“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

“İSTANBUL’UN GECE HAYATI EŞSİZ BİR SOSYAL OLGU”

Nafise Motlaq - Saeed Nasiri
Nafise Motlaq - Saeed Nasiri

İranlı sinemacılar Nafise Motlaq ve Saeed Nasiri'nin yönetmenliğini üstlendiği “Vibe Istanbul” adlı belgesel film Institut Français’nin katkılarıyla izleyiciyle buluştu. 80’li yılların sonlarından bu yana İstanbul’un dinamik gece hayatını odağına alan filmin yönetmenleriyle söyleştik.

Yaşı tutanlar ve biraz da müzik, gece hayatı, partilemek gibi konularda tecrübesi olanlar 90’lı yılların popüler gece mekanlarından Twenty’yi, ondan daha eski bir tarihten beri ‘gay’ kültürünün (henüz hayatımıza LGBT tanımlaması girmemişti o yıllarda) çekim merkezlerinden biri olan 14’ü ve bu ikisinden kısa bir süre sonra açılan 19’u anımsayacaktır şüphesiz. Sonrasında Maslak’daki 2019 ve başta Park Orman olmak üzere İsrtanbul’un çeşitli bölgelerinde açılan elektronik müzik ağırlıklı bir eğlence kültürünün merkezi haline gelen başka mekanları da… İranlı belgesel sinemacılar Nafise Motlaq ve Saeed Nasiri’nin imzasını taşıyan ve 80’lerin sonlarından itibaren İstanbul’da açılmaya başlayan bu mekanların izini süren “Vibe Istanbul” adlı belgesel gece hayatının, elektronik müziğin ve dans kültürünün hem şehri hem de şehrin insanlarını nasıl etkilediğini anlatıyor. Talimhane’deki 14, 19 ve 20 gibi mekanlar başta olmak üzere İstanbul gece hayatının mimarlarından işletmeci Ceylan Çaplı’nın trajik şekilde erken vedasıyla hüzünlü bir renge de bürünen bu macerada ne kadar önemli bir isim olduğunu anlatmak bile gereksiz belki ama onu bilmeyen, tanımayan, hatta adını bile duymamış genç kuşaklar için “Vibe Istanbul”da yeteri kadar ipucu mevcut. Onun yokluğunda döneme öyle ya da böyle damgasını vurmuş birçok DJ, işletmeci, organizatör ve az sayıda da olsa müdavimle yapılmış söyleşilerin ışığında İstanbul gece hayatının devrimsel dönüşümünü ve genel olarak İstanbul’un son 40 yılda geçirdiği evrimi izlemek açısından özel bir deneyim sunuyor film ve biz de filmin yönetmenleri ile tüm bunları ve fazlasını konuştuğumuz bir söyleşi yaptık. 

Filminiz “Vibe Istanbul”a gelmeden önce kısaca nasıl bir background’unuz olduğunu anlatır mısınız? Öncelikle mesleki anlamda..

Nafise Motlaq: 2000 yılında İran medyasında foto muhabiri ve yazar olarak çalışmaya başladım. 2005 yılında Malezya'ya taşındıktan sonra, ilgim daha çok belgesel ve anlatı fotoğrafçılığına kaydı. Görsel çalışmalarımın çoğu sosyal sorunlar, savaştan etkilenen bölgeler ve kriz sonrası yaşam üzerine odaklanmıştır.

Otuzlu yaşlarımın ortasında, 25'ten fazla ülkeyi gezip hayatı gözlemledikten sonra, savaşların temel olarak insanlar arasındaki bölünmenin bir sonucu olduğu sonucuna vardım. O zamandan beri, tüm projelerimin insanları birbirine bağlamayı ve ortak insani değerleri vurgulamayı amaçlaması gerektiğine karar verdim – politikacıların genellikle etnik, ırksal, ulusal veya dini ayrımlar yaparak bölüştürdüğü değerleri. Benim için görüntüler ve hikaye anlatımı, ayrı düşmüş, düşürülmüş insanlar arasında bir köprü görevi görmelidir. Ancak bu bağlantı sayesinde, farklılık ve çatışmaya dayalı politikalara karşı uzun vadeli direniş mümkün olabilir.

Saeed Nasiri: Kariyerime İran'da foto muhabirliği ile başladım ve son yirmi yıldır ağırlıklı olarak belgesel ve film yapımcılığı alanında çalışıyorum. 2016 yılından bu yana, özellikle Avrupa olmak üzere uluslararası pazara odaklanan, bağımsız İran sinemasına adanmış bir yapım şirketi yönetiyorum.

