“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

KENTİN KIRILGAN HAFIZASINDA BİR KUARTET

Hera Büyüktaşcıyan: Hayalet Kuartet Sergiden görünüm, Arter, 2025. Fotoğraf: Murat Germen

Hera Büyüktaşcıyan’ın Arter’deki ‘Hayalet Kuartet’ sergisi, sanatçının görünmezlik, bellek ve mekâna odaklanan üretimini yeni ve erken dönem yapıtlarla bir araya getirirken Kurtuluş ile Tarlabaşı’nın katmanlarına sinmiş kişisel ve kentsel kırılmaları dört bölümlük düşsel bir kompozisyon hâlinde görünür kılıyor.

Kurtuluş’un tepesinden Tarlabaşı’nın yamacına doğru esen o görünmez rüzgâr, Dolapdere’deki Arter’de bu kez somut bir titreşime dönüşüyor. Hera Büyüktaşcıyan’ın ‘Hayalet Kuartet’ sergisi, sanatçının çocukluk belleğiyle kentin kırılgan hafızasını aynı zeminde buluşturan bir tür ‘tezahür atlası’. 

Küratörlüğünü Nilüfer Şaşmazer’in üstlendiği sergi, kaybolanın izini sürerken, aramızda dolaşan; sesi duyulan ama biçimi belirsiz hayaletlere kulak vermeyi öneriyor. Ateş, su, hava ve toprağın iç içe geçtiği dört bölüm, yalnızca bir sergi kurgusu değil, kentin ve bedenin nasıl yarılıp yeniden örüldüğünü anlatan bir zaman tüneli gibi çalışıyor.

Kişisel ve kolektif anlatılar arasında

Büyüktaşcıyan, 1984 yılında İstanbul’da doğdu. 2006’da Marmara Üniversitesi GSF Resim Bölümü’nden mezun olan sanatçı, üretiminde ‘yokluk’, ‘görünmezlik’ ve ‘öteki’ olma hâlini bir tür hafıza mekânı olarak ele alıyor. Bastırılmış ya da görünmez olan tarihsel katmanlarla mimari hafızanın sosyo-politik kırılmalarını kişisel ve kolektif anlatılarla ilişkilendiriyor. Heykel, çizim, film ve mekâna özgü yerleştirmeleri kapsayan pratiği, yerel mitler ve ikonografik öğeler üzerinden istikrarsız mekânlara dair yeni okuma biçimleri öneriyor.

Büyüktaşcıyan, Belles Artes (Filipinler, 2018), Delfina Foundation (Londra, 2014), Villa Waldberta (Münih, 2012–13), AIRDrop (Stockholm, 2012), PiST/// Disiplinlerarası Proje Alanı (İstanbul, 2012) ve Yerevan Arts and Cultural Studies Laboratory (Erivan, 2011) gibi uluslararası misafir sanatçı programlarında yer aldı. Sanatçının seçili sergileri arasında ise ‘GIGANTISME’ (Dunkirk, 2019), ‘Neither on the Ground, Nor in the Sky’ (IFA Galerie, Berlin, 2019), Pera Müzesi’ndeki ‘Meydan Mektep Galatasaray’ (2018), Dhaka Art Summit’teki ‘Planetary Planning’ (2018), ‘Çiftdüşün: Çiftgörü’ (Pera Müzesi, 2017), Cappadox’taki ‘Gelin Bahçemizi Ekelim’ (2016), EVA Uluslararası Bienali (Limerick, 2016), MAXXI Roma’daki ‘İstanbul: Passion, Joy, Fury’ (2016), 14. İstanbul Bienali (2015) ve 56. Venedik Bienali Ermenistan Pavyonu (2015) bulunuyor. Ayrıca 2019’da Toronto Sanat Bienali’nde Genç Sanatçı Ödülü’ne layık görülen sanatçı, üretimini İstanbul’da sürdürüyor.

Köklerin izinde

Büyüktaşcıyan’ın kökleri, çocukluk yıllarını geçirdiği İstanbul’un Kurtuluş ve Tarlabaşı semtlerinde biçimleniyor. Bir zamanlar bahçeleri, korulukları ve su yollarıyla anılan; 1929’daki büyük yangının ardından ismi Tatavla’dan Kurtuluş’a dönüşen bölge, 20. yüzyıl ortalarına dek ağırlıkla Rum ve Ermeni nüfusun yaşadığı bir yerdi. Öte yanda, çokkültürlü dokusuyla bilinen Tarlabaşı da tıpkı komşusu gibi, toplumsal ve siyasal kırılmalarla, kentsel müdahalelerle sürekli değişen bir hikâyeye sahip. Sanatçı, ‘Hayalet Kuartet’ sergisini tam da bu iki tepeyi birbirine bağlayan Irmak Caddesi üzerindeki Arter’in üçüncü katına yerleştirirken, kendi belleğinden süzülen fragmanlarla bu semtlerin tarihsel, toplumsal ve mekânsal kırılmalarını birlikte düşünmeye davet ediyor. 

Yerleştirme, heykel, kumaş üzerine frotaj ve çizim gibi farklı mecralarda üretilmiş yeni işlerin yanı sıra, Arter Koleksiyonu’ndan erken dönem sekiz çalışmayı buluşturan sergi; görünmez olan, kaybolan ve dönüşenle kurduğu uzun soluklu diyaloğun hem taze hem de geçmişten gelen titreşimlerini görünür kılıyor. Büyüktaşcıyan, basın toplantısında Arter’e bu yeni sergiyle yeniden dönmenin kendisinde yarattığı duyguyu şu sözlerle anlatıyor: 

“Benim için 10 yıl sonra yeniden burada izleyiciyle buluşmak, özellikle de bu iki tepe arasında köklenmiş olduğum bir yere geri gelmek açıkçası çok duygusal… Ama aynı zamanda kendi içinde pek çok kabuğu açan, unuttuğum ya da farkında olmadığım birçok şeyi su yüzüne çıkaran bir yolculuk oldu.”

