“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

BEYOĞLU’NDA GÖZLERDEN UZAK BİR MÜZE

Ercümend Kalmık Vakfı Müzesi

Beyoğlu’nda sessiz bir köşede, tarihi bir konak içinde saklı bir hazine Ercümend Kalmık Vakfı Müzesi. Kapıları açık ama dar bir çevre dışında hâlâ görünmez. Kalmık’ın eserleri, kişisel arşivi ve eğitim mirası burada yaşamaya devam ediyor. Sınırlı mali imkânlar nedeniyle müze yalnızca Kalmık’ın eserlerini sergileyebiliyor, görünürlük sorunu yaşayan pek çok küçük ölçekli kültür-sanat mekanı gibi…

İstanbul Beyoğlu’ndaki Sarayarkası Sokak’ta, sessiz ve biraz unutulmuş bir konak var. Bu tarihi konakta bugün Ercümend Kalmık Vakfı Müzesi bulunuyor.

Yunanistan’ın Naksos Adası’ndan İstanbul’a gelen Skarlatos kardeşler, Tünel’de açtıkları konfeksiyon mağazasıyla yaşamlarını sürdürürken 1920’de bir paşadan satın alıyorlar bu konağı. 1929’daki Büyük Buhran’ın etkisiyle, 1930’lu yıllarda mağazalarını kapatmak zorunda kalan Skarlatos kardeşler, konağı da elden çıkarıyor. Yapı uzun yıllar boş kalıyor, zaman içinde arazisi parselleniyor. Ayaspaşa Camii Sokağı’na bakan cephede apartmanlar yükselirken, bugüne kalan son bölümü, Ercümend Kalmık Vakfı Müzesi olarak, özgün mimari karakterini büyük ölçüde koruyor.

ÖLÜMÜNDEN 20 YIL SONRA

Cumhuriyet dönemi modern resminin öncülerinden Ercümend Kalmık, 1908’de İstanbul’da doğdu. Türkiye’de hiçbir sanat akımına doğrudan dahil olmasa da Paris’te André Lhote Atölyesi’nde aldığı eğitim sayesinde özellikle Kübizmden etkilenmiş olduğu söylenebilir.

Sorbonne’da sanat tarihi okudu ve Türkiye’ye döndüğünde çeşitli eğitim kurumlarında resim öğretmenliği yaptı. 1950’de İTÜ Mimarlık Fakültesi’nde “Renk, Şekil ve Kompozisyon” kürsüsünü kurarak modern sanat ile temel tasarım eğitimine öncülük etti. 21 Şubat 1971’de İstanbul’da yaşamını yitirdi.

Skarlatos Evi’nin müze olarak seçilmesi, hem Kalmık’ın mirasını hem de tarihi bir İstanbul yapısını koruma amacı taşıyor.

Konak, 1991 yılında Ayşe ve Ercümend Kalmık Vakfı tarafından satın alındı ancak hemen müzeye dönüştürülmedi. Ayşe Kalmık, eşinin ölümünden yaklaşık 20 yıl sonra, sanatını ve kişisel mirasını yaşatmak amacıyla konağı restore ettirerek yaşanabilir bir sanat mekânına dönüştürmeye karar verdi. Vakıf çalışmaları ve restorasyon sürecinin ardından müze, 1997 yılında ziyarete açıldı.

Müze binasının restorasyonu da ayrı bir mimarlık öyküsü. Sürecin ayrıntıları, restorasyonu üstlenen mimar Ayşe Orbay’ın arşivlerinde bulduğumuz notlarda netleşiyor. Orbay, restorasyon sürecini şu sözlerle özetlemiş:

“Tarihi yapının bir zamanlar bahçeli, iki-üç katlı evlerden oluşan çevresi yok olmuş ve Boğaz manzarası kapanmış, kısaca kent mekânıyla olan ilişkisi çok değişmişti.

Yapının arkasındaysa niteliksiz bazı ekler ve eski konak bahçesinden artakalmış, ama arka cepheye göre konumu çok yüksek bir açık alan bulunmaktaydı. Restorasyon başladığında, tarihi yapının arka cephesini kapatan ve yapı sağlığı açısından sakınca oluşturan eklerin kaldırılmasına ve açık alanın yapıyı zenginleştirecek bir bahçeye dönüştürülmesine karar verildi.”

Mekânın sürekliliği ve görsel geçirgenliği de Orbay’ın öncelikleri arasındaydı. Buna göre yeni ek yapı ve bahçe, çevredeki yüksek yapılardan taş ve tuğla duvarlarla yalıtıldı.

