“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

ALTMIŞ YILIN İZİNDE BİR SANAT ÖMRÜ: HAYATİ MİSMAN

Hayati Misman Retrospektif, sergi görünümü

İş Sanat Kibele Galerisi’nde açılan Prof. Hayati Misman retrospektifi, sanatçının altmış yıla yayılan üretimini bir araya getirirken; gravürden heykele, resimden metal dekupeye uzanan bu yolculuk, yalnızca teknik bir çeşitliliği değil, emekle örülmüş bir ömrün izlerini ve zamana yayılmış bir hafızayı da görünür kılıyor.

Bir sanatçının hayatı bazen tek bir figürde, bazen bir çizgide, bazen de inatla tekrar eden bir renkte kendini ele verir. Prof. Hayati Misman’ın altmış yıla yayılan üretimine bugün topluca bakıldığında, bu ısrarın izleri gravürde, kadın figürlerinde ve hiç eksilmeyen bir çalışma disiplininde belirginleşiyor. Konya’dan Kassel’e, öğretmenlikten akademiye, tuvalden metale uzanan bu yolculuk, “Hayati Misman Retrospektif” sergisiyle İş Sanat Kibele Galerisi’nde bir araya geliyor. Sergi, yalnızca bir sanat kariyerine değil, emekle örülmüş bir ömür anlatısına da kapı aralıyor.

Kaşık boyayarak başlayan tutku

Hayati Misman, 1945 yılının Nisan ayında Konya’da dünyaya geldi. Babasını henüz doğmadan kaybeden Misman, çocukluğunu annesiyle birlikte geçirdi. Sanatla ilk temasını çocuk yaşta kurdu; harçlığını çıkarmak için kaşık boyadığı yıllar, onun renklerle kurduğu ilişkinin başlangıcı oldu. Sanatçı bu süreci şu sözlerle anlatıyor:

“Çocukluk dönemimde kaşık boyayarak para kazanmak, harçlığımı çıkarmak amaçlıydı ama aynı zamanda benim renklerle tanışmak demekti; boyayla tanışmak sonra tutkuya dönüştü. Resim alanında beni okul arkadaşlarımın arasında bir adım öne çıkardı. Bu duygu ve eylem bugün sanatçı olmanın ilk habercisi gibiydi.”

İlk ve orta öğrenimini Konya’da tamamladıktan sonra 1961 ile 1964 yılları arasında Akşehir Öğretmen Okulu’nda öğrenim gördü. Ardından ise kısa bir süre Erzincan/Tercan’da ilkokul öğretmenliği yaptıktan sonra Gazi Eğitim Enstitüsü Resim İş Bölümü’nde öğrenim gördü. Bu dönemde Adnan Turani, Turan Erol, Nevide Gökaydın, Mürşide İçmeli ve Burhan Alkar gibi önemli isimlerin öğrencisi oldu. 

Nerede duracağını bilmek

1970’te Millî Eğitim Bakanlığı bursuyla Almanya’ya gönderilen Misman için Kassel Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ndeki eğitim, sanat yaşamında belirleyici bir kırılma noktası oldu. Bu süreçte baskı teknikleri ve gravürle tanıştı; Prof. Werner Kausch, Heinz Nickel, Hans Hilmann, Günther Kieser, Karl Oskar Blase ve Walter Rabe gibi dünyaca ünlü sanatçı hocaların öğrencisi oldu. Grafik tasarım alanında ihtisas yaptı. 1975’te Türkiye’ye dönen Misman, akademik kariyerine Gazi Eğitim Enstitüsü’nde başladı. 1984’te sanatta yeterlilik, 1987’de doçentlik unvanını aldı. 1987–2001 yılları arasında Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi’nde, 2001’den itibaren ise Hacettepe Üniversitesi’nde profesör olarak görev yaptı. 2006’da emekli olan sanatçı, bugün Ankara’daki atölyesinde üretimini sürdürüyor. Bugün hâlâ üretirken onu en çok heyecanlandıran şeyin ise sürecin içindeki beklenmedik anlar olduğu söylüyor:

“Beni en çok heyecanlandıran şey, resim çalışırken hiç beklenmedik tesadüflerin ortaya çıkması diyebilirim. Ama gerçek olan bu tesadüflerden yararlanmak, bunu sanata dönüştürürken de nerede duracağımı bilmek… Zaten sanatçı olmak da nerede duracağını bilmekten geçer diye düşünüyorum.”

Zamana açılan bir arşiv

Kibele Galerisi’ndeki “Retrospektif”te, Hayati Misman’ın altmış yılı aşkın süredir devam eden sanat yolculuğunun farklı dönemlerinden resimleri, gravürleri, heykelleri, metal dekupeleri, eksiz defterleri ve kişisel arşivinden fotoğrafların yer aldığı 170’ten fazla eser bir araya geliyor. Misman, altmış yıllık üretimine bugün toplu halde bakmanın kendisinde yarattığı duyguyu “Değişik disiplinlerdeki çalışmalarımın, teknik ve malzeme değişikliğinin dışında, birbirlerinden kopmadan, aynı sanatçının ürünleri olarak sanatseverlerle buluşması beni çok mutlu etti” sözleriyle ifade ediyor.

