CEREN DENİZ KALE
Nagihan Gökçe Kabal, namı diğer N.G. Kabal, 16 yaşından beri yazıyor. Onunla büyüyen, kitaplarını kelime kelime bilen dev bir hayran kitlesi var. N.G. Kabal, fantastik bir evrende geçen ‘Canavarın da Kalbi Varmış’ın devam kitabı ‘Canavarlar da Hüzünlüdür’de vampir mitosunu yeniden yorumlayarak insanlığın en kırılgan yanlarını görünür kılıyor. Özellikle kadın karakterlerin güçlü temsili, genç okurlar için özdeşleşme alanı yaratıyor.
Kitap dünyasının hangi köşesinden bakarsanız bakın, uzun süredir fuarların imza salonlarında, gözünüzü alamadığınız genç okur kalabalıkları var. Gençlerin, önünde uzun kuyruklar oluşturduğu ‘çok satan’ yazarlardan biri Nagihan Gökçe Kabal, namı diğer N.G. Kabal. 16 yaşından beri yazıyor ve birçok seri kitap çıkarıyor. Onunla büyüyen dev bir hayran kitlesi, daha doğrusu her kitabını kelime kelime bilen sadık okurları var. Ve bu yazının çabası da onların kitaplarda ne bulduğunun, edebi ve hatta daha da ileri giderek feminist bakış açısından incelenmesi.
VAMPİRLER ARASINDA KADIN OLMAK
NG Kabal neredeyse klasik olma yolunda ilerleyen, fantastik bir evrende geçen ‘Hepimiz Gökyüzü Olmak İstedik’ serisinden sonra vampir dünyasına el atıyor: ‘Canavarın da Kalbi Varmış’ ve devam kitabı ‘Canavarlar da Hüzünlüdür’le yalnızca vampir mitosunu yeniden yorumlamakla kalmayıp insanlığın en kırılgan yanlarını karanlık bir evrende görünür kılıyor. Bu iki kitap, klasik fantastik anlatıların ötesine geçiyor, bunun en önemli nedeni de baş karakterin yardımıyla kadınlık deneyiminin, duygusal direnişin ve toplumsal normlara karşı duruşun seçeneklerinin tekrar tekrar altını çizebilmesi. Ve özellikle genç kadın okurlar için bir özdeşleşme alanı sunabilmesi.
DİSTOPİK GÜNÜMÜZ DÜNYASI
Serinin ilk kitabı ‘Canavarın da Kalbi Varmış’, Luzia adlı karakterin gözünden, vampirlerle insanların bir arada yaşadığı distopik günümüz dünyasını anlatıyor. Luzia’nın vampir kanına olan bağımlılığı, onun kimlik arayışını derinleştirirken, çok güçlü ve kadim bir vampir olan Sidra Dekalton’un gelişiyle birlikte geçmişin sırları bir bir açığa çıkıyor.
Kabal, burada yalnızca bir aşk hikâyesi anlatmıyor; aynı zamanda toplumun ötekileştirdiği bireylerin içsel dünyasına da ışık tutuyor. Luzia karakteri, klasik vampir anlatılarındaki pasif kadın figürünün aksine, kendi arzularını, korkularını ve kararlarını sorgulayan çok cesur ve hatta kimi zaman kötü olarak adlandırılmaktan kaçınmayan bir kahraman. Kendi bedeni üzerindeki kontrolü kaybetme ve kazanma mücadelesi pekâlâ bedensel özgürleşme çağrısı olarak bile okunabilir.
Vampirlerle insanların, cadılarla bağnazların, erkeklerle kadınların, geçmişten gelenlerle gelecekte var olmak isteyenlerin savaşına sahne olan kitabın ana temaları arasında toplumsal yabancılaşma, bağışlama, aidiyet arayışı ve duygusal travmalarla yüzleşme de yer alıyor. Vampir figürü, burada yalnızca bir korku unsuru değil; aynı zamanda bastırılmış arzuların, travmaların ve insan olmanın karmaşıklığının bir metaforu olarak da işleniyor.
Kabal’ın dili, onlarca karmaşık olayı ve zamanı anlatmasına rağmen, karakterlerin psikolojik derinliğini anlamamız için hep dengeli bir üslupta, bazen ağdalı bazen sade.
EN ZARİF DİRENİŞ BİÇİMİ OLARAK AŞK
İkinci kitap ‘Canavarlar da Hüzünlüdür’de, Luzia’nın yaşadığı çatışmaları daha da derinleşiyor. Luxuria’nın gerçekleriyle yüzleşen karakter, bağışlamakla intikam arasında sıkışırken, vampirlerin düzenlediği bir müzayedeye katılmak zorunda kalıyor. Bu yolculuk, yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda içsel bir dönüşümün de başlangıcı oluyor. Geçmişin sırları arasından çıkan cadılık ve toplumun cadı olarak yaftaladığı kadınlara yaptıkları zulümler yine günümüz genç kadın okuru için oldukça anlamlı ve değerli.
Kabal, bu kitapta aşkı bir savaş biçimi olarak sunuyor: “Aşk bizim gibi canavarlar için savaşmanın en zarif haliydi.” Bu cümle, serinin mükemmel bir özeti. Vampirler, burada yalnızca doğaüstü varlıklar değil; aynı zamanda insanlığın bastırılmış yönlerini temsil eden figürler. Ve Kabal aslında genç okuru ‘canavar’ olmaktan, ‘savaş’maktan ve ‘aşık’ olmaktan korkmamaya çağırıyor. Kadın karakterleri, okuyucuya, ‘canavar’ olarak etiketlenmiş olsalar bile, sevme, sevilme ve direnme haklarının olduğunu hatırlatıyor.
GOTİK ROMANTİZMDEN FEMİNİST FANTASTİĞE
N. G. Kabal’ın anlatımı, klasik gotik romanların karanlık atmosferini çağrıştırırken, modern fantastik edebiyatın karakter derinliği ve çok katmanlı yapısıyla birleşiyor. Özellikle kadın karakterlerin güçlü temsili, genç okurlar için güçlü bir özdeşleşme alanı yaratıyor. Luzia’nın yaşadığı kimlik bunalımları, toplumsal baskılar ve duygusal kırılmalar, birçok kadının deneyimlediği gerçekliklerle, metaforik anlamda, örtüşüyor. Bu bağlamda seri, yalnızca bir kaçış edebiyatı değil; aynı zamanda kendini tanıma ve güçlenme sürecinin, kendi kaderini tayin etme mücadelesinin edebi bir yansıması.
‘Canavarın da Kalbi Varmış’ ve ‘Canavarlar da Hüzünlüdür’, N.G. Kabal’ın yalnızca fantastik bir evren yaratmakla kalmayıp, bu evren aracılığıyla insan doğasına dair evrensel sorular sorduğu; büyümek, dönüşmek ve direnmeye dair güçlü anlatılar kurduğu, gençler için bir ayna. Vampir geleneğinin karanlık yüzünü aydınlatan kadın karakterlerin ışığında toplumsal normlarla mücadele eden genç kadınlar için de hem cesaret verici hem de dönüştürücü bir pusula.

