“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

TÜRKİYE’DE SİNEMA KRİZİ: SEYİRCİ NEDEN UZAKLAŞTI?

Bir zamanlar Avrupa’nın en hızlı büyüyen sinema pazarı olan Türkiye’de salonlar boş, gişe düşüşte. Tekelleşme, pandemi, dijital platformlar ve ekonomik kriz sinemayı köşeye sıkıştırdı. Peki ışıklar yeniden yanar mı? Meslek temsilcileri ve sinemaseverler çıkış yolu arıyor.

Çok değil, altı yıl öncesine kadar Türkiye, Avrupa çapında yerli film izleyicisinin yabancı film seyircisinden yüksek olduğu tek ülkeydi. 70 milyonu aşan bilet adediyle en hızlı büyüyen sinema endüstrisi olan Türkiye, parmakla gösteriliyordu. Ancak aynı dönemde, sektörün ‘aklı başında’ insanları tekelleşmeden bahsediyor ve önünde sonunda bir çöküşe neden olacağını dile getiriyordu. 2000’li yılların başından itibaren yükselişe geçen bu ‘Yeni Yeşilçam’ da tıpkı önceki gibi giderek bir furya sinemasına dönüştü ve birbirinin tekrarı filmlerle çıktı seyirci karşısına, buna bir de tekelleşmenin yarattığı daralma eklenince, çöküş kaçınılmaz oldu.

Gidişatın farkına varan sektör, oturup aklı başında bir strateji izlemek yerine 2019 başında basına ‘popcorn savaşları’ olarak yansıyan bir gerilimin içine girdi. Yapımcılar sinema salonlarının promosyon uygulamalarına savaş açıp iktidarı da yanlarına alarak yasal düzenlemeler yaptırdı. Ancak bu geçici çözüm pandemiyle birlikte tarihe karıştı. Yapımcılar dijital platformlara içerik üreterek durumu kurtarmanın peşine düşerken, salonlar boşaldı. Pandemi öncesinin yarısına bile yaklaşamayan ve her yıl düşen gişe rakamları sektörde alarm zillerinin çalmasına vesile olmuş görünüyor. 27-28 Eylül hafta sonunda biletlerin 80 TL’ye sabitlenmesi, çarşambaların 120 TL’ye bilet satılan ‘halk günü’ ilan edilmesi ve “Yan Yana” filminin estirdiği rüzgar bile bu yılı kurtarmaya yetmedi. 21 Aralık itibariyle 27 milyona henüz varamayan gişe rakamı, geçen yılın aynı döneminin bile beş milyon altında.

2022’de 36 milyon bilet satışıyla pandemi sonrasında Türkiye’de umut verici bir başlangıç yapan boxoffice rakamları ilerleyen yıllarda istikrarlı bir düşüş yaşıyor. Oysa aynı önemde 11 milyar dolar civarından 2 milyar seviyelerine inen Kuzey Amerika’daki bilet satışları 3 yıldır 8 milyar doları geride bıraktı ve daha yukarıları zorluyor. Eski görkemli günlerine dönemese de ona yaklaşmaya çalışıyor. 

Bir başka örnek Fransa. Pandemi öncesinde 1.4 milyar dolar civarında olan hasılat, 400 milyon dolarlara düştükten sonra son birkaç yıldır yeniden 1 milyar doların üzerine çıktı. Almanya'dan pandemi öncesi 900 milyon dolar civarında olan rakamlar şimdilerde 700 milyonu bulmuş görünüyor. 

Üstelik bu fark Türkiye’deki gibi fahiş fiyat artışlarından kaynaklanmıyor. Örneğin ABD’de 2021 sonunda 10.17 dolar olan ortalama bilet fiyatı, 2025’te 11.31 dolar olmuş. İngiltere’de 7.47 paund olan fiyat, 20024 sonunda 7.71 olmuş.

Oysa Türkiye’de ise 250 milyon dolara varan gişe hasılatı, bilet fiyatlarındaki fahiş artışlara rağmen pandemi sonrasında 150 milyon doları bulmadı. Aynı dönemde doların da arttığı iddia edilebilir. Ama bu iddia da geçersiz. 1 Ocak 2022 tarihinde 13.3 TL civarında olan dolar, bugünlerde 42 TL’nin üzerinde seyrediyor. Salonların yeniden açıldığı 2022’den bugüne üç kattan biraz fazla arttı. Oysa 31 Aralık 2021 itibarıyla 22.8 TL olan ortalama bilet fiyatı, şimdilerde 207 TL’nin üzerinde. Dokuz kattan fazla bir artış söz konusu. 