Serginin girişinde izleyiciyi, Hayati Misman’ın kişisel arşivinden seçilen fotoğraflar karşılıyor. Sanatçının 11 yaşındaki bir ilkokul fotoğrafıyla başlayan seri; babası Haceli Misman’a ait bir kare, annesi Fadim Misman’la 1944 yılında çekilmiş bir fotoğraf, öğrencilik yıllarından görüntüler ve eşi Canan Kuyucuoğlu’yla düğün fotoğraflarıyla devam ediyor. Bu seçki, Misman’ın yaşamına zamansal bir izlek üzerinden bakma imkânı sunuyor.

Biçimsel dilin oluşma sürecini görünür kılıyor

Bu bölümün ardından, Misman’ın ilk dönem resimleri ve gravürleriyle karşılaşılıyor. Ağırlıklı olarak 1974’ten başlayıp 2000’li yılların başlarına uzanan bu işler, sanatçının erken dönem arayışlarını ve biçimsel dilinin oluşum sürecini görünür kılıyor. Bu bölümde izleyici, Misman’ın 47. Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde birincilik ödülüne değer görülen gravürünü de görme imkânı buluyor. Koyu tonların hâkim olduğu bu çalışma, figür düzeni ve yoğun atmosferiyle sanatçının erken dönem anlatım dilini güçlü biçimde yansıtıyor. Ayrıca bu bölümde üretim sürecinin kendisi de görünür kılınıyor; sanatçının kullandığı gravür kalıpları, metal plakaları, baskı makinesi ve oymada kullandığı özgün aletler de izleyiciyle buluşuyor.

İsimsiz, bir tercih

Sergide bir diğer dikkat çeken unsur, Misman’ın eserlerine isim vermemesi. Sanatçı için bu tutum, estetik bir tercihten çok, izleyiciyle kurulan ilişkiye dair etik bir duruşu işaret ediyor. Misman, yapıtlarını adlandırmama nedenini ise “Eserlerime isim vermemek benim için bir tercihten öte, seyirciye veya sanat eserine sahip olan kişiye saygımdan dolayıdır diyebilirim. Sanat eserine bakan kişiyi benim koyacağım ismin çerçevesinde düşünmeye, hayal kurmaya yönlendirmekten öte, kendi özgeçmişiyle ilişkilendirmesini, kendini hayal dünyasıyla baş başa bırakmayı daha doğru bulduğum için de resimlerime isim vermiyorum” diye anlatıyor.

Anadolu’nun ışığı

Serginin devamında izleyiciyi mavi duvarlar üzerinde kırmızı, sarı, yeşil ve mavi tonların hâkim olduğu tuvaller karşılıyor. Bu yoğun renk dünyası, Misman’ın yaşadığı coğrafyayla kurduğu doğrudan ilişkinin bir izdüşümü gibi; Anadolu’nun ışığı ve sıcaklığı tuvallere yalnızca bir fon değil, neredeyse bir ruh olarak siniyor. Sanatçı bu resimleri, 2020 sonrası, yani pandemi ve sonrasında üretmiş. Resimlerde tekrar tekrar karşımıza çıkan kadın figürü ise zamanla sabit bir imge olmaktan çıkıp dönüşerek varlığını sürdürüyor. Misman bu dönüşümü “Benim resimlerimde sıkça görülen kadın figürü, ilk zamanlar hayatımda çok önemli bir yer tutan, beni derinden etkileyen ana figürümün bir sembolüyken zaman içinde sadece bir sembol değil, aynı zamanda bir direnişin, bir var olmanın ifadesi olarak yer almaya başladı” diye anlatıyor. Bugün ise aynı figür, sanatçının ifadesiyle daha çok renk ve biçim olarak resmin bir parçası; kompozisyonu tamamlayan, resmin kendi iç dengesine eklemlenen bir unsur.

Sergiyi gezerken, aralarında ressam Zafer Gençaydın, sanat tarihçisi Sezer Tansuğ, sanatçı Zahit Büyükişleyen, ressam Adnan Turani ve grafik sanatçısı Halil Akdeniz’in Misman hakkında daha önce kaleme aldıkları yorumlardan alıntılar da duvarlarda yer alıyor. Bu metinler, sergide görülen üretimi yalnızca bugünden değil, sanat tarihinin farklı duraklarından da okumaya imkân tanıyor; izleyiciyi tek bir sanatçının değil, uzun soluklu bir sanat belleğinin içinde dolaştırıyor.

‘Hayati Misman Retrospektif’, altmış yıllık bir üretimi geride bırakılmış bir zaman olarak değil, hâlâ canlı ve dönüşen bir hafıza olarak izleyiciyle buluşturuyor.

Hayati Misman’ın ‘Retrospektif’ sergisi, 19 Ocak 2026’ya kadar İş Sanat Kibele Galerisi’nde ücretsiz görülebilir.


Ayrıca okuyun