ÇOCUKLAR İÇİN DEĞİL ÇOCUKLARLA

Çocuk tiyatrosunu pedagojik bir araçtan çok, hayal gücüyle düşüncenin birlikte çalıştığı bir karşılaşma alanına dönüştürmeyi amaçlayan Oyun Dairesi ve Arsız Kumpanya’nın Don Kişot uyarlaması. çocuklara ‘doğru’yu öğretmektense hayal kurmanın, direnmenin ve dünyaya başka türlü bakmanın ihtimallerini açıyor. Uğurcan Güngör ve Tuğra Can Bıçak ile Türkiye’de çocuk oyunlarının yeni yönü üzerine konuştuk.
Çocuk tiyatrosu uzun yıllar boyunca öğretici, zararsız ve eğlenceli olma beklentileri arasında sıkıştı. Çocuğun sahneyle kurduğu ilişki çoğu zaman tek yönlü bir aktarım biçimine dönüştü; anlatan yetişkinler ve dinleyen çocuklar. Oysa bugün, çocukların dünyayı algılama biçimleri hızla değişiyor. Soruları çoğalıyor, sınırları zorluyor, belirsizlikle daha erken yaşta karşılaşıyorlar. Bu dönüşüm, çocuk oyunlarının da yalnızca biçimsel değil, etik ve dramaturjik olarak yeniden düşünülmesini zorunlu kılıyor.
Türkiye’de çocuk tiyatrosu, son yıllarda bu anlamda önemli bir eşikte duruyor. Artık mesele yalnızca çocuğa ne anlatıldığı değil; çocuğun sahnede nasıl bir özne olarak konumlandığı. Çocuk seyirciyi pasif bir alıcı olarak görmek yerine, onun düşünmesine, şaşırmasına, hatta çelişkiyle karşılaşmasına alan açan işler çoğalıyor. Bu yaklaşım, çocuk tiyatrosunu pedagojik bir araçtan çok, hayal gücüyle düşüncenin birlikte çalıştığı bir karşılaşma alanına dönüştürüyor.
Bu dönüşümün örneklerinden biri, Oyun Dairesi ve Arsız Kumpanya’nın sahneye taşıdığı ‘Don Kişot’ uyarlaması. Oyun, çocuklara ‘doğru’yu öğretmektense hayal kurmanın, direnmenin ve dünyaya başka türlü bakmanın ihtimallerini açıyor. Cervantes’in yüzyıllar öncesinden seslenen bu karakteri, bugünün çocuklarıyla buluşturan ekip, çocuk tiyatrosunun sınırlarını genişleten bir yerden konuşuyor. Bu bağlamda; Oyun Dairesi yapımcısı ve yönetmeni Uğurcan Güngör ve Arsız Kumpanya kurucusu ve oyunun yönetmeni Tuğra Can Bıçak ile çocuk tiyatrosunun bugününe, geleceğine ve sahnede çocukla kurulan ilişkinin nasıl dönüştüğüne dair konuştuk.
Çocuk tiyatrosunu sizce bugün hala eğitici olmak zorunda hisseden bir alan olarak mı görüyorsunuz? Bu beklentiyle nasıl ilişki kuruyorsunuz?
