“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

İSTANBUL’DA YAZILAN BİR DİRENİŞ RÜYASI

Roya

İranlı yönetmen Mahnaz Mohammadi’nin başrolünde Melisa Sözen’in rol aldığı filmi Roya (Rüya) 76. Berlin Film Festivali Panorama bölümünde dünya prömiyerini yaptı.

Mohammadi, Türkiye’de dostları bulunan, çok sevilen bir sinemacı. 2003 yapımı Women Without Shadows, bir kısmı Ankara’da çekilen 2007 yapımı Travelogue ve İstanbul Film Festivali’nin Uluslararası Yarışması’nda Jüri Özel Ödülü kazanan 2019 yapımı Oğul - Ana / Pesar - Madar adlı filmleriyle tanınıyor. Aktivist olduğu için birçok kez tutuklanan ve 2014’te hapis cezasına çarptırılan ve İran’ın adı dehşetle anılan Evin Hapishanesi’nde yatan Mohammadi, 2017 yılında 21.Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali’ne Rakhshan Bani - Etemad ile birlikte konuk oldu. 2021 yılında İstanbul Film Festivali’nde jüri üyeliği de yaptı. Mohammadi, başrol oyuncusu Melisa Sözen ve filmde önemli bir rol üstlenen Almanya’da akademik çalışmalarını sürdüren İranlı oyuncu Maryam Palizban ile Berlin’de bir araya gelip Roya’yı konuştuk. 

Roya’nın senaryosunu ise İstanbul’da yazdı: “Senaryoyu yazarken seninle İstanbul’da görüşmüştük.. Arkadaşım Çiğdem Mater bana evini vermişti. Çiğdem şimdi cezaevinde… Yazacak güvenli bir yerim olsun diye bana evini verdi. Kötü tecrübelerim olmuştu İran’da. Birkaç kez evimi bastılar, her şeyimi aldılar, notlarımı aldılar ve suçumun kanıtıymış gibi gösterdiler. Anladım ki artık filmimi İran’da yapamayacağım… Bu senaryoyu yazmak benim için bir tür keşif yapmaktı. Bu hikayeyi nasıl anlatacağıma dair dili bulamıyordum. Pandemi sırasında sanki tekrar tecride dönmüş gibiydim.  Sanki yine kilit altındaymışım gibi hissettim. Geçmişim canlandı. İlk başta korku doluydum… Sonra kendi kendim dedim ki Mahnaz, hapishaneyle ilgili bir film yaparak kontrolünü geri almak istiyorsun, çünkü seni tecrit ederek kontrolünü ele geçirdiler. O zaman dilimi benim hayatımın bir parçası, o halde geri almanın vakti geldi. Pandemi sürecinde kendimi okumaya verdim. Bu film daha önce yaptığım filmlere benzememeliydi. Öyküyü nasıl anlatacağımı   bulmam gerekiyordu. Bilinçdışı yapısını takip ederek o dili bulmak, kendi bilincimde varolur hale getirmek ve kağıda geçirmek istiyordum”. 

Roya, karakterinin bakış açısından hapishanede çekilen ilk çeyrek saatinde izleyiciye salondan kaçma hissi veriyor. Küçücük bir hücrede tutulan, sorguya götürülürken gözbağı takılan, üzerine çarşaf geçirilen, başını sürekli yere eğerek karanlıkta yürümesi beklenen, itiraf etmesi için fiziksel ve psikolojik şiddet gören, başka tutukluların çığlıklarını duyan Roya ile empati kurmamızı sağlıyor kameranın açısı. Mahnaz Mohammadi hiç kimseyi görmemenin işkencenin bir parçası olduğunu belirtiyor. Tecritin, iğne yapmanın, işkencenin itirafa zorlamak için sistematik biçimde yapıldığı söylüyor. “İnsanları cezaevinde tecrit ediyorlar. Benim deneyimim filmin hammaddesi. Bunu nasıl kullanabilirdim? Otobiyografi yapmadım, çünkü hapishanede bulunan herkes bu deneyimi yaşadı. Bir yandan da otobiyografik bir film yapsam gösteremezdim bile yaşadıklarımı, o kadar çok şeyi sansürledim ki… ” 

Neyi gösterip neyi göstermeyeceğine karar vermek Mohammadi için önemli bir karar oldu. Roya, klasik bir anlatı değil. Filme adını veren karakterin hapishanede söylenen yalanlar, kısıtlanan yüzünden bozulan gerçeklik algısını rüya ile gerçeklik arasında salınarak anlatıyor. İzleyici de onunla birlikte yavaş yavaş etrafında olan biteni anlamaya başlıyor. Olayın kendisinden çok Roya’nın bu filmde değişen algıları Mohammadi’nin yaşadıklarını izleyicinin anlamasını sağlayacak atmosferi yaratıyor.

“Ben de bu filmdeydim, algıyla yüzleşiyordum.Algının nasıl değiştiğini açıklayamazsınız. İzleyicilerin bunun bir parçası olmasını ve gerçekliğin ne olduğunu, ne olmadığını kendi başlarına anlamalarını sağlayacak bir atmosfer yaratmalısınız. Görüntü ile bedenim arasında bir mesafe var, ama ses ile bedenim arasında mesafe yok, bunu deneyimle öğrendim. Ses hiçbir engele takılmadan doğrudan bedeninize ulaşır. Bedeniniz onu hisseder ve hatırlar. Bu bana filmi nasıl anlatacağımı, bu hikayeyi nasıl aktaracağımı düşündürdü. İzleyicileri yönlendirmek istemedim. Cesaret edip filmi izlemeye gelenlere Roya’nın yerinde olma fırsatı sunmak istedim. Gerçekle rüya arasındaki sınırın nasıl bulanıklaştığını gösterdim. Bence izleyici gerçekliği bu sayede kendi başına bulabilir”.

