“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

SERMAYENİN ERKEK PEMBESİ VE BÜYÜK SERVET TRANSFERİ - 1

Art Basel, 2024

2024 ve 2025 yıllarına ait küresel sanat piyasası raporları, sanat dünyasının yapısal krizlerinin ve eşitsizliklerinin üzerini örterek eleştirel aklı felce uğratmayı amaçlayan pembe bir feminist devrim masalı anlatıyor. Rakamlar yalan söylemezler ama çoğunlukla gerçekleri gizleyerek iktidar ilişkilerini görünmez kılar. 

The Art Basel and UBS Art Market Report, The Art Basel and UBS Survey of Global Collecting ve The Contemporary Art Market Report gibi endüstri standartlarını belirleyen 2024 ve 2025 yıllarına ait küresel sanat piyasası raporları sanat dünyasının yapısal krizlerinin ve eşitsizliklerinin üzerini örterek eleştirel aklı felce uğratmayı amaçlayan pembe bir feminist devrim masalı anlatıyor. Niceliksel piyasa, verilerini adeta bir ilerleme, demokratikleşme ve eşitlik destanı gibi sunarken neoliberal kapitalizmin en klasik ve en tehlikeli hilelerinden biri büyük bir başarıyla tekrarlanıyor. Yapısal sömürü mekanizmalarını ve servet eşitsizliklerini bozmadan, sadece elit tabakanın demografik kompozisyonunu cinsiyet lehine değiştirerek sistemi meşrulaştırma çabası bir kez daha patriyarkal riyakarlığı ustaca sergiliyor.

Rakamlar, doğaları gereği yalan söylemezler. Ancak çoğunlukla gerçekleri gizleyerek iktidar ilişkilerini görünmez kılar. Son yıllarda küresel sanat piyasası önemli bir düşüş eğiliminde. Toplam satışların 2024 yılında %12 oranında düşerek tahmini 57,5 milyar dolara gerilemesiyle birlikte üst üste ikinci daralma yılını yaşadı (McAndrew, 2025b, s. 17). Mevcut yapısal kriz ve daralma eğilimi, 2025 yılında da hız kesmeden devam etti. 

Küresel pazarın premium segmentleri 2025’in ilk yarısında daralmayı sürdürerek küresel ciroyu 2024’ün ikinci yarısına kıyasla %6 oranında daha aşağı çekti (Ehrmann & Moine, 2025, s. 9). Nitekim 2025’in ilk yarısında piyasanın en büyük üç müzayede evinin (Christie’s, Sotheby’s ve Phillips) toplam açık artırma sonuçları bir önceki yılın aynı dönemine göre yaklaşık %7 düşüş göstermesi (McAndrew, 2025a, s. 21), çağdaş sanat satışlarının genel çapta %14,4’lük bir gerilemeyle 1,12 milyar dolara inmesi ve Genç Çağdaş (Young Contemporary) sektörünün ise %39,1 gibi sert bir çöküşle çok yıllı düşüş trendini derinleştirmesi (Carollo, 2025) üzerine konuşulmaya değer bir durum yarattı.

Sürekli daralma, finansal erime ve makroekonomik belirsizlik iklimi içindeki piyasa aktörleri, sermaye akışını canlı tutabilmek adına kendilerine acilen yeni büyüme hikayeleri ve sistemi meşrulaştırıcı anlatılar aramak zorunda. Bu noktada kadın koleksiyonerlerin artan harcama kapasitesi ve kadın sanatçıların piyasadaki görünürlüğünün artışı, daralan piyasayı olumlamak için adeta bir can simidi gibi kullanılarak sistemin etik bir dönüşüm geçirdiği algısı yaratılmaya başladı. Ancak kadınların sanat piyasasındaki yükselişi olarak kurgulanmış sermayenin cinsiyet değiştirmesi anlatısı, sanatın evrensel ve yapısal anlamda kadınlar lehine özgürleştiği anlamına gelmiyor. Rakamların ve tanımların ardındaki gerçekler başta sermaye transferi olmak üzere aksi pek çok durumu işaret ediyor.

