“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

EŞİTLİK BAZEN BOŞLUKTUR: İSTEYEN, İSTEDİĞİ GİBİ DOLDURUR

Boşluğun Güncesi

Kadınlar bazen çalıştıkları şirkette, -eşit iş yaptıkları- erkeklerin toplantı masasında bıraktıkları kirli fincanları toplamak zorunda bırakıldıklarında da hamile kalabilir! Öylece, bir anda. Tıpkı Japon yazar Emi Yagi’nin Boşluğun Güncesi’nde anlattığı Shibata gibi.

Biz bugün her ne kadar evde/işte/sokakta, hayatın her alanında eşitlikten söz etsek de bazı roller ve ‘görünmez işler’ sessiz sedasız, yüzyıllardır kadınların üzerine yüklenmiştir. Ve o kadar ağırlaşmıştır ki o yük, sanki hiçbir erkeğin gücü o bardağı oradan kaldırmaya yetmez mesela. Evet, bu bazen basit bir bardaktır. Tüm o yükler bazen sadece bir bardakta toplanır ve hayır, o an o bardağa dolu tarafından filan da bakılamaz. Boştur. Bazen eşitlik, kocaman bir boşluktur. İsteyen, istediği ve işine geldiği gibi doldurur.

ÇOK AĞIR BİR BARDAK!

Japon yazar Emi Yagi’nin tam 22 dile çevrilen kitabı ‘Boşluğun Güncesi’nde yarattığı kadın karakter Shibata’nın hikayesi de işte bu içi doldurulamayan eşitlikten doğuyor. Kimsenin kaldırmak istemediği o hafif ama aslında çok ağır ‘bardak’tan.

Bir kadın nasıl hamile kalır? Bu nasıl soru demeyin; çünkü kadınlar bazen çalıştıkları şirkette, -eşit iş yaptıkları- erkeklerin toplantı masasında bıraktıkları kirli fincanları toplamak zorunda bırakıldıklarında da hamile kalabilir! Öylece,  bir anda. Tıpkı Shibata gibi. Erkeklerle dolu bir şirketin tek kadın çalışanı olan ve hakkını aramak için ‘hamileyim’ yalanına başvuran Shibata gibi… 

HER ŞEY KOLAYCA DEĞİŞİR

30’lu yaşlarında olduğunu tahmin ettiğimiz Shibata, mutsuzluk içinde gece gündüz çalıştığı işyerinden ayrılır ve kendini bir anda karton boru imal eden bir şirketin tek kadın çalışanı olarak bulur. Evet iş kulağa tuhaf gelse de başlarda Shibata için her şey yolundadır. Ancak Shibata her ne kadar erkek çalışanlarla aynı işi yapsa da zaman içinde üzerine başka sorumluluklar da yüklenir. Kahve yapmak, boş fincanları toplamak, mutfağı düzenlemek, paketleri dağıtmak gibi kimsenin yapmak istemeyeceği ‘pis işler’ sırf kadın olduğu için Sibata’nın üzerine bırakılır. Kolayca. Kendisi bile farketmeden. Ama o gün her şey değişir. Bir anda. Ve yine kolayca.

VE BİR ANDA HAMİLE KALIYOR!

Bölüm şefi etrafta ‘kahve fincanlarının neden hâlâ toplanmadığı’yla ilgili söylenip dururken, Shibata da bu kez ‘erkek çalışanlar’ gibi hiç üstüne alınmayıp, yine onlar gibi bilgisayar ekranına gömülüp yazması gereken raporlara odaklanmayı deniyor. Çünkü neden girmediği toplantıda, içmediği kahvenin fincanları ona dert olsun ki? Ama oluyor işte. Bölüm şefi bu kez gelip direkt Shibata’ya soruyor: “Neden masayı hâlâ toplamadın?” Ve işte o anda olan oluyor: “Çünkü hamileyim. Kahve ve sigara kokusu fena halde midemi bulandırıyor.”