Seyirci kaybını, bilet fiyatlarını yükselterek telafi etmeye çalışan sinema salonları için de bu kampanyalar son çare gibi görünüyor. Sinema salonu işletmecisi Cenk Sezgin, zor şartlarla karşı karşıya olduklarını, sadece pandemi ya da dijital platformların değil, ekonomik ve siyasal krizlerin de seyircinin sinemaya gitme arzusunu düşürdüğünü ifade ediyor. Yapımcı Serkan Çakarer ise geçmişe dönmenin imkansız olduğuna dikkat çekerek, yeni bir normal inşa edildiğini bunun da sektörde ciddi kan kaybı anlamına geleceğini düşünüyor. Görüşlerine başvurduğumuz üniversite öğrencileri ise hem biletlerin pahalı olmasından hem de filmlere ulaşmanın zorluklarından mustarip. Sinema sektörü nasıl kurtulur, muhataplarından dinleyelim.

SERKAN ÇAKARER: SİNEMA KADERİNE TERK EDİLDİ

Sinema Eseri Yapımcıları Meslek Birliği (SE-YAP) Başkan Yardımcısı Serkan Çakarer, gişe rakamlarındaki düşüşü sadece talebin azalmasına değil, aynı zamanda kalitenin düşüklüğüne de bağlıyor. Yeni bir izleyici kuşağını geldiğine ve gişenin yükünü taşıyan büyük yapımların azalmasının etkisine değinen Çakarer, “Bizim ana akım sinemamız televizyon yapımcılarının domine ettiği bir alana dönüşmüştü. Burada kriz çıkınca seyir ve gelir garantisi olan dijital platformlara film yapmaya başladılar. Hali hazırda sinema salonlarında gördüğümüz iyi işler parlak dönemlerin çok uzağında” diyor.

Çakarer, son dönemdeki indirim kampanyalarının etkisini kabul ediyor ancak bilet fiyatlarını ucuzlatarak pandemi öncesindeki rakamlara ulaşmanın imkansız olduğunu ifade ediyor.

“Pandemi öncesinde Türkiye’de enflasyon yüzde 30’ların altındaydı. Pandemiyle birlikte yüzde 60’ların üstüne çıktı. Şu anda da yüksek. Bu da maliyetleri artırdı. Dijital platformların pazara girişiyle daha fazla ücret ödenmeye başlandı. Dolayısıyla bu maliyetleri karşılayacak bir finansman yok sinemada. Yeni bir denge noktası bulunacak diye düşünüyorum” diyor. Çakarer, 30 milyonun altında bilet satılırken sektörün bu kadar insanı istihdam edemeyeceğini, iki binden fazla salonun açık kalmasının da zor olduğunun altını çiziyor.  Sektörün stratejik bulunup desteklenmesi gibi bir durumun olmasını düşük ihtimal gören Çakarer, “Ne öyle bir kaynak var ortada, ne de böyle bir hedef. Sinema biraz kaderine terk edildi” sözleriyle aktarıyor durumu.

Sinema salonlarının teknik altyapılarının çok kötü olduğunu aktaran Çakarer, ekonomik durum nedeniyle yatırım da yapılamadığını aktarıyor. Salon sahiplerinin hazırladığı bir rapora göre göre önümüzdeki beş yıl içinde mevcut salonların yüzde 80’inin kullanılamaz hale geleceğinin öngörüldüğünü ifade eden Çakarer son olarak, çarşamba günleri yapılan indirimlerin olumsuz etkilerine dikkat çekiyor: “Çarşamba günleri vizyonda olan filmlerin iş yapanlarını oynatıp, diğerlerinin gösterilmemesi gibi uygulamalar başladı. Bazı filmlerin Çarşamba vizyona girmesi gibi tuhaflıklar başladı. Önceki haftalarda oynayan filmlerin salonlardan çıkarılması anlamına geliyor bu. Sinema salonu vizyonu dediğimiz durum yoldan çıkmış durumda. Sinema salonu sahipleri kendi ayaklarına sıkıyor gibi. Böyle bir ortamda film yapmak istenir mi?”

