LA BOHÈME’İ İLK KEZ İZLEYECEKLER ÇOK ŞANSLI
Yiğit Günsoy, İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nde sahneye koyduğu ‘La Bohème’de librettoya en ince detayına kadar sadık kalmış. Geleneksel bir sahneleme; Puccini’yi şaşırtacak bir risk alınmamış. Özellikle ilk kez ‘La Bohème’ izleyecek seyircilerimiz çok şanslı.
Belki 70 kere izleyip izlemeye doyamadığım ‘La Bohème’, bu kez İstanbul Devlet Opera ve Balesi yapımı olarak AKM’de.
Operanın şaşaasını sevdiğimiz kadar gerçekçiliğini de, dramasını sevdiğimiz kadar sıradanlığını da seviyoruz. Puccini’nin ‘La Bohème’i, bize gerçek hayattan bir kesit sunar. Bu kesitin içerisinde aşk da vardır, kıskançlık da; kirayı ödeyememek de vardır, lüks yemekler de. İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin, Yiğit Günsoy sahnelemesiyle prömiyerini yaptığı ‘La Bohème’; sizi kar altında üşütürken sevgiyle ısıtacak, ağlarken umutlandıracak, gülerken tasalandıracak bir prodüksiyon.
‘La Bohème’in hikâyesini anlatmak çok kısa sürer: Hasta bir kadın âşık olur, sonra anlaşamaz, ayrılır fakat yine sevdiğinin kollarında tüberkülozdan ölür. Illica & Giacosa’nın yazdığı karakterler, gerçek hayatta da tanışabileceğiniz, siyah ya da beyaz olmayan karakterlerdir. Dilruba Bilgi Akgün’ün canlandıracağı Mimì karakteri, kendisine neden “Mimì” dendiğini bile bilmez. Mütevazı, yalnız hayatında mutludur. Daha yeni tanıştığı ve hemen âşık olduğu birisinden pembe bir şapka istemekten çekinmez. Ufuk Toker’in canlandıracağı Rodolfo ise daha ilk ‘date’lerinde Mimì’yi “Bak, ben hata kaldıramam” diye tehdit etmekten çekinmez. Kıskançlık krizleri bitmeyen Rodolfo’nun, bunu Mimì’nin gözleri önünde ölüyor olmasına bağlamasına inanmazsanız, sizi suçlayamayız.
İkinci perdedeki Café Momus sahnesinde ‘Musetta’nın Valsi (Quando me’n vo)’ni muhteşem şekilde söyleyen Ceren Aydın; Mimì’den oldukça farklı olan; fevri, flörtöz, özgürlüğüne düşkün Musetta’yı canlandırıyor. Musetta ve Marcello’nun kıskançlık kavgaları sayesinde Puccini, Mimì ve Rodolfo için yazdığı melodilerin ne kadar nazik olduğunu bize gösterebilmiş.
KISKANÇLAĞIN MELODİSİNDE USTALAŞMIŞ PUCCINI
‘Tosca’da da kıskanç bir kadın yazan ve belli ki kıskançlığın melodisinde ustalaşmış Puccini, hangi kadından bu kadar çok çekti diye sorarsanız, gelin anlatayım. Puccini ile Elvira Bonturi çok âşık olmuşlar ve Elvira’nın evli olması da bunu durdurmamış. Skandallara rağmen uzun süre birlikte yaşamış, Elvira’nın kocası ölünce de evlenmişler. Fakat Puccini hem çok çapkın hem çok popüler; yani Elvira’nın kıskançlık krizlerinin hepsine yersiz diyemeyiz. Ama biri var ki biraz sınırı aşmış: hizmetçileri Doria. Elvira, Doria ile Puccini’nin ilişki yaşadığına o kadar inanmış ki Doria’yı herkesin içinde suçlamış. Uzun inkârlar işe yaramamış olacak ki Doria intihar etmiş. Yapılan otopside ise bakire olduğu görülmüş. Kızın ailesi de haklı olarak Elvira’ya dava açmış. Puccini ise yine de Elvira’dan ayrılmamıştır.
Operamıza dönersek, ‘Mi chiamano Mimì’ (soprano) ve ‘Che gelida manina’ (tenor) gibi muhteşem aryalarla başlayan aşk hikâyesinin biraz hızlı ilerlediğini kabul edebiliriz. Fakat paraları olmayan dört arkadaşın (filozof, müzisyen, ressam ve şair) bohem yaşamlarını gördükçe buna inanmak güç değil. ‘O soave fanciulla’ aşk düeti ise operadaki en sevdiğim kısım; sanırım bana özel bir durum da değil. Normalde Café Momus’a doğru giderken söylenen bu düetin sonu sahne arkasından söylenir. Fakat Yiğit Günsoy, Mimì ve Rodolfo’yu sahnede tutmuş; böylece ikinci perdeden önce çiftimiz biraz daha zaman geçirmiş olabilir.
GÖZLERİNİZİN DOLMASINDAN ÇEKİNMEYİN
‘La Bohème’de Paris’teki hayat akıp giderken içinde geçen bir hikâyeye tanık oluruz. Oyuncakçı gelir, askerler geçer, teyzeler yumurta süt satar. Puccini aryaları bile o kadar resitatifvari başlar ki, aryanın başladığını hemen anlayamayabilirsiniz. Aynı, Mimì sözü yarım kalarak öldüğünde ne müziğin ne de karakterlerin bunu fark edişi gibi (Hâlbuki Violetta, ölümün gelişini nasıl da hissettirmişti!). Rodolfo fark edene kadar orkestra bu ölüme tepki vermez. Yaşam kimse için durmaz; acı ölümde değildir, acı Rodolfo gibi geride kalanlar içindir. İbrahim Yazıcı’nın yönettiği IDOB orkestrasının bu tepkisine karşı gözlerinizin dolmasından sakın çekinmeyin.
Yiğit Günsoy’un, daha önce de Antalya Devlet Opera ve Balesi’nde sahnelenen bu prodüksiyonu, librettoya en ince detayına kadar sadık kalmış. Geleneksel bir sahneleme; Puccini’yi şaşırtacak bir risk alınmamış. Karlar altında üşüyen aşkları, sanatlarına değer verilmeyen ama şakalar yapabilen bohemleri oldukça aslına sadık bir şekilde canlandırmış. Özellikle ilk kez ‘La Bohème’ izleyecek seyircilerimiz çok şanslı. Böyle bir prodüksiyon izlemeden; uzayda, Paris metrosunda, günümüz zamanında ve daha aklınıza gelebilecek her türlü şekilde sahnelenmiş olan ‘La Bohème’ prodüksiyonlarına gitmemekte fayda var.
‘La Bohème’, 22-26-27 Kasım ve 13-17-20 Aralık tarihlerinde İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde sahnelenecek.