Uğurcan Güngör: Eğitici olmasının yanı sıra sosyalleşmek için de çok güzel bir alan aslında. Çünkü artık günümüzde eskisi gibi toplu bir şekilde hareket ve eylemler gerçekleşmiyor. Günümüzde artık toplumsal değil de, bireysel dertler daha çok öne çıkıyor. O sebeple bir topluma, bir yere ait hissedemiyor artık günümüzün insanı. Kimsenin yanındakini bile görmediği veya görse de umursamadığı bir dünyaya doğru evrildiğimiz için, günümüzde tiyatro gibi sanat dalları eskisinde daha değerli bir durumda şu an, özellikle çocuklar için. Çünkü orada oyunda bir karakterin başına bir iş geldiğinde bütün bir salon ona yardım etmeye çalışıyor. Ve aslında bu da farkında olmadan bireyselliği ortadan kaldırıp, bütünselliği ortaya koyuyor. Günümüzde de çok nadir gördüğümüz bir şey empatiyi öğretiyor aslında, ‘Don Kişot’ ve ‘Pinokyo’ oyunlarımızda da çok şahit oluyoruz. Kendini o karakterlerin yerine koyup çözüm bulmaya çalışıyorlar. Deneme ve yanılmayı öğreniyorlar. Biz de bu sebeple oyunlarımızı interaktif bir şekilde sergileyerek aslında onları da oyunun bir parçası haline getirip empati yeteneklerinin daha da gelişip, toplumun aslında değerli bir parçası haline dönüştürmek için çalışıyoruz.
Çocuklara bir hikaye anlatmanın ciddi bir sorumluluk taşıdığını düşünürsek; bir oyunu sahneye koymadan önce hangi etik ve dramaturjik süzgeçlerden geçiriyorsunuz ve artık hazır dediğiniz noktayı belirleyen vazgeçilmez ölçüleriniz neler?
Uğurcan Güngör: Burada en zorlandığımız kısım açıkçası metin seçimi oluyor. Çünkü hem evrensel olması, hem de alt metninin güçlü olması bizim için çok önemli. O yüzden klasik hikayelerden yola çıkıyoruz, ebeveynlerinde keyif alacağı bir hikaye olmalı. Ardından profesyonel ekibimizle metni tiyatro oyunu olarak uyarlamaya başlıyoruz. Sonraki sürecimizi ‘Klinik Psikolog Çocuk Ergen Terapisti’ ile devam ettiriyoruz. Metnin artık hazır olduğunu düşündüğümüz vakit oyuncu seçimlerine başlıyoruz. Metin seçimi ne kadar önemli ise, oyuncu seçimleri de bizim için çok önemli çünkü yarattığımız dünyayı taşıyacak kişiler onlar olacak. O yüzden konservatuar tiyatro bölümünden mezun oyuncu arkadaşlarımızla yolculuğumuza devam ediyoruz. Açıkçası çok fazla oyunculuk çalışıyoruz. O sebeple oyunlarımızı çocukları oyalamak için değil, bizimle beraber yürüyüp, karşımıza çıkan problemlere beraber çözüm bulmaları için çalışıyoruz. Aslında biz kendimize yol arkadaşı arıyoruz bir nevi. O yüzden oyun için artık hazır dediğimiz nokta, çocuklar yerlerine oturup ışıklar kapandığı vakit oluyor.
‘Don Kişot’ gibi yetişkin dünyasında güçlü bir yere sahip bir metni çocuklarla buluşturma fikri nasıl ortaya çıktı?
Tuğra Can Bıçak: ‘Don Kişot’ gerekli dokunuşlarla her yaşa ve her döneme hitap edebilecek, çok geniş bir zaman ve mekan yelpazesine sahip olmakla birlikte edebiyat tarihinin en evrensel ve sürükleyici romanlarından biri. ‘Don Kişot’un hayal gücüyle çıktığı yolculukta biz de çocuklarla bu yolculuğa dahil olarak onlara zengin edebiyat dünyasıyla erken dönemde bağ kurabilecekleri bir köprü oluşturmayı hedefledik. Ayrıca bu uyarlamanın, çocukların dünya klasikleriyle tanıştırılması açısından önemli olduğunu düşünüyoruz.
‘Don Kişot’u izleyen bir çocuğun salondan tek bir duyguyla çıkmasını isteseydiniz, bu ne olurdu?