Melisa Sözen, Roya rolünde gördüğü işkence yüzünden konuşmayan, kafası karışık, gerçekle rüyayı ayırt etmeye çalışan bir karakteri canlandırıyor. Rolünün tüm nüanslarını da başarıyla yansıtıyor. Sözen zorlayıcı olmasına rağmen yönetmenle ve ekiple kurduğu yakın ilişki sayesinde çok olumlu bir set deneyimi geçirmiş. “Başlangıçta zordu, ama Mahnaz ile ilk tanıştığımda onun bu projeye, bu filme yaklaşımı sayesinde benim için bir filmden çok daha fazlası oldu. Kalbime çok yakın. Sadece zekice yazılmış herhangi bir film değildi. Şunu anladım; senaryoyu önümüze alıp, birlikte oturup sahneler üzerinde tek tek çalışmayacağız. Bunun yerine, kendimizi bırakıp orada olacağız. Kalplerimizi açıp, zihinlerimizi açıp; aynı kalbi, aynı bedeni, aynı bilinci, aynı zihni paylaşacağız ve bir olacağız. Ve bunu akışına bırakacağız. Oyunculuk yapmak yerine, yaşamak zorunda kaldıklarımızı yeniden yaşayalım ve birlikte iyileştirelim, bunu tüm dünya görsün ve orada neler olduğunu anlayalım. Ve onlara umut verelim, gerçekte ne hissettiklerini anlama ve hissetme şansını verelim”. 

Mahnaz Mohammadi, “Melisa benimle ilk kez bu filmde tanıştı ama benim onunla tanışmam hapishaneden çıktıktan iki yıl sonraya dayanıyor. Kendimi eve kapatmıştım, hiç dışarı çıkmıyordum. Sadece birkaç yakın arkadaşımı davet ediyordum. Bir arkadaşım aradı, gel film izleyelim Nuri Bilge Ceylan’ın çok iyi bir filmi, dedi. Ben bütün Türkiye filmlerini izlemeyi çok severim, çünkü dillerini seviyorum. İzledikçe de daha iyi anlıyorum. Benim de bir parçam haline geldi Benim için Türkçe başka bir dil, Türkiye başka bir ülke değil. Benim de ülkem. Oturduk evde, izlemeye başladık. Bir sahne aklıma kazındı. Melisa kanepede oturuyor, ışık arkasından vuruyor. Sonra dönüp bir bakıyor, Melisa’nın yüzünü gördüm. Sessizliğini ve gözlerini gördüm. İnanamazsınız, o an Aydın’ın tahakkümü altında olduğunu anladım. O kadının omuzlarındaki baskıyı hissettim. Hapishanede  değildi o, ama ben o duyguyu anlatım. O benim bağ kurabileceğim biryidi, sadece bir filmde değildi. O anda ağlamaya başladım, film yüzünden değil, Melisa’nın bana yaşattığı o an yüzünden. Yıllar sonra İstanbul’da senaryo yazarken, senaryoyu okuyan arkadaşıma Melisa oynar mı sence diye sordum, çok iyi fikir hemen ara, dedi”. 

Almanya’ya yerleşen Maryam Palizban için de Roya’nın özel bir yeri var: İran dışında, rejimin sansür kuralları olmadan oynadığı ilk film. 

“Eminim herkes bunun bir hapishanede yaşananları anlatan ilk film olduğunu biliyor. İranlı sanatçılar olarak İran'da bir araya gelip bu tür filmler yapma imkanımız da yok. Kadın, yaşam, özgürlük hareketinden sonra artık İran'da çalışmak ya da yaşamak imkansızdı. Mahnaz gibi İranlı sanatçıları, özellikle de kadınları destekliyorum. İslami rejimin izni olmadan, sansürsüz çalışmaya kim cesaret edebilir? İran’da çalışan ve yaşayan hepimiz, ailemize, arkadaşlarımıza bir şey olur diye içimize saldıkları bu korkuyla mücadele ediyoruz. Ancak bu filmi yapmak tam olarak her birimizin sahip olduğu tüm bu korkulara karşı gelmek üzere net bir adım atmaktı. Ve bu filmin yapımı sırasında her zaman yüzleşmek gibiydi. Bu korkuların her biriyle yüzleşmekti”. Maryam Palizban’ın Roya’da canlandırdığı karakter sebebiyle çadır giymek zorunda kalması ise onu sarsmış. 

Mahnaz Mohammadi’nin hapishanede kalan, ölen arkadaşlarının “susturulmuş seslerini yükseltmenin en iyi yolunu bulmak” için üzerinde çok çalıştığı, oyuncularıyla yoğun bir duygusal ilişki kurduğu, kadın dayanışmasının güzel bir örneğini verdiği Roya, her yönüyle etkileyici bir yapım. Bir yapboz gibi parçaları yavaş yavaş yerine otururken hem sinema sanatının hem politik aktivizmin hakkını veriyor. 


Ayrıca okuyun