“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

SUZANNE LACY'NİN AKTİVİZMİNDEN BİZE KALAN NE

Birlikte, sergi görünümü

Sabancı Müzesi'nde açılan Suzanne Lacy'nin solo sergisi, Sabancı Vakfı'nın Mardin dışında İstanbul'da desteklediği bir ilk sergi olarak ‘Birlikte’ başlığını taşıyor. Sanatçının 1970'li yıllardan itibaren sürdürdüğü feminist ve aktivist pratiğine kapsamlı bir bakış sunmayı ve bu bakışla birlikte ‘Performans sanatından bir müzeye sergi olarak ne kalabilir?’ sorusunu yanıtlamayı deniyor.

Sanatsal pratik, sanatsal üretim pratiği, feminist sanat üretim pratiği, katılımcı sanat pratiği, son dönemde çok severek kullanılagelen ifadelerle anlatılan sergilerde -bu ifadeler geçtikleri yerlerdeki politik ve toplumsal gerçekleri, çağdaş bir süpürge makinesi gibi içine bir fırtta çektiğinden ve çağdaş bir süpürge makinesinde olduğu gibi çektiklerini şeffaf bir şekilde bize gösterdiğinden- izleyiciyi hayli zor zamanlar bekliyor. En az sergiyi kuranları, üzerine yazacakları -her yazar da önce izleyicidir- serginin sanatçısını beklediği kadar zor zamanlar…

Serginin küratörü ve müzenin yeni direktörü Ahu Antmen, Lacy’yi ilk kez, Los Angeles’ta kadınlara yönelik şiddetin medyadaki temsil biçimlerini protesto etmek için Leslie Labowitz’le birlikte 1977’de düzenledikleri ‘Yas ve Öfkeyle’ performansının fotoğrafını görmesiyle keşfettiğini anlatıyor:

“Kadrajın arka planındaki ‘Kız Kardeşlerimizin Anısına-Kadınlar Karşı Koyuyor’ yazılı bir pankart gösterinin politik niteliğine dair ipucu veriyordu ama toplanma biçimine bakılırsa estetik bir kaygı da barizdi. Tepeden tırnağa siyahlara bürünmüş ama boyları gerçek olamayacak kadar uzun dokuz kişi, ellerinde kırmızı kumaşlarla bir koro sırasında gibi dizilmişti. Hem toplumsal bir protesto hem sanat yapıtı olarak tasarlandığı için böyle bir ‘gösteriselliğin’ amaçlandığını sonradan öğrendim.”

GELİP GEÇİCİ YAPITLAR HANGİ ESTETİK FORMDA SERGİLENEBİLİR?

Antmen, ‘Birlikte’yi, o görüntünün aklına getirdiği bazı sorular etrafında şekillendirmiş. Ve bu vesileyle, gelip geçici nitelikteki bu tür yapıtların kalıcı olarak hangi estetik formda sergilenebileceği üzerine düşünmeye davet ediyor izleyiciyi. Aynı zamanda sanatın toplumsal rolü; ‘toplumsal ve tarihsel bilginin durağan değil, aktif bir ortamı olarak müze fikri gibi olguları’ tartışmaya açmayı diliyor.

Suzanne Lacy, 1970’li yıllardan beri kendi bedeniyle ilgili, bedenin sınırları, kadın olma deneyimi, bu deneyimin içerdiği şiddetle mücadele gibi konularda çalıştıktan sonra durmaz. 1970’li yıllarda aktif ancak daha sonra çekilen bazı feminist sanatçılar gibi sanatı bırakmaz. Sürdürür.

2014 yılında ‘Kendi Elinle - By Your Own Hand’ projesi için Ekvador, Kito'da bir çalışma gerçekleştirir. Ekvador’daki kadınların, yaşadıkları şiddet deneyimlerine dair ‘Cartas de Mujeres’ adlı yerel bir kampanya kapsamında 10.000’e yakın mektup yazdığını öğrenir. Bu mektuplara ulaşarak bunları erkeklere okutmaya karar verir. Bu okumayla yetinmez birkaç sene sonra bu kez bir boğa güneşi arenasında yine erkeklere bunları okutarak bunu bir film yerleştirme olacak şekilde kurgular.

2019'a kadar süren proje boyunca Lacy, Ekvador’daki kadınlara yönelik şiddete dikkat çekmek, kadınların yazılı ifadelerini toplamak ve bu ifadeler üzerinden toplumsal cinsiyet, şiddet ve erkeklerin rolü üzerine düşünmeye davet etmeyi amaçlar.

Sergi kataloğunun girişinde de yazdığı gibi sanat eyleminin yanı sıra Suzanne Lacy’yi “mutlu eden estetik anlardır, aksi takdirde bu tür işleri yapmaz, doğrudan siyasete atılır”.