Tuğra Can Bıçak: Öncelikle tabii ki mutluluk. Onlar mutlu oldukça biz de mutlu oluyoruz ve motivasyonumuz artıyor. Ayrıca, Don Kişot gibi çocukların da hayal gücüyle sahnede o maceralara inanması bizi gerçekten iyi hissettiriyor. Horoz ve Civciv karakterleriyle şarkı söyleyip eğlendikleri, Miranda ve Sinyorita ile merak edip yardım ettikleri, Don Kişot ve Sancho ile de hem güldükleri hem de öğrendikleri bir hikayede, bir sürü duygu yaşayıp salondan mutlu ayrılmaları nihai hedefimiz. Bir diğer yandan da merak duygusu. O döneme ait bir merak oluşması ve bunun için araştırmaya girmesi bizim için çok değerli, eğer hikayeyi bilmiyorsa alıp okuması yada dinlemesi işte o vakit o çocuğun hayatında bir yere dokunduğumuzu hissediyoruz.
Çocuk seyirciyle karşı karşıya geldiğinizde, onların tepkileri rejiyi veya oyunun ritmini nasıl etkiliyor?
Uğurcan Güngör: Oyunlarımız zaten interaktif oluyor. Oyuncu seçimini ve rejimizi yaparken bunu göz önüne alarak yapıyoruz. Çocuklar oyuna ne kadar dahil olursa oyunumuzun ritmi o kadar yüksek oluyor. Hatta sahnede olan karakterlerimiz bazen seyircilere danışarak oyunun akışına yön vermesini de izin veriyoruz. Çünkü bizim amacımız daha önceki soruda da bahsettiğim gibi, seyircilerimizi oyalamak değil. Hikayeye dahil etmek. ‘Pinokyo’ ve ‘Don Kişot’ karakterlerimize arkadaş olup, onlarla beraber yol almalarını sağlamaya çalışıyoruz.

Türkiye’de çocuk tiyatrosunun en büyük açmazı nedir? Oyun Dairesi olarak bu noktada kendinize koyduğunuz hedefler nedir?
Uğurcan Güngör: Özensiz olması. Öncelikle çocuklara başı sonu olan, çatışması olan, derinliği olan hikayeler anlatılmıyor. Oyun metnine, oyunculara, atmosfere, müziklere, ışıklara açıkçası her bir kısmına çok ince detaylarla çalışılmıyor. O çocuklara hikaye anlatmamız ve o hikayeye inandırmamız lazım. Ve bunu da oyuncularla yapmalıyız. Bir diğer oyunumuz olan ‘Pinokyo’nun dört yıldır oynuyor olması ve hala salonları doldurabiliyor olmasının sebebi de bu bence. Çocuklar da iyi bir şey gördüğünde sarılıyor ona, gerekirse iki veya üç kez bile izleyebiliyorlar. Bunun sebebi de sahnede verilen emeğin farkına varıp, kendisinin değerli olduğunu hissettiğinden belki de. Çocuk tiyatrosunun daha nitelikli bir hale gelebilmesi için de çok daha fazla değer verilmesi gerekiyor bu alana. Çocuklara, çocuk deyip geçmemeliyiz.
Çocuklara tiyatro aracılığı ile söylenebilecek en önemli şey sizce nedir?
Uğurcan Güngör: Hata yapın, sıkılın, düşünün, gülün, ağlayın... Duygularınızı yaşamaktan korkmayın. Ama bizler de buna engel olmayalım. Duygularını yaşayıp, o duygularını tanımasına izin verelim. Belki de her oyun günü gelecekte Dünya için çok önemli role sahip olacak çocuklara oyun oynuyoruz. Ama o çocuklara izin verilmediği sürece belki de buna şahit olamayacağız.
Don Kişot Çocuk Tiyatrosu 28 Şubat Cumartesi 16:00 Trump Sahne (Mecediyeköy), 7 Mart Cumartesi 13:00 ve 15.00 DasDas İstinyePark Tiyatro Salonu, 15 Mart Pazar 12:00 Sahne Dragos’ta. Biletler Biletinial’dan edinilebilir.