SADECE KENDİ İŞİNİ YAPMAK İÇİN

Ve işte Shibata böylece hamile kalıyor. Sadece kendi işini yapabilmek ve diğer çalışanların arkasını toplamamak gibi çok doğal bir talep için bu yalana başvurmak zorunda kalıyor. Tabii laf ağızdan bir kere çıkıyor. İnsan kaynakları sorduğunda, doğumun mayıs ayında olacağını söylüyor Shibata, hızlı bir hesapla. Hemen peşinden tüm o ‘pis işler’ bir şekilde erkek çalışanlar arasında paylaştırılıyor, Shibata artık sadece kendi işini yapıyor. Yani olması gerekenin olması için illa böyle bir yalan mı gerekiyor? 

Artık işten erken bile çıkıyor. Hava aydınlıkken evde oluyor, alışveriş yapıp kendine sağlıklı yemekler pişiriyor. Ne de olsa hamile, kendine dikkat etmesi gerekiyor. Hemen bir uygulama indirip, bebeğin gelişimini takip ediyor. Çantasına, kabanına hamile rozetleri asıyor. Hatta hızını alamayıp bir hamile spor grubuna bile katılıyor. Sonra sıra karnını büyütmeye geliyor, uygulamadan takip edip göbeğine atkılar sarıyor. Evet işte o bir hamile, bakın üstelik karnı da büyüyor.

GERÇEKLE YALAN BİRBİRİNE KARIŞIYOR 

Hikaye ilerledikçe, hamilelik işi tuhaf bir hal alıyor. Shibata yalnız, yapayalnız bir kadın ve bunun da etkisiyle zaman zaman gerçeklik duygusunu kaybediyor gibi. Tabii onunla birlikte biz de. Mesela Shibata hamileliğinin sonlarına doğru ilk kez doktora gidiyor. Ve nasıl olur! Bebeği görüyor. Sonra tekmelerini hissediyor, kreş bile araştırıyor bir ara. Hamilelik o kadar gerçek görünüyor ki o anlarda, “Acaba bir şey mi kaçırdım ya” diye birkaç sayfa geriye gidip tekrar okuduğum bile oldu bazen. Ama yok ben bir şey kaçırmadım, Shibata bir hayli karıştı.

Sonra bir sabah yoğun bir sancıyla uyanıyor Shibata… 

Ve 1 yıllık izni sonrası ofise döndüğünde artık herkes kahve yapmayı öğrenmiş oluyor. Bu ne yetenek! Shibata, iş arkadaşları bebeği merak eder diye Instagram’da kendisiyle benzer zamanlarda hamile kalan bir kadının fotoğraflarını kaydediyor. İş arkadaşları sorduğunda da onun bebeğini gösteriyor: Oğlum Sorato, ne kadar da tatlı!

NE HARİKA BİR İŞYERİ!

Shibata doğum izninden dönüşte insan kaynaklarının davetiyle bir panele katılıyor. İlginçtir ki panelde hiç erkek yok ve kadınlar, şirketin çocuklu çalışanlar için ne kadar harika bir işyeri olduğunu anlatıyor. Ve sıra Shibata’ya geliyor: “Hamile kaldıktan sonra çay servisi yapmak, buzdolabı temizlemek gibi sorumluluklarım azaldığından asıl işime yoğunlaşabildim. Evli değilim, kocam yok. Kariyerime gelince, iş değiştirmeyi düşünüyorum. Emlakçılık sınavlarına hazırlanıyorum!”

Ve düşünüyor; belki 37 yaşına kadar bir çocuk daha yapabilir.

Yıl biterken, benim için 2025’in son kitaplarından biri oldu ‘Boşluğun Güncesi’. Ve yazarı Emi Yagi’yle de güzel bir tanışma. Tam da elime aldığımda hissettiğim gibi, heyecan ve merakla, kısa sürede zevkle okudum kitabı. Yani Japon edebiyatı sevgim yine yanıltmadı beni. Kadınların yaşadığı -belki hiç akla bile gelmeyecek- zorluk ve yalnızlıkları, akıcı bir dille, sıradışı bir hikaye eşliğinde okumak isteyenlere gönülden tavsiye!


Ayrıca okuyun