Sınıfsal Körlük, Büyük Servet Transferi

2024 ve 2025 yıllarına ait küresel raporlar büyük bir coşku ve müjdeyle, kadınların giderek büyüyen bir ekonomik güce dönüştüğünü, 2024 yılı sonu itibarıyla küresel servetin üçte birinden fazlasını kontrol ettiğini ve bu payın önümüzdeki on yıl içinde önemli ölçüde artmasının beklendiğini gösteriyor. Öyle ki gelecekteki beş yıl içinde kadınların dünya genelindeki isteğe bağlı harcamaların %75’ini yönetmeleri bekleniyor (McAndrew, 2025b, s. 248). Bu finansal güçlenme, Yüksek Net Değerli Bireylerin (HNWI) sanat piyasasındaki davranışlarına da doğrudan yansımış durumda. 

2024 yılında, sanat piyasasında aktif olan kadın koleksiyonerlerin sanat eserlerine yaptıkları ortalama harcama 519.960 dolar olarak gerçekleşirken, bu devasa rakam erkek koleksiyonerlerin harcamalarından tam %46 daha fazla Özellikle Y kuşağı (Millennial) kadın koleksiyonerler ortalama 643.700 dolar harcayarak, piyasanın en agresif ve belirleyici aktörleri konumuna yükseldi. Çinli koleksiyonerlerin servetlerinin %27’sini sanata ayırması gibi veriler de bu yeni nesil lüks tüketiminin kültürel bir saplantıya dönüştüğünü kanıtlıyor ((McAndrew, 2025a, s. 95-97; World Luxury Chamber of Commerce, 2025, s. 2).

Bu devasa sermayenin kimin emeğiyle ve hangi tarihsel tahakküm mekanizmalarıyla üretildiğini unutmayalım. Zafer çığlıklarının arasında gizlenen ve kadın gücünün ardına saklanmaya çalışılan asıl gerçek, aslında tarihin gördüğü en büyük nesiller arası servet aktarımı olan ve önümüzdeki yirmi yıl içinde 84 trilyon doları bulması beklenen Büyük Servet Transferine (The Great Wealth Transfer)[1] dayanıyor (McAndrew, 2025a, s. 12; World Luxury Chamber of Commerce, 2025, s. 2). İşin daha da çarpıcı boyutu, bu devasa servetin yaklaşık 9 trilyon dolarlık kısmının, doğrudan servet yaratıcılarından (ki bunlar tarihsel olarak ezici çoğunlukla erkeklerdir) kadın partnerlere yatay olarak geçecek olmasıdır[2] (McAndrew, 2025b, s. 240). Ayrıca 2015’ten 2024’e kadar kadın milyarderlerin sayısı 190’dan 344’e çıkarak %81’lik bir büyüme göstermiş olsa da servetlerini sadece kendi kurdukları işe borçlu olan (yani mirası dışarıda bırakan) kendi kendini yaratmış kadın milyarderlerin oranı yalnızca %24’tür (McAndrew, 2025b, s. 248). Aynı oran erkek milyarderlerde %65’tir (McAndrew, 2025b, s. 248).

Bu ampirik veriler bize, sermayenin üretim biçiminin kadınlaştığını değil, tam aksine, yüzyıllar boyunca patriyarkal sömürü ağları ve erkek egemen mülkiyet ilişkileri üzerinden biriktirilmiş eril sermayenin yasal bir intikal süreciyle el değiştirdiği anlamına geliyor. Neoliberal piyasa aklı, kadınları sistemin dönüştürücü özneleri kılmak yerine, ataerkil mirasın sadık birer bekçisi ve lüks tüketim vitrininin yeni yüzleri haline getiriyor. Dolayısıyla, bu miras sermayesinin sanat piyasasında ayrıcalıklı kadınlar tarafından harcanmasını yapısal bir feminist ilerleme olarak okumak hem sınıfsal sömürüyü aklamak hem de kadın kurtuluş mücadelesinin içini boşaltarak onu kapitalist tüketim pratiklerine indirgemek demektir.