“İstanbul hak ettiği kadar takdir edilmeyen bir şehir”

İstanbul sizin hayatınızda nasıl bir yer tutuyor? İlk ne zaman geldiniz ve duygusal anlamda nasıl bir bağ kurduğunuzu düşünüyorsunuz?

Nafise Motlaq: 2005 yılında İran'dan ayrıldım ve on iki yıl yurtdışında yaşadıktan, çalıştıktan ve okuduktan sonra 2017 yılında İstanbul'a taşındım. 2018 yılından bu yana Nişantaşı Üniversitesi Yeni Medya ve İletişim Bölümü'nde tam zamanlı öğretim görevlisi olarak çalışıyorum.

Güneydoğu Asya'da yaşamak bana birçok önemli deneyim kazandırdı. En önemlisi, Orta Doğu'ya ve geldiğim bölgeye uzaktan, daha analitik bir bakış açısıyla bakmamı sağladı. Bu mesafe, bu bölgenin derin tarihi ve kültürel değerini daha iyi anlamama yardımcı oldu.

İstanbul beni tecrübeli bir anne gibi kucakladı ve bana huzur verdi. Bu şehrin insanları, hayat hikayeleri, mücadeleleri ve yaşadıkları iniş çıkışlar beni vatanıma daha da yaklaştırdı. Tek üzüntüm, bu şehirdeki birçok insanın İstanbul’un tarihine dair derin bir farkındalığa sahip olmaması. Gergin zamanlarda, genellikle gün be gün hayatta kalmaya ve acil sorunlara tepki vermeye odaklanıyorlar, oysa bu tekrarlayan krizlerin birçok cevabı İstanbul'un uzun tarihinde zaten yazıyor. Bu şehirde, en mutlu ve en üzücü günlerimi aynı anda yaşadım. Benim için İstanbul, hak ettiği kadar takdir edilmeyen ve kutlanmayan büyülü bir şehir.

Saeed Nasiri: Yaklaşık yirmi yıl önce İran'dan İstanbul'a taşındım; moda ve reklam fotoğrafçılığı alanında çalışmaya başladım. Birçok genç gibi, Batı'ya doğru göç yolculuğuma devam ettim ve birkaç yıl Londra ve New York'ta yaşadım. 2015 yılında İstanbul'a dönmeye karar verdim.

Türkiye'ye taşınmak beni köklerimden uzaklaştırmadı, aksine kimliğimin daha fazla farkına varmamı sağladı. Bu göçün köklerimi genişlettiğini söyleyebilirim. Bu toprağın hikayeleri, kültürü, yemekleri ve müzikal melodileri bana tanıdık geliyor. Film yapımcılığı ve belgesel çalışmalarıyla bu ülkenin daha derin tarihi, kültürel ve politik katmanlarını keşfettim ve belgeledim. Türkiye'nin kaderi, kendi ülkemin kaderi kadar benim için önemli.

İran’ı nasıl terk ettiğinizi anlatmak ister misiniz? Nasıl etkiledi sizi bu terk ediş?

Nafise Motlaq: İran'ı, İslamcı hükümetin bir gecede 50'den fazla medya kuruluşunu kapatıp birçok gazeteci arkadaşımın tutuklanıp cezalandırıldığı bir yılda terk ettim. Gazetecilik eğitimime devam etmek için ülkeyi terk etmeye karar verdim.

Biz İranlılar için İran, sadece doğduğumuz yerden ibaret değildir. Bu topraklara ve zengin antik kültürüne karşı derin bir sorumluluk hissediyoruz. Benim için İran, bugün hala dünyayı şekillendiren birçok medeniyetin doğduğu yerdir ve onun yok olması, ortak insanlık mirasımız için büyük bir kayıp. Bu nedenle, son yıllarda İran'da yaşananlar, vatanımı kaybetmenin acısından çok daha ötesinde, çok daha derin bir ıstırap olarak beni etkiledi.

“İstanbul’un gece hayatı tüm çelişkileri kucaklıyor”

İstanbul gece hayatındaki dönüşüm (filminizde anlattıklarınız) bu coğrafyada ne anlama geliyor sizce ve bu neden sizin ilginizi çekti?

