografın adının arkasında kaybolanları öne çıkarmak için bir yol. Bununla birlikte, bu projeyi amatörlerle, ister çocuklarla ister yetişkinlerle olsun, genişlettim... Bu portreler çok duyarlı çünkü hareketler bambaşka, daha anlatımsal, daha sembolik bir boyut kazanıyor.
Koreografi nasıl ortaya çıkıyor? Dansçılar kendileri mi belirliyor yoksa birlikte mi oluşturuyorsunuz?
Bu koreografik dakikanın yaratılması için (dansçının kimliğini araştırma, yakalama ve arama mantığıyla da) bir “görev” belirlemeyi tercih ettim. Bu “görev”, çeşitlilik içinde bir sabit tanımlamak için tüm dansçılar için aynıydı. Bu yöntem, kısıtlama ve gelişim aracı olarak tekrarlamadan kaynaklanmaktadır. Hareketlerin birikimi ve tekrarı ile kimlik ortaya çıkıyor gibi görünüyor.
Böylece, çalışma başlangıçta doğal, neredeyse önemsiz bir ilk harekete odaklanıyor, bu hareket bir başkasıyla, sonra bir üçüncüyle ve böylece devam ederek tüm vücudu dansa doğru gerginleştiriyor ve anlık bir koreografiye ulaşıyor. Çünkü tam da burada, spontanlık ile sahneleme arasındaki sürtüşme yatmaktadır. Aslında, dansçıdan istenen ilk hareketin spontanlığı sorgulanabilir: Bu gerçekten spontan bir hareket miydi? Yoksa zaten bir sahneleme tercihi miydi? Tekrarla, hareket başka bir hal alır, artık hile yapmak mümkün değildir: Bu hareketi kendime sadık kalarak otuz kez aynı şekilde tekrarlayabilir miyim? Tüm vücut hareket halindeyken, bu hareket de evrilir ve “anlam derinliği” giderek artar: tekrar, yüceltme gibidir.
Son olarak, dansçı elbette tek bir hareket değildir, aynı zamanda hem içgüdüsel hem de koordineli bir hareketler birikimidir: birikim, bir tanıtım cümlesi gibidir, “Merhaba, benim adım... vb.” demek gibi. Böylece, hız kısıtlaması altında spontanelik ve sahneleme konusunu nasıl işlediğimizi açıkça görebiliriz. Bu yoğun konsantrasyon yaklaşımıyla, her dansçıyla neredeyse yarım gün geçirerek, dansçının kendi dans gösterisini, “kimlik videosunu” oluşturuyorum. Her biriyle ayrı ayrı çalışarak, her dansçının kuralları nasıl benimsediğini ve kişiliğinin kuralları kabul etmeye mi yoksa sorgulamaya mı yönelik olduğuna göre bunları nasıl uyguladığını gözlemliyorum; her birinin kendi kimliğini nasıl ortaya koyduğunu.
Her dans farklı bir mekanda, ya da değişik bir fon önünde icra edilmiş. Bu mekanlara ya da fonlara nasıl karar verdiniz, kriter neydi sizin için?
Her portre serisi kendine özgü bir görsel kimliğe sahip ve yurtdışında çekilen portrelerde, kartpostal gibi olmasa da şehrin bir parçasını yakalayabilmeyi seviyorum. Dekor, ortamı tanımlayabilmeli, ancak dansçıya tüm alanı bırakmak için geri planda kalmalıdır. Örneğin, Türkiye'de çekilen seri için, İstanbul'da suyun önemli varlığı bana bir başlangıç noktası gibi geldi. Keşif seansları sırasında şehri dolaşırken, her yerde çeşmelerin varlığını fark ettim ve bunları dekor olarak kullanmaya karar verdim.
Farklı ülkelerden projeye katılan dansçıları gözlemlediğinizde ne gördünüz? Dans kültürel özelliklerin yansıdığı bir ifade aracı mı örneğin?
Ben aslında, kültürel determinizm ile bir dansçının benzersizliği arasındaki bu kesişme noktasını, onun çevresi ve/veya tercih ettiği dans türüne göre entegrasyon ve özgürleşme yolunda izlediği kendine özgü kişisel yolculuğunda arıyorum. Burada amaç, bir dans akımının, bir topluluğun enerjisini yakalamaya çalışmak, onların seslerini duyurmak ve bunları diğer ülkelerin sesleriyle karşılaştırarak, günümüzün küresel kültüründen doğan benzerlikler ve yerel topraklardan kaynaklanan farklılıklar ile oluşan rezonanslarını ortaya koymaktır. Bizi ayıran şeylerin, bizi birleştiren şeyler kadar sıkça ortaya çıktığını keşfetmek rahatsız edici bir durum.
Projenin Türkiye ayağını nasıl şekillendirdiniz? Önce dansçılarla mı temasa geçtiniz örneğin, ne kadar zaman harcandı tüm Türkiye sergisi için?
Yeni bir seri çekmek için, gelmeden önce dansçılarla iletişime geçiyorum. Oraya vardığımda, önceden keşif turlarında belirlediğim çekim yerlerinde her dansçıyla 3-4 saat geçiriyorum. Prova yapıyoruz, dansın süresini belirliyoruz ve dansçı hazır olduğunda çekime başlıyoruz. Post prodüksiyonu da bizzat kendim yapıyorum ve her yıl büyüyen koleksiyona yeni portreleri ekliyorum.
Sergide çok güzel çizimler de yer alıyor. Bunlardan biraz bahseder misiniz?
Bu çizimler, 5 yıl önce benim danslı video portrelerimle bu diyaloğu başlatan Benttt'e aittir. Burada ilk kez birlikte bir sergi düzenliyoruz. İstanbul'a geldikten sonra, ona çektiğim video portrelerin görüntülerini verdim, o da bu görüntülerden yola çıkarak sergilenen suluboya resimleri yaptı. Bu, Türkiye'de tanıştığım dansçıların başka bir portre biçimi. Hareketin geçiciliğini yakalamanın bir başka yolu.
En önemli unsurlardan biri de müzik şüphesiz. Müziği kim besteledi ve her ülkede farklı bir müzik mi kullandınız?
İki besteciye, tüm ülkelerin dansçıları için aynı olan bu bir dakikalık müzikal parçayı bestelemelerini önerdim. Onlara, dansçılara verdiğim talimatın aynısını verdim. Görüntüler olmadan bestelediler. Aynı şekilde, bedenlerin doğal ritmini serbest bırakmak için dansçılarla müzik olmadan çalışıyorum. Şaşırtıcı bir şekilde, dünya çapında ortak bir ritim var gibi görünüyor...
Planlarınız arasında başka hangi ülkeler var ve ne zaman bitirmeyi hedefliyorsunuz (tabi bitirmeyi düşünüyorsanız)?
Mart ayında Fas'ta, Fas Fransız Enstitüsü ile yeni dansçılarla tanışmak için bir rezidans programına katılacağım. Ülkedeki çağdaş dansın en önemli etkinliği olan En Marche Festivali sırasında orada olacağım.
“Bana Bir Dakika Verin”, şu anda neler olup bittiğini, neyin var olduğunu keşfetmek için sürekli bir araştırma sürecinde ve bunun da bir sonu yok. Kimlik her zaman hareket halindedir.
“Bana Bir Dakika Verin” İstanbul’un ardından İzmir ve Ankara’da da Institut Français’de 31 Mart’a dek ziyaret edilebilir.