Sabancı Müzesi'nde yer alan film yerleştirmede, arena biçimine öykünmüş ekranlardan erkeklerin bu mektupları okumalarına tanık oluyoruz. 

BU COĞRAFYADAN EKVATOR’A BAKMAK

Bu filmi, her sabah, eksiksiz, ünlü kadın televizyoncunun emniyet görevlileriyle birlikte kanıtlar toplayarak kimi zaman kanıtlar sağlayarak, bir dedektif gibi nice kız çocuğu ölümünün, kadına tecavüzün; kadınlara şiddetin izini sürdüğü programıyla uyandığımız bir coğrafyadan izliyoruz. 

Ne yargı sisteminin ne de tam teşekküllü TV programlarının küçük kız çocuklarının katillerini bulamadıkları bir ülkeden, bu arenadaki Ekvador’lu erkeklerin mektuplarını dinliyoruz. 

Tam bu noktada, bu neredeyse pedagojik, performatif ve sosyal pratik bağlamlar içeren yerleştirmenin, bize hangi mesafeden seslendiği kadar bizim nerede durduğumuz önem kazanıyor. Bize seslenilen mesafenin tam olarak bizim nerede durduğumuzu hesaplaması gerekmiyor mu?

Ne yazık ki aksiyondan kalanı estetize ederek kalıcı kılma teşebbüsü bir etkileşim sağlayacağına, izleyici için anlatması güç bir yabancılaşma, derin bir ilgisizlik yaratıyor. 

Bu mektupları duyamıyoruz çünkü onları satır satır biliyoruz.

Sergiye giderken tırmandığımız Atlı Köşk’ün merdivenlerinde yazılı, “Aile nedir, toplumsal cinsiyet nedir, beden politik bir araç mıdır?” sorularının muhatap bulamadan ayaklar altında ezilmesi gibi, mektuplar bize varana kadar çoktan okunmuş oluyor.

‘Silver Action’ da sergi sayesinde hakkında çok şey öğrendiğimiz Lacy’nın bir diğer aktivist katılımcı sanat projesi.

60 YAŞ VE ÜZERİ 400 KADININ SOHBETLERİ

‘Silver Action’ kapsamında, 2013 yılında Tate Modern’in The Tanks galerisinde, 60 yaş ve üzeri yaklaşık 400 kadın, günlerce bir araya gelerek kadın hakları, aktivizm ve sosyal adalet konularında altı saat süren açık hava sohbetleri yapmış. 

Katılımcılar, geçmişteki feminist hareketlere olan katkılarını, yaşlandıkça değişen bakış açılarını ve geleceğe yönelik umutlarını paylaşmış. 

Bu etkinlik, Lacy’nin 1987 tarihli ‘The Crystal Quilt - Kristal Örtü’ adlı eserinin bir ‘yeniden düşünülmesi’ olarak tasarlanmış.

MANİSALI DUDU YILDIZ’IN ‘KRİSTAL ÖRTÜ’ HALISI

‘Kristal Örtü’ Minneapolis’te gerçekleştirilen, yine ne geçmişte fiziksel olarak tanık olup ne de yenisine katılabildiğimiz bir başka performansı Lacy’nin.

İki yılı aşkın bir sürede (1985-87) kurulan ilişkiler ağı içinde farklı çevrelerden 430 kadın, feminist sanatçı Miriam Schapiro’ya gönderme yapan bir motifsel düzen içinde bir araya gelmiş. Adeta bir canlı tablo oluşturmuş.

Bütün bunları sergi mekanındaki geçmişteki performanslardan anlar gösteren belge niteliğindeki fotoğraflardan öğreniyoruz.

Bu belgelere ek olarak duvarda, Manisalı Dudu Yıldız tarafından ‘Kristal Örtü’nün motifinde bu sergiye özel olarak dokunmuş bir kilim asılı.

Hayır, Suzanne Lacy, Manisa’ya hiç gitmemiş.

Dudu Yıldız’ın ise her zaman dokuduğu ve hakim olduğu kendi kilim motiflerinin dışında ‘Kristal Örtü’yü dokurken bir kadın olarak neler hissettiğini, ona zoomda Miriam Schapiro’nın kim olduğunun anlatılıp anlatılmadığını ya da feminist sanat pratiğini kendi pratiğinden ayıran nedir bahsedildi mi, bunları da  bilmiyoruz. Onun da yabancılaştığını tahmin edebiliyoruz.

Hala Rojda'ya da Narin'e tam olarak ne olduğunu bilemediğimizden, Özge Can’a tam olarak ne olduğunu çok iyi bildiğimizden belki, Suzanne Lacy’nin yıllara dayanan, uzun zaman dilimleri içinde gerçekleştirdiği tüm proje ve performanslarından arta kalan irili ufaklı belge birikintisi karşısında yabancılaşsa dahi Dudu Yıldız’ın yaptığını da yapamıyoruz:  Katılamıyoruz. 