 CENK SEZGİN: KAYGILI İZLEYİCİ SİNEMAYA GİTMİYOR

Sinema Salonu Yatırımcıları Derneği (SİSAY) Onursal Başkanı Cenk Sezgin ise sinema salonlarını durumunu “Bizim ürünümüz mutfakta hazır değil. Yani ürün bizim imalatımız değil” sözleriyle özetliyor. Filmin yani ürünün oluşabilmesi için gerekli koşulların sağlanması gerektiğini belirten Sezgin, ancak bu durumda yatırımın söz konusu olabileceğini aktarıyor. Sezgin’i göre sinema dijital platformların yükselişiyle karlı bir yatırım alanı olmaktan çıktı. Yine de bir değişim süreci yaşandığını ifade eden Sezgin, dijital platformların dünya genelinde yerli içeriklere gözü kapalı olarak para koyma döneminin sona erdiğini düşünüyor: “Çünkü kaliteli yapımcılar, yönetmenler bu platformlara memur mantığıyla içerik üretmeye başladılar ve zaman içerisinde içerik kötüleşti. O yüzden de yerli içeriklerin önce sinemada boy göstermesini istiyorlar” diyen Sezgin, Türkiye’de yapımcıların seyircinin salonlara dönüşü konusunda endişeleri olduğunu belirtiyor. Ancak bilet fiyatlarının 80 TL yapıldığı kampanya, ardından da Çarşamba günlerinin halk günü ilan edilerek fiyatı 120 TL’ye sabitlenmesinin bu kaygıları biraz giderdiğini ifade eden Sezgin, “Yani iki bariyer kalktı ilki içerik yok, ikincisi biletler çok pahalı… Bununla birlikte sinemalara dönüş konusunda yaprak kımıldamaya başladı. Bir yükseliş trendi var. Ancak bunun sürdürülebilir olması da zor. Çünkü sömestr tatilinden sonra Ramazan başlayacak. Ama seyirciyi oturduğu rahat koltuğundan kaldırdık” diyor.

Sinema salonlarının geçmiş dönemlere kıyasla çok daha çetin şartlarla karşı karşıya olduğunu ifade eden Sezgin, sadece televizyon, dijital platformlar değil, cep telefonları sayesinde insanların izleyeceği çok fazla içerik olduğuna dikkat çekiyor. Pandemide sinemalar kapandığında bilet fiyatlarının 17 TL, yani 2,5 dolar civarında olduğunu ifade eden Sezgin, bugün bu rakamın 5-6 dolar seviyelerinde olduğunu ve salonların dolar bazında kaybı fiyat artışlarıyla dengelediğini kabul ediyor. İnsanların bugün sinemaya gitmelerinin önünde sosyo-ekonomik ve psikolojik faktörlerin de etkili olduğunu ifade eden Sengin, “Bugün insanlar ‘yarın bu işim olacak mı’, ‘yarın maaşım olacak mı’, ‘şirketime kayyım atanacak mı’, ‘siyasi kaos devam edecek mi’ gibi kaygılarla sinemaya gitme arzularını erteleyebiliyorlar” diyor.

Bilet fiyatlarının yüksek olması konusundaki görüşü ise şöyle: “Neye göre? Arabamı yıkatıyorum 600 lira olmuş. Sorun şu ki gelirler, giderlerin arttığı biçimde artmadı. Öte yandan Türkiye’de sinema seyircisi 9-10 milyondur. ‘Asgari ücretli sinemaya gidemiyor’ deniyor ama asgari ücretli zaten gidemiyordu ki.” Sektör olarak bir geçiş döneminde olduklarını aktaran Sezgin çözüm önerilerini de sıralıyor: “Bir çıkışın ardından iki kademeli bir düşüş yaşadık. Bunun ilki 2019’daki ‘popcorn savaşları’ydı, ikincisi de pandemi. Bu iki sürecin sonrasında bizim artık geleceğe dair bir perspektif ortaya koymamız lazım. Nedir bunlar. Yapım tarafının desteklenmesi, iki sinema işletmesinin desteklenmesi, üç sinemaya gitmenin popüler hale gelmesi için birtakım kampanyalar yapılmalı ki yapıldı ve devamı gelmeli.”

GENÇLER SALONLARA GİTMEK İSTİYOR AMA…

Peki seyirciler, özellikle de genç sinema seyircileri ne düşünüyor? Bunu anlamak için üniversitelerin sinema kulüplerine devam eden sinemaseverlere bilet fiyatlarını, sinemada film izlemek için hangi yolları tercih ettiklerini ve “Şimdiki gençler kurgusu yavaş ve uzun içerikler izleyemiyor” yorumları hakkındaki fikirlerini sorduk.