Nafise Motlaq: İstanbul'un gece hayatı, bu bölgede eşsiz bir sosyal olgudur. Türkiye'de uzun yıllar yaşadıktan sonra, buradaki insanların komşu ülkelerdeki insanların aksine kendilerini genellikle bölgesel bir bakış açısıyla görmediklerini fark ettim. Ancak kültür ve tarih araştırmacısı olarak, İstanbul'daki hiçbir sosyal olguyu bölgesel bağlamından ayrı düşünemem. Bölgenin dört bir yanından gelen insanların İstanbul'da bir araya gelip vakit geçirmeleri benim için çok anlamlı; bu “birlikte olma” durumu başlı başına bir sosyal eylem haline geliyor.

Saeed Nasiri: Hoşgörünün sınırlı olduğu ve milliyet, etnik köken, din ve ırk temelli çatışmaların tarihsel zirveye ulaştığı bir coğrafyada, İstanbul'un kulüpleri ve gece hayatı tüm bu çelişkileri kucaklayan mekanlar yaratıyor. İnsanlar karanlıkta bir arada duruyor, aynı ritimle dans ediyor ve hayatı kutluyor. Bu zorlu ve dinamik şehirde, bu mekanlar gençlerin geçici olarak streslerini atmalarını ve zorlu koşullarda hayatta kalmalarına ve ilerlemelerine yardımcı olan denge duygusunu yeniden kazanmalarını sağlıyor.

İki yönetmen olarak nasıl bir çalışma yürüttünüz? Belli bir görev paylaşımı var mıydı yoksa daha spontane bir akışta mı gerçekleşti her şey?

Saeed Nasiri: Filmin ana fikri Nafise'den geldi. Yaklaşık iki yıldır İstanbul'da yaşıyordu ve elektronik müzik kulüpleri ve atmosferleri hakkındaki gözlemlerini coşkuyla paylaşıyordu. İran'da ve Afganistan, Irak ve Suriye gibi savaşın yıkıma uğrattığı ülkelerde yıllarca sosyal ve siyasi krizleri belgeledikten sonra, İstanbul'un kulüplerinde bu bölgeden gelen gençleri görmek ikimiz için de büyüleyiciydi ve birçok soruya yol açtı.

Olan biteni çekmeye başladık, ancak COVID salgını prodüksiyonu durdurdu. Bu ara bize daha büyük bir soru üzerinde düşünmek için zaman verdi: İstanbul bu bölgede nasıl böyle bir alan yaratmayı başardı ve bu yolda nasıl bir süreçten geçti? Kulüpler kapalı olduğu için birçok DJ ile tanışabildik ve kırk yıllık sözlü tarihi kaydettik; bu hikayeler yavaş yavaş filmin ana anlatısını şekillendirdi. Ben çoğunlukla görseller ve prodüksiyonla ilgilendim ve yönetmenlik sürecinde Nafise ile yakın bir şekilde çalıştım, o ise senaryodan sorumluydu. Süreç her zaman kolay olmasa da, çoğu kararı birlikte verdik.

Filmin çekimleri için finans bulmak zor oldu mu?

Saeed Nasiri: Projeye kendi şirketimin ekipman ve kaynaklarını kullanarak başladık. Yaklaşık bir yıl sonra, projeyi geliştirmek için fon ihtiyacımız olduğunda, Türkiye'deki şansımızın çok sınırlı olduğunu fark ettik. Bu yüzden Avrupa'ya yöneldik ve sonunda yaklaşık iki yıl süren bir süreç sonunda 52 dakikalık bir televizyon versiyonu ortaya çıktı. Daha sonra filmin tam versiyonunu yeniden düzenlemeye karar verdik. Böyle bir projeyi üretmek için bir tür delilik gerektiğini söyleyebilirim, ama gerçekte bu belgesele olan tutkumuz, güvenimiz ve sevgimiz devam etmemizin tek nedeniydi.

“İstanbul’da böyle bir gece hayatı olduğuna inanmayanlar oldu”

Dünyada filmi izleyenlerin tepkileri, yorumları nasıl oldu? 

Saeed Nasiri: Belgeselin 52 dakikalık versiyonu, Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. yıldönümü sırasında Fransız-Alman kamu televizyon kanalı ARTE'de yayınlandı. Ne yazık ki, televizyon yayını izleyicilerin geri bildirimlerine doğrudan erişmemizi engelledi.

Uluslararası dağıtım sürecini zorlaştıran şey, İstanbul'da böylesine canlı ve çeşitlilik dolu bir gece hayatının gerçekten var olup olmadığına dair şüphelerdi. Filmin temelini oluşturan gerçekliği defalarca kanıtlamak zorunda kaldık. Bir noktada, birkaç yabancı yapımcıyı İstanbul'un gece hayatını kendileri deneyimlemeleri için davet ettik.