Dahası, sanat dünyası, eril tahakkümün ürettiği serveti kadınların eliyle estetikleştirerek yıkadığı (artwashing) bir simülasyon üretiyor. Yani ortada yapısal bir kız kardeşlik devrimi veya emeğin cinsiyetçi sömürüsünün sona ermesi gibi bir durum yok. Aksine, ataerkil sistemin yüzyıllardır ürettiği kapitalin, dul eşler veya mirasçı kız çocukları üzerinden yasal ve demografik bir el değiştirmesini izliyoruz. Bu ultra-zengin sınıfın sanat piyasasındaki harcama gücünü, güvencesiz çalışan, atölye kirasını ödeyemeyen ve hiçbir zaman uluslararası mega-galeriler tarafından temsil edilmeyecek olan tabandaki kadın sanatçılar için bir zafer olarak okumak, akademik bir ayıp ve sınıfsal bir körlüktür. Sanat, bu bağlamda ataerkil servetin aklanması ve estetikleştirilmesi aracı olarak işlev görmeye devam ediyor.

Temsiliyet İllüzyonu, Kırılamayan Cam Tavan

Bir başka önemli nokta, galerileri kapsayan birincil piyasadaki kadın sanatçı temsili. Veriler, galerilerdeki kadın sanatçı temsilinin 2024 yılında %41’e yükseldiğini, sadece birincil piyasada faaliyet gösteren galerilerde ise bu oranın %46’ya çıkarak rekor kırdığını gururla sunuyor (McAndrew, 2025b, s. 86). Aynı şekilde kadın koleksiyonerlerin, koleksiyonlarındaki eserlerin %49’unu kadın sanatçılara ayırması (erkeklerde bu oran %40’tır) ve harcamalarının %47’sini kadın sanatçılara yönlendirmesi (erkeklerde %41’dir) kâğıt üzerinde muazzam bir kadın dayanışması refleksine benziyor (McAndrew, 2025a, s. 68-70). 

Fakat sanatın asıl kapitalize edildiği, sanat tarihi kanonunun fiyat etiketleriyle, müzayede çekiçleriyle ve devasa spekülatif sermaye hareketleriyle yazıldığı ikincil piyasaya (müzayedelere) baktığımızda, bu neoliberal dayanışma balonunun nasıl feci şekilde söndüğünü, cam tavanın en kalın haliyle yerinde durduğunu görürüz. 2024 yılında, küresel müzayedelerde tüm sektörlerde en çok satış yapan ilk 200 sanatçının yalnızca %10’u kadındır ve bu sanatçıların eserleri toplam müzayede değerinin sadece %9’unu oluşturmaktadır (McAndrew, 2025b, s. 202). "Çağdaş Sanat" gibi yenilikçi olduğu iddia edilen bir alanda, yaşayan sanatçılar kategorisinde dahi kadınların payı hem sayıca düşük hem de değer olarak sadece %22’de kalmaktadır (McAndrew, 2025b, s. 202).