Antmen’in “Hayatın bir uzantısı olarak dışarıda, gerçek yaşamın içinde” diyerek tarif ettiği Lacy’nin feminist sanat pratiği, sergi boyunca, bırakın alışılagelmiş müzecilik normlarına meydan okumayı, kendini anlaşılması güç bir şekilde ve hızda saf dışı bırakıyor. 

Yaşlı kadınların toplumdaki rolünü ve görünürlüğünü vurgulamayı amaçlayan performansa dair masalar boyu sergilenen küçük fotoğraflar, hafta sonu bit pazarlarında tanımadığımız kimselere ait yüzlerce fotoğrafa rastlamanın hüznünü bulaştırıyor hatta. 

Tate Modern’in performans sanatına olan bağlılığını ve kadınların seslerinin sanat yoluyla nasıl duyurulabileceğini gösteren önemli bir örnek olarak anılan bu performansa, başkasına ait fotoğraflarmış ve yerleri burası değilmiş gibi bakmak ne tuhaf. 

‘Fısıltı, Dalgalar, Rüzgâr’ (1983-84) adlı yapıtında Kaliforniya’nın La Jolla Plajı’nda 65-95 yaş aralığındaki 154 kadını gönüllü olarak bir araya getiren Suzanne Lacy’nin sergisine, hazır Türkiye’de toplumsal sorunlara duyarlılığıyla tanınan Sabancı Vakfı destek olmuşken, Suzanne Lacy’nin buraya özgü, toplumsal ölçekli geniş çapta kolektif bir çalışma yapmaması akıllarda büyük bir soru işareti ve sergiye dair kriz yaratıyor.

Kadına Şiddetle Mücadele Günü gibi (bu şiddetin yoğunluğuyla neredeyse dalga geçen)  resmi bir günde, kadınlarla oturumlar yapıp onlara soru sormayı planlamak ama bunu yine sanatçının yapmıyor olması da bir başka kriz konusu.

Lacy, 2013’te, ‘Kapıyla Sokak Arasında’ projesinde Brooklyn mahallesinde bulunan 64 evin merdivenlerinde gerçekleştirilen farklı nesillerden ve çevrelerden 400 kadını bir araya getirmiş. 

LACY’NİN AKTİVİZMİNE HAZIR MIYIZ?

‘Birlikte’ sergisinde tüm bu aktivist projelere tanıklık, hatta ortaklık etmemiz bekleniyor. Sanki buna hazırmışız gibi.

Oysa halimiz karanlık bir sinema salonunda ışık tutan görevli gelmeyince yalpalayarak yerimizi bulmaya çalışmaya benziyor.

Katılımcı, içinde yer almadığı bir geçmişe ilgi duymuyor işte. 

Uzun zamandır tanık olduğu şiddeti sadece izlediğinden olabilir. 

Edilgenliği ona tekrar böylelikle hatırlatıldığı için de olabilir.

‘Fısıltı, Dalgalar, Rüzgâr’ ya da ‘Kristal Örtü’de ya da ‘Kapıyla Sokak Arasında’daki sohbetler projelerinin izleyiciye aktarılışındaki rakamlara başvurulması kadar yadırgatıcı.

‘BİRLİKTE’ OLAMAYIŞIMIZ

Bütün bu anlatıda, kaç kadınla, kaç kapıda, kaç masada, kaç metrekarede, kaç günde, kaç saatte yapıldığının düzenli bir şekilde rakamlarla çizilmesi. Ve izleyicinin asla onlardan biri olmayışı, olamayışı… 

Kaldı ki kadın bir sanatçının kadınlarla yaptığı çalışmalarda, eğer bakanlıktan değilse, rakamlara başvuracak son kişi olmasının gerekliliği…

Sanırım, tüm bu aktivizmden arta ‘seyirlik bir toz’ bile kalmaması asıl ve asli ve asri mesele.

Benim önce bir izleyici sonra yazar olarak meselem.

‘Birlikte’ olamayışımız...

Çağdaş süpürge belki çekecek toz bulamadığından…

Ya da Suzanne Lacy gelmeden önce bir tane bile toz bırakılmadığından müzede…

Kimbilir…

Not: Suzanne Lacy: ‘Birlikte/Togæther’ sergisinden hareketle şekillenen, 60-75 yaş aralığındaki katılımcılarla açık, uzman sanat terapisti Bihter Yasemin Adalı eşliğinde 27 Kasım Perşembe günü saat 13.00 - 15.00 arasında gerçekleştirilecek ‘Müzede Sen: Genç Yaşlılar Birlikte’ başlıklı atölye ve üç ayrı ‘Sessiz Sorular’ performansı hakkında detaylı bilgiye Sakıp Sabancı Müzesi’nin web sayfasından ulaşabilirsiniz. 


Ayrıca okuyun