Yıldız Teknik Üniversitesi İstatistik bölümü 2. sınıf öğrencisi Işıl Tınmaz, fiyatlandırma aralığının genişliğine dikkat çekiyor. “Örneğin Atlas'ta öğrenci bileti 150 TL iken, bazı AVM salonlarında öğrenci bileti fiyatının 500-600 TL'ye kadar çıktığını görüyoruz” diyen Tınmaz,  ayda bir ya da iki kez ana akım filmlere bilet alabildiğini belirtiyor. Tınmaz, Başka Sinema kapsamında gösterime giren filmlerin fiyatlarının daha uygun olduğunu ve merak ettiği filmler gösterildiğinde burayı takip ettiğini belirtiyor. Askıda bilet uygulamalarını takip eden Tınmaz, “Kadıköy Belediyesi Sinematek Sinemaevi’ne de hem uygun fiyatı hem de festival/sanat filmi gösterimlerinde değerlendirmeye çalışıyorum” diyor.

"Gençlerin odak süresi azaldı, artık birçok şeye tüketim gözüyle bakıyorlar" genellemelerini doğru bulmadığını belirten Tınmaz, “Kendi filmlerini çekmek, sinema sektöründe çalışmak veyahut film eleştirmeni olmak isteyen birçok tanıdığım var. Gençlerin besleneceği alanların önünü ekonomik nedenlerle kapatırsak toplumsal yozlaşmamız da kaçınılmaz olur”

Boğaziçi Üniversitesi’nden Fırat Arslan da bir AVM sinemasında film izlemenin maliyetinin 1000 TL’yi bulabildiğine dikkat çekiyor. Yine de ayda 4-5 kez sinemaya gitmeye çalıştığını belirten Arslan, sinema tercihlerini şöyle açıklıyor: “Çok uzun bir süre yönetmen sineması takip etmeye çalıştım ancak okulda da sinema dersleri almaya başlamamla son zamanlarda ülke ve bölge sinemalarını biraz daha sosyal ve politik bir gözden yaklaşarak takip etmeye çalışıyorum.”

Arslan da sinema salonunda film izlemek için alternatif yöntemleri takip eden gençlerden. Belediyelerin bu noktadaki sorumluluğuna dikkat çeken Arslan, Sinematek Sinemaevi ve Beyoğlu Sineması gibi olanakların varlığını önemsediğini ifade ediyor. Ayrıca Boğaziçi Üniversitesi kampusunda bulunan SineBu’da da öğrenci dostu fiyatlarla film izleme şansı bulduğunu aktaran Arslan’ın “Bu tarz kamusal oluşumların varlığını gençlerin sinemaya ve sanata ulaşımı açısından çok değerli ve kritik görüyorum” ifadeleri oldukça kıymetli.

Arslan’ın gençlere yönelik eleştirilere cevabı ise iki yönlü. Sosyal medya çağında yetişmiş bir nesil olarak dikkat sürelerinin azaldığını kabul ediyor ama sinema salonu deneyiminin değişen bu izleyici alışkanlıklarını aşan bir gücü olduğunu düşünüyor. Arslan gençlere yönelik bu eleştirilerin nasıl ele alınması gerektiğine de belirtiyor: “Bu kuşağın sinemaya gitme kültürüne neden yeterince maruz kalamadığını sorgulamak gerekiyor. Çünkü bizim kuşağın sinemayla kurduğu ilişki önceki kuşaklardan yapısal olarak çok farklı.” Pandemi etkisi, AVM’lere sıkışan ve pahalı biletler, iyi filmlere ulaşım güçlüğü gibi etkenler Arslan’ın ilk elden sıraladığı gerekçeler.

Yıldız Teknik Üniversitesi Sinema Kulübü üyesi Duru Kansu da bilet fiyatlarının yüksek olduğu konusunda hem fikir. Düzenli olarak sinemaya gitmek için bütçe ayıramadığını belirten Kansu, aydı 2-3 kere salonda film izleyebildiğini ifade ediyor. Sanat filmleri ve festival yapımlarını takip etmeye çalıştığını, belediye sinemaları ve askıda bilet uygulamalarını takip etse de ulaşmanın her zaman mümkün olmadığını aktaran Kansu, genç kuşağa yönelik eleştirilere ise katılmadığını ifade ediyor.

Not: Türkiye sinemasına ait veriler www.boxofficeturkiye.com sitesinden alınmıştır.


Ayrıca okuyun