Bana göre, Türkiye hakkında küresel medyada var olan stereotipler, “Vibe Istanbul” gibi bir belgesele yaklaşmayı zorlaştırdı, oysa film, neredeyse her on dakikada bir şehrin karşılaştığı bir kriz veya büyük bir zorluğu gösteriyor.

2023'teki yayından sonra, filmi televizyonun zaman sınırlaması olmadan yeniden düzenlemeye karar verdik ve 99 dakikalık bir versiyona ulaştık, çünkü kırk yıllık, birçok iniş ve çıkışın olduğu bir hikayeyi anlatmak için daha fazla zamana ihtiyaç vardı. Bu versiyonu 2025 yılında İstanbul Film Festivali'nde gösterime sunduktan sonra bile, filmi Türk izleyicilere satmakta hala zorluklar yaşıyoruz. Bakış açımız yaygın klişelerin dışında kalmaya devam ediyor, ancak yine de belgeselin daha geniş bir izleyici kitlesine ulaşması için bir yol bulmayı umuyoruz, özellikle de Türkiye'de.

Filmde kendi anılarınıza, deneyimlerinize pek yer vermemişsiniz. Bunun özel bir sebebi var mı?

Nafise Motlaq: Kişisel olarak, anlatıya kendimizi “İranlı tanıklar” olarak dahil etmemeyi tercih ettim, çünkü bu, hikayeye gereksiz ve klişe bir boyut katabilirdi. Sosyal bilim araştırmacıları ve belgesel film yapımcıları olarak Saeed ve ben, araştırmamızda kartopu yöntemini kullandık, yani araştırma süreci kamera ile kaydedildi. Son kırk yılda İstanbul'un gece hayatıyla bağlantısı olan 100'den fazla DJ, kulüp sahibi ve kişiyle konuştuk. Bazıları filmde yer alıyor ve hikaye bu röportajlardan doğal bir şekilde ortaya çıkıyor.

Aslında tek bir sorumuz vardı: İstanbul neden ve nasıl bu bölgedeki tek dinamik, çeşitlilik ve canlılığa sahip gece hayatına sahip şehir haline geldi? Hepsi bu kadar.

“İstanbul göçmenlere bir özgürlük alanı veriyor”

2010 sonrası İstanbul özellikle ortadoğudan gelen göçmenler/mülteciler için önemli bir yaşam merkezi halene geldi. Siz o insanların hayatlarını, hayallerini ve geleceğe dair planlarını İstanbul’un nasıl etkilediğini ya da değiştirdiğini düşünüyorsunuz?

Nafise Motlaq: Akademik çalışmalarım sayesinde, İstanbul'a eğitim için gelen Türkiye'nin dört bir yanından gelen gençlerle ve Arap ülkeleri, Orta Asya ve Afrika'dan gelen çok sayıda uluslararası öğrenciyle (genellikle sınıflarımın yarısından fazlasını oluşturan) yakın temas halindeyim. Bu gençlerin İstanbul'da dört beş yıl yaşadıktan sonra nasıl değiştiğini yakından gözlemledim. Ailelerinin ve toplumun doğrudan kontrolünden uzak, nispeten daha özgür bir yaşam, onlara seçim özgürlüğü ve farklı yaşam tarzlarıyla bir arada yaşama fikrini aşılıyor ve onları yavaş yavaş dönüştürüyor.

Aynı zamanda, son yıllarda artan göçmen sayısının İstanbul'un sosyal dokusunu değiştirdiğinin ve ev sahibi toplumla kültürel farklılıkların yol açtığı gerilimin anlaşılabilir olduğunun da tam olarak farkındayım. Ancak tarihsel olarak İstanbul, her zaman farklı topraklardan gelen insanların buluşma noktası olmuştur. Bu şehir, bu gençlerin çoğuna özgüven ve bağımsız seçimler yapma fırsatı veriyor. Bu, doğrudan ve dolaylı olarak bölgenin entelektüel akışını etkiliyor. Röportaj yaptığımız tüm yabancı DJ'ler kariyerlerini İstanbul'da inşa ettiler ve şimdi dünyanın önde gelen sahnelerinde performans sergiliyorlar. Bu, kendi ülkelerinde ellerinden alınan az da olsa bir özgürlüğe erişmeleri sayesinde oldu.