“DESTEK ALIRSAK DAHA GÖRÜNÜR OLABİLİRİZ”

Günümüzde müze, Kalmık’ın 42 yıllık sanat yaşamından seçilmiş 31 eser, desen defterleri, kitapları ve kişisel eşyalarını sergiliyor. Üst kat kalıcı koleksiyona, alt kat ise arşiv ve ofise ayrılmış.

Müze haftanın dört günü pazartesi-perşembe arasında açık ve ücretsiz. Küratörü Hüseyin Yılmaz, arşivlerini büyük oranda dijitalleştirdiklerini, yakında bir web sitesi açmayı planladıklarını söylüyor.

Küratör Yılmaz, “Burada yalnızca Ercümend Bey’in eserleri sergileniyor ama belki ileride farklı sergilere de yer verebiliriz. Küçük bir vakıf olduğumuz için ekonomik koşullarımız sınırlı. Kamu ve devletten destek alırsak daha görünür olabilir, kurumsallaşma yolunda adımlar atabiliriz” diyor.

“SANATINI TUVALLE SINIRLAMIYOR”

Bahçeşehir Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Hande Tulum Okur’a göre Kalmık, Türk resim sanatının modernleşme sürecinde çok yönlü rol üstlenmiş bir sanatçı:

“Paris’te André Lhote Atölyesi’nde ve Sorbonne’da aldığı eğitim, çok katmanlı kimliğinin oluşumunda belirleyici olmuş. Hem figüratif hem soyut çalışmaları, güçlü desen anlayışı ve lirik anlatımıyla farklı atmosferler yaratabiliyor.”

Kalmık’ın mekanla bütünleşen sanat anlayışı da Okur’a göre öne çıkıyor:

“Duvar panoları ve resimleriyle sanatını yalnızca tuval sınırlarıyla sınırlamıyor. Emin Onat ve Mukbil Gökdoğan gibi önde gelen mimarlarla iş birlikleri, bu sentezin Türkiye’deki örneklerinden biri. Hayatın farklı unsurlarını, deniz gibi temaları bile eserlerine yansıtarak kendine özgü bir dil yaratıyor.”

Okur’a göre, İTÜ ve çeşitli kurumlarda verdiği derslerle, yazdığı kitaplarla oluşan eğitimci kimliği Kalmık’ı diğer sanatçılardan ayırıyor. ‘Tabiatta ve Sanatta Doku’ adlı çalışması, malzeme, doku ve ışık konularında modern sanat eğitimine katkı sağlıyor. ‘Düşünmeyi öğrenme’ vurgusu, öğrencilik döneminden gelen eleştirel bakışını yansıtıyor ve bugün hâlâ geçerliliğini koruyor.

Okur ayrıca Kalmık’ın mirasının günümüzde hatırlanmasına katkı sağlayan çalışmalara dikkat çekiyor:

“Güven Bayar’ın ‘Resimli Apartmanlar’ projesi kapsamında Kalmık eserini müze tarafından kayıt altına aldırması ve Medine Rasimgil’in eğitimci kimliğine dair araştırmaları, onun öneminin yeniden fark edilmesine katkı sağlıyor. Kalmık, yalnızca geçmişin değil, bugünün de özel figürlerinden biri.”

Bugün Ercümend Kalmık Müzesi’ni gezerken, yalnızca bir ressamın eserlerini görmekle kalmıyor, aynı zamanda Ayşe Kalmık’ın, eşinin sanatını ve mirasını yaşatma kararlılığıyla ortaya çıkan bir mekânın tarihi ve kültürel önemini de görüyoruz. Ekonomik zorluklarla mücadele eden küçük bir vakıf, dijitalleşme ve arşiv çalışmaları ile hem araştırmacılara hem de sanatseverlere bir kaynak sunuyor. Müze, restore edilen konağın tarihi dokusunu yaşatıyor ve sanatçının çok yönlü kimliğine uygun bir mekân oluyor.

Devlet desteği, kurumsal işbirlikleri ve geçici sergilerle hem müzenin hem de Kalmık’ın mirasını görünür hale getirebilir. Böylece Ercümend Kalmık Vakfı Müzesi, sadece bir sergi mekânı değil, Türkiye modern sanatının ve tasarım eğitiminin canlı bir araştırma alanı hâline gelebilir.

ARİF HÜR KİMDİR?

Okan Üniversitesi Radyo ve Televizyon Programcılığı bölümünden mezun oldu. 2023 yılında Anadolu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünü tamamladı. Habertürk, Tercüman, Snob Magazin ve 12punto gibi medya kuruluşlarında çalıştı. Bir dönem magazin gazeteciliği yaptı. Kültür-sanat, lifestyle, dış haberler ve yeni medya alanlarında serbest gazetecilik yapıyor.


Ayrıca okuyun