Margaret Atwood’un Alias Grace’i Türkçeye Nam-ı Diğer Grace olarak çevrildi. İlk olarak Oğlak Yayınları’ndan çıkan kitap geçen ay Doğan Kitap’tan yeni baskı yaptı.
Atwood’un kitabın başkahramanı Grace Marks’la edebi bir Mona Lisa portresi oluşturduğu düşünülüyor.
Gerçek bir olaydan yola çıkılarak yazılan roman 19. yüzyıl Kanada’sında geçiyor. Grace İrlanda göçmeni 16 yaşında bir hizmetçi kız. Patronu ve metresini öldürmekle suçlanıyor.
Hapiste geçiriyor hayatını Grace, zaten önceki hayatında da hizmetçi, hapisteyken de cezaevi müdürünün evine gönderiliyor çalışması için. Grace burjuva çevresinin merak nesnesi aynı zamanda. Katil, kadın, güzel kadın, akıllı kadın, saf kadın, köle kadın, cesur kadın… kendilerinde olmayan birçok özelliğe sahip! Yani hapiste olmasaydı Grace dönemin keskin sınıf farklılıklarından sıyrılıp hizmetçi kadından başka ne olabilirdi?
Grace hakkında herkesin söyleyecek çok şeyi var. Şeytan kadın, kilise, basın, ruhbilimciler, ispirtizmacılar, burjuvalar vs. tarafından incelemeye alınıyor. Atwood tam bu noktada, iktidarı ve kurumlarını inceden mizahıyla kurcalayıp tüm çürümüşlüğü ve ikiyüzlülüğü ortaya koyuyor.
Öte yanda Grace'i diğerlerinden biraz daha farklı gözle incelemeye alan psikiyatrist Dr. Simon'la olan konuşmaları içeren bölümlerde "ruhsal hastalık diye bir şey yoktur" diyen 20. yüzyılın aykırı psikiyatristi Thomas Szasz'a hak vermemek elde değil.
Hapiste geçiriyor hayatını Grace, zaten önceki hayatında da hizmetçi, hapisteyken de cezaevi müdürünün evine gönderiliyor çalışması için. Grace burjuva çevresinin merak nesnesi aynı zamanda. Katil, kadın, güzel kadın, akıllı kadın, saf kadın, köle kadın, cesur kadın… kendilerinde olmayan birçok özelliğe sahip! Yani hapiste olmasaydı Grace dönemin keskin sınıf farklılıklarından sıyrılıp hizmetçi kadından başka ne olabilirdi?
Grace hakkında herkesin söyleyecek çok şeyi var. Şeytan kadın, kilise, basın, ruhbilimciler, ispirtizmacılar, burjuvalar vs. tarafından incelemeye alınıyor. Atwood tam bu noktada, iktidarı ve kurumlarını inceden mizahıyla kurcalayıp tüm çürümüşlüğü ve ikiyüzlülüğü ortaya koyuyor.
Öte yanda Grace'i diğerlerinden biraz daha farklı gözle incelemeye alan psikiyatrist Dr. Simon'la olan konuşmaları içeren bölümlerde "ruhsal hastalık diye bir şey yoktur" diyen 20. yüzyılın aykırı psikiyatristi Thomas Szasz'a hak vermemek elde değil.