Hem duygusal hem tarihsel katman

‘Hayalet Kuartet’ adı, Büyüktaşcıyan’ın görünmeyene kulak veren üretim hattını açık ediyor. Sanatçı için hayalet, yokluğun değil; ses, koku, hatıra ya da bir anlık titreşim aracılığıyla aramızda beliren, biçimi muğlak ama varlığı hissedilen bir eşik. ‘Kuartet’ ise serginin dört mekânsal bölümünü ve dört zaman katmanını—geçmişi, şimdiyi, geleceği ve iki tepe arasında salınan o araf hâlini—ortak bir kompozisyonda birleştiren yapıyı işaret ediyor. Böylece sergi, Arter’in konumuyla da uyumlu biçimde, kentin görünmez izleriyle kişisel belleğin gölgede kalan kırılmalarını aynı zeminde yankılandıran bir dörtlü kurgu kuruyor.

Sergi, dışarıyı iç mekâna davet eden dört bölümden oluşuyor: ‘Cadde’, ‘Bakış’, ‘Avlu’ ve ‘Nekropol’. Küratör Nilüfer Şaşmazer, bu dörtlü yapının yalızca mekânsal değil, aynı zamanda zamansal bir kompozisyon kurduğunu; her bölümün geçmiş, bugün, gelecek ve iki tepe arsındaki o araf hissini farklı yoğunluklarla taşıdığını vurguluyor. Bu yapı, sanatçının üretim süreçlerindeki çağrışımlarla da rezonans kuruyor: Dört bölüm, sergide su, ateş, hava ve toprak gibi dört elementin devreye girdiği bir duyu haritası olarak da okunabiliyor.

Huzursuz Balkon

Dördüncü kattan inen izleyicileri, merdivenlerin tam karşısına yerleştirilen ‘Huzursuz Balkon’ karşılıyor. ‘Cadde’ bölümündeki bu iş, Büyüktaşcıyan’ın pratiğinde özel bir yeri olan balkon fikrini merkeze alıyor. Hem içeriye hem dışarıya açılan, kamusal ile mahrem olanı birbirine değdiren bu ara-mekân, sanatçının farklı görme biçimlerini sorguladığı bir eşik olarak ortaya çıkıyor. Yıkılmaya yüz tutmuş bir balkonun ahşap döşemesinden sarkan dökme demir akantus yaprakları ise geçmişin seslerini bugüne taşıyor.

Tarlabaşı ve Kurtuluş’taki neoklasik yapılarda sıkça görülen bu motif, Antik Yunan’dan Bizans’a uzanan mimari gelenekte yeniden doğuşu simgelerken, Büyüktaşcıyan’ın yorumunda hem zamana direnen hem de kırılganlığını fısıldayan bir tanığa dönüşüyor. Görünmez bir esintiyle hafifçe hareket eden yaprakların çıkardığı tını, Panayia Evangelistria Rum Ortodoks Kilisesi’nin 2005’te çalınan çanına yapılan göndermeyle mekâna beklenmedik bir yankı bırakıyor. Böylece iş, kentsel dönüşümün ve kaybolan mimari ayrıntıların ortasında hem duyusal hem tarihsel bir katman açarak izleyiciyi bu titreşimi duymaya çağırıyor.

Bir Takımada Fügü

Serginin dikkat çeken bir diğer yapıtı Bir Takımada Fügü’, Büyüktaşcıyan’ın 2019’dan bu yana sürdürdüğü minyatür yerleştirmelerden oluşuyor. Sanatçının farklı şehirlerden topladığı tuğla, çini, taş ve fayans parçalarını bronz ayaklar üzerinde yeniden konumlandırdığı bu küçük heykeller, yerinden edilme süreçleriyle bağlamından kopmuş mimari fragmanları bir araya getiriyor. Fiziksel olarak hiçbir akrabalık taşımayan bu parçalar, kader ortaklıkları üzerinden yan yana durarak hiyerarşik olmayan, çoğulcu bir birlikteliğin mümkünlüğünü düşündürüyor; takımada fikri hem ayrılığı hem birbirine bağlı kalma hâlini aynı anda imliyor. Arka plandaki Dolapdere manzarası—yıkık cepheler, yarım kalmış müdahaleler, kazınmış duvar izleri—bu fragmanlarla beklenmedik bir rezonans kuruyor. Dışarıdaki kırılgan mimari doku ile içerideki minyatür ‘adacıklar’ arasında açılan bu eşik, serginin görünmez hafıza katmanlarına dair yaklaşımını yoğunlaştırıyor. Kaçma–kovalama etkisi yaratan ‘füg’ yapısına da gönderme yapan eser, zamanın iç içe geçen ritimleri arasında yeni köklenme biçimlerini ve kırılmanın ardından mümkün olan sessiz bir direnci görünür kılıyor.

Sergi, mekânın ve bedenin hafızasında açılan kırılmaları görünür kılarken, Büyüktaşcıyan’ın yıllardır sürdürdüğü araştırma çizgisini hem rafine hem de yoğun bir biçimde sunuyor. ‘Hayalet Kuartet’ kentin dönüşen dokusu ile bireysel hatırlamanın titreşimleri arasında salınan bu dört bölümlü yapısıyla, izleyiciyi kendi belleğinin derinliklerine yönelten güçlü bir karşılaşma alanı yaratıyor.

Hera Büyüktaşcıyan’ın ‘Hayalet Kuartet’ başlıklı sergisi, 9 Ağustos 2026’ya kadar Arter’de görülebilir.


Ayrıca okuyun