Elbette piyasa, vitrini süslemek için bazı olağanüstü rekorları öne çıkarmaktan geri durmaz. Örneğin, Marlene Dumas’ın Miss January (1997) adlı eserinin Christie’s New York’ta 13,6 milyon dolara satılarak, Jenny Saville’i tahtından edip yaşayan en pahalı kadın ressam unvanını alması büyük bir olay olarak sunulmaktadır (Ehrmann & Moine, 2025, s. 32). Benzer şekilde, Kasım ayındaki müzayedelerde Frida Kahlo’nun El Sueño (la cama) (1940) adlı eserinin Sotheby’s’de 54,7 milyon dolara alıcı bularak açık artırmada bir kadın sanatçı için ödenen en yüksek bedele ulaşması tarihi bir milat gibi anlatılır (Carollo, 2025; Jhala, 2025). Ancak bu istisnalar, kuralı bozmamaktadır. Bu durum, sistemin yapısal eşitsizliğini perdelemek için kullandığı açık bir tokenizm (göstermelik dahil etme) vakası. Sistem, tabanda ve orta segmentte kadınlara sözde çeşitlilik kotası açarak kendi meşruiyetini sağlarken, anıtsal sermayenin döndüğü, sanat tarihinin oligarşik zirvesini kesin ve net bir erkek hegemonyasına terk etmeye devam etmektedir.

Zirvedeki bu aşılamaz bariyer, sermayeyi elinde tutan kadınları zorunlu olarak farklı pazar stratejilerine ve yeni alanlara itmektedir. Ancak sistem, kendi yarattığı bu dışlanmışlığı bile rasyonalize etmekte ustadır. Kadınların ana akım dışı alanlara yönelmesi, yapısal bir eşitsizliğin sonucu olarak değil, biyolojik bir lütufmuş gibi ambalajlanarak piyasanın yeni sömürü ve pazarlama aygıtına dönüştürülmektedir. Yazının ikinci bölümünde bunu inceleyeceğim.

Kaynakça

Carollo, E. (2025). 2025 Art Market Recap: Recovery After a Year of Recalibration. Observer.

Ehrmann, T., & Moine, C. (2025). The Contemporary Art Market 2025 Report. Artprice by Artmarket.

Jhala, K. (2025). Art market 2025 review: all eyes on the Gulf as Trump destabilises global order. The Art Newspaper.

Kakar, A. (2025). Art Market Trends 2025. Artsy.

McAndrew, C. (2025a). The Art Basel and UBS Survey of Global Collecting 2025. Arts Economics.

McAndrew, C. (2025b). The Art Basel and UBS Art Market Report 2025. Arts Economics.

World Luxury Chamber of Commerce. (2025). 2025 Art Market Trends: Luxury, Collectors & Change.


[1] The Great Wealth Transfer (Büyük Servet Transferi), ileri yaş kuşaklarında biriken varlıkların (konut, finansal portföy, işletme payları, koleksiyonlar vb.) önümüzdeki birkaç on yılda miras ve kuşaklar arası hibe yoluyla daha genç kuşaklara geçmesini ifade eden bir makro-demografik ve mali-ekonomik olgudur. Cerulli Associates, ABD’de 2048’e kadar toplam transfer hacmini yaklaşık 124 trilyon ABD doları olarak öngörmektedir. Bunun yaklaşık 105 trilyonunun mirasçılara, 18 trilyonunun ise hayır amaçlı akacağını, toplam transferin çok büyük kısmının da Baby Boomers ve daha yaşlı kuşaklardan geleceğini belirtmektedir (Cerulli Associates, 2024). 

[2] Bu devasa ekonomik hareketliliğin en dikkat çekici toplumsal boyutlarından biri, sermayenin sadece dikey olarak (ebeveynlerden genç mirasçılara) değil, eşler arasında yatay olarak da hareket edecek olmasıdır. Ekonomistlerin projeksiyonlara göre, bu yatay servet transferi kapsamında 9 trilyon dolar ile 54 trilyon dolar arasında değişen devasa bir meblağ doğrudan eşlere devredilecektir. Yaşam süresi beklentilerindeki demografik cinsiyet farklılıkları sebebiyle bu servetin asıl alıcılarının büyük ölçüde kadınlar olacağı ve böylelikle kadınların küresel servet üzerindeki kontrolünün ve ekonomik iktidarının eşi görülmemiş bir şekilde artacağı vurgulanmaktadır.


Ayrıca okuyun