İstanbul hafızası çok güçlü olmayan, geçmişi sistematik anlamda yok edilmeye çalışılan bir şehir oldu son dönemde. Bu anlamda “Vibe Istanbul” önemli bir katkı sunuyor. Sizce bu filmi izleyen genç kuşaklar nasıl bir bakış açısına sahip olacaklar, hem geçmişe dair hem de bugün ve geleceğe dair?

Nafise Motlaq: Dürüst olmak gerekirse, İstanbul'da umudunu kaybetmiş genç bir Türk, film hakkında heyecanla konuşup “Bunları bilmiyordum” dediğinde içtenlikle mutlu oluyorum. Bu güçlü ve belirleyici şehre bakış açılarının birazcık bile olsa değiştiğini gördüğümde, içimde bir şeyler hareketleniyor. Kalplerinde küçük bir umut, saygı ve gurur kıvılcımı yakabilirsem, bu benim için çok önemli. Bu yüzden gençlerin bu filme daha kolay erişebilmeleri için bir yol bulabilmeyi umuyorum.

Özellikle birçok kişinin İstanbul'dan ayrılmayı düşündüğü bir dönemde, film onlara bu şehrin her zaman düşüşlerinin ardından zirvelere ulaştığını ve özgürlüklerin, sınırlı da olsa, uğruna mücadele etmeye ve korumaya değer olduğunu hatırlatabilir.

Saeed Nasiri: Maalesef, İstanbul'un güçlü bir tarihsel hafızası olmadığı konusunda hemfikirim. Her şey sürekli değişiyor ve insanlar her zaman yeni koşullara uyum sağlıyor. İkimiz de “Vibe Istanbul”un, zamanla değer kazanacak bir belgesel olduğuna inanıyoruz. Tıpkı şarap veya el dokuması halı gibi, zaman geçtikçe tarihi ve hikayeleri korumanın önemi daha da netleşiyor.

Kişisel olarak, eski nesillerin filmle kurduğu bağı çok seviyorum. DJ'lerin kendilerini şehrin kültürel temellerinin bir parçası olarak görmeleri - bu temellerin şekli değişmiş olabilir ama hala canlı ve dinamik - benim için çok anlamlı.

Benim için en değerli anlardan biri, 50 ila 70 yaşları arasındaki izleyicilerin festivalde bize sarılmaları ve Club 2019 veya Parkorman Festivali gibi yerlerle ilgili anılarını paylaşmaya başlamalarıydı. Benim için bu, birkaç neslin anılarını birbirine bağlamak ve yan yana koymak anlamına geliyordu

“İran büyük bir dönüşümün eşiğinde”

Bugün İstanbul’da gece dışarı çıksanız, hangi mekanlara gidersiniz? Parti, after ve after’ın after’ı…?

Nafise Motlaq: Bu kiminle birlikte çıktığıma bağlı aslında. Ancak birkaç yıl boyunca, bu yıl 17. yılını kutlayan Club Kiki'nin müdavimiydim. Burası, yakın arkadaşlar edindiğim ve güzel anılar biriktirdiğim ilk yerlerden biriydi.

Kiki'nin personeli yıllar boyunca aynı kaldığı için, burası bana tanıdık bir buluşma yeri, gece toplantıları için bir tür ana üs gibi geliyor. COVID kısıtlamaları sırasında, Kiki'de dans eden bir sahne resmettim ve bu resim şu anda kulübün duvarında sergileniyor. Bu, buraya aidiyet duygumu daha da güçlendirdi.

İstanbul'daki diğer kulüpleri seçmek çoğunlukla arkadaşlarımın zevklerine bağlı. Bu belgeseli yaptıktan sonra, her arkadaşımın veya ziyaretçi grubunun hangi kulübü ve atmosferi en çok seveceğini daha iyi anlayabiliyorum. Bu benim kişisel zevklerimden biri haline geldi: kulüplerin arkasındaki hikayeleri anlatıyorum ve onlar da mekana daha fazla dikkat ediyorlar.

İran’da son yaşananlar hakkında ne söyleyebilirsiniz? Yakın gelecekte ne bekliyor İran’ı sizce? Umudu yaşatmak için ne yapılmalı?

Saeed Nasiri: Derin bir üzüntü ve endişe duyuyoruz. İran büyük bir dönüşümün eşiğinde ve bu değişim yakın gelecekte daha az şiddetle gerçekleşirse, tüm bölgenin barış ve istikrarı üzerinde önemli bir etkisi olabilir.

Ayrıca okuyun