BASINÇ ALTINDA SUYUN ÜSTÜNDE* BİR GERİLİM
Basınç Altında Suyun Üstünde, çağdaş sanatın bireyin ruhsal, politik ve toplumsal yüklerine nasıl yanıt verebileceğini tartışmaya açıyor. Sergi, adını taşıdığı ikili durumun -baskı altında olma ve yüzeyde kalma- gerilimi üzerinden bugüne bakıyor.
On beş sanatçının son dönem işlerini bir araya getiren sergide yer alan sanatçılar ise; Michaël Borremans, Ángela de la Cruz, Claire Fontaine, Shilpa Gupta, Fatoş İrwen, Nadia Kaabi-Linke, Alicja Kwade, Cinthia Marcelle, Tiago Mata Machado, Jean Meeran, MORIS, Ugo Schiavi, Hyun-Sook Song, Nasan Tur, Mariana Vassileva.
Serginin küratörlüğünü üstlenen Nilüfer Şaşmazer sergi için, “Sergi, mekânsal olarak iki parçadan oluşuyor, zaten ikilikler üzerine bir çalışma sunuyor. Toplamda 33 tane iş görebileceksiniz. Farklı coğrafyalardan birçok sanatçının iki işi var, yani ikilik burada da kendini gösteriyor. Dünyadaki tüm siyasi ve çevresel krizlerden haberdar olduğumuz belki de bu haberlere maruz kaldığımız bu dönemdeki sıkışmışlığımıza odaklanıyoruz,” diyor.
“Basınç Altında Suyun Üstünde”, 11 Ocak 2026’ya dek Arter’de ziyaret edilebilir.
Yüksek Basınç
Serginin giriş katı, özellikle bireyin maruz kaldığı siyasi, sosyal ve kültürel baskılara odaklanıyor. Bu bölümdeki işler, izleyiciyi fiziksel, zihinsel ve duygusal sıkışmışlık hissiyle yüzleştiriyor.
Alicja Kwade, sergide yer alan iki eserinde de bilindik fizik yasalarının işlemediği sahneler sunuyor. Serginin hemen girişindeki “Kullanılmış ve Yorgun 2”de normal şartlarda oldukça kırılgan olan bir yük taşıma paletini esnemiş olarak görüyoruz. Kimine kırılganlığını kimine teslimiyeti hatırlatıyor. “Rezistans” adlı işinde ise kaldırım taşlarını cam yüzeylerin üstünde görüyoruz. Taş, hiçbir camı delip geçmemiş, bir sıyrık/bir çatlama belirtisi bile yok. Kwade doğal yasalara karşı gelerek, doğayla ilişkimize de mercek tutuyor.

MORIS (Israel Meza Moreno), içinde büyüdüğü işçi sınıfından beslenen bir sanatçı olarak biliniyor, eserlerinde de genellikle sokaktan topladığı ya da maddi olarak kolay ulaşılabilir malzemeleri kullanıyor. Bu sergideki eserinde de bundan geri durmuyor. “Yasa (Ley)” adlı yapıtında beton bir blok üzerine metal el aletlerini -tornavida, bıçak- kullanarak Ley yani Türkçe Yasa yazıyor.
“YineDeBilemezlerRüyalarımı” isimli yerleştirmesiyle Shilpa Gupta, bizi üzerinde sözcüklerin belirdiği karşılıklı hareketli paneller karşısında savunmasız bırakıyor. Panellerde geçen yazılarda konu aniden değişebiliyor, yazıların bir diyalog metnine mi bir şiire mi iç dünyayı yansıtan bir moloğa mı ait olduğunu anlamak güç. Nilüfer Şaşmazer, künyeye tüm metni de yazılı olarak eklemenin iyi bir fikir olabileceğini düşünmüş ancak sanatçı Gupta, her izleyenin tanık olduğu yani yazıları takip edebildiği kadarına vakıf olmasını istemiş.
Suyun Üstünde Kalmak Mümkün mü?
Serginin alt katı ise bu baskının tetiklediği tepkilere odaklanıyor. İsyan, oyun, mizah ya da soyutlamayla ifade edilen tepkiler; bireyin sistem karşısında geliştirdiği taktikleri, stratejileri ve kaçış yollarını araştırıyor. Bu yerleştirmelerin Arter’in -1. katında görülebilmesi ise serginin adıyla birlikte oldukça yerinde bir karar.
Ángela de la Cruz’un “Barikat (Kanepe)” adlı yapıtında bir kanepenin parçalarını ayırarak ondan barikat kurması konforu temsil eden bir eşyayı oldukça rahatsız edici bir iklimin içinde görmemize neden oluyor.

Nasan Tur’a ait “Elmaslar” adlı fotoğrafta bir elmasın parçalandığı an belgelenir. Lüks tüketim nesnesi olan elmasın siyah zeminde parçalandığı halini görmek, elmasın karanlık tarihini hatırlatarak izleyiciyi sorgulamaya sürüklüyor.
Fatoş İrwen’in “Gülleler” eserinden bahsetmek pek kolay değil, ilk bakışta malzemenin ne olduğu anlaşılmıyor. Künyeyi okuduğunuzda o güllelerden birini göğsünüze yemiş oluyorsunuz: “İrwen, 2017-2020 yılları arasında siyasi tutuklu olarak kaldığı cezaevindeki açlık grevi eylemleri sırasında hem kendisinin hem de diğer kadın mahkumların saçlarını kullanarak ürettiği Gülleler, şiirsel bir mücadele alanı oluşturur ve patriyarkal sistemi aşındıracak bir araca dönüştürür”. Saç teli kadar hafif bu malzemenin birleştirildikçe Gülleler adını alması ne manidar değil mi?
“Huzursuz Bank” ise belki de -1’deki en çarpıcı iş. Çünkü Arter’in normalde de sergi alanında bulunan banklarından hiçbir farkı yok. Hatta ziyaretçiler ancak o bankta biraz nefesleneyim, deyip oturduklarından on saniye sonra anlıyorlar onun yalnızca bir bank olmadığını. Nadia Kaabi-Linke, Arter’deki ziyaretçi bankına müdahale ederek üzerine oturulduğunda belli noktalarından ritimsiz bir şekilde titreşim veren düzeneğiyle huzursuzluğu bedenimizde de hissettiriyor. Küratör Şaşmazer bu eserle ilgili birçok farklı tepkiyle karşılaştığını söylüyor; “bir canlı can çekişiyor gibi hissettirdi”, “deprem oluyor sandım”, “bank beni üzerinden atmaya çalışıyor” bunlardan birkaçı. Deneyimleme fırsatım olduğunda ise, bedenimde düzensiz atan bir kalp daha var hissiyle karşılaştım…
İsyan Biçimleri
“Basınç Altında Suyun Üstünde”, sadece günümüz dünyasının ruh haline tanıklık etmiyor, aynı zamanda onunla hesaplaşmak için sanatı bir araç olarak öne çıkarıyor. Bu bağlamda, çağdaş sanatın bireyin yükünü sırtlayan bir alan olabileceğini hatırlatıyor.