69.Berlin Film Festivali’nde ana yarışmanın hep kendine özgü adı konmamış bir teması olur. Bütün filmler değilse de bir kısmının o tema ekseninde döndüğü, çeşitlemelerini ele aldığı gözlemlenir. Bu yıl da üç Avrupa yapımında sert sistem eleştirileriyle karşılaştık.
Daha festivalin ilk sabahında Nina Fingscheidt’ın imzasını taşıyan Systemsprenger (Sistem Çökerten) ile şöyle bir sallandık. Onu François Ozon’un Grace a Dieu (Tanrı’ya Şükür) adlı filmi ve Cumartesi sabahı Marie Kreutzer’in Der Boden Unter Den Füssen’i (Ayağımın Altındaki Yer) izledi. Üç film de bireyi oyuncak eden kurumları eleştiriyor.
https://www.youtube.com/watch?v=_SrCvraLE1E
Sistem Çökerten diye çevirebileceğimiz Systemsprenger bütün kuralları çiğnedikleri için anlı şanlı sosyal devletin başa çıkamadığı çocuklar için kullanılan bir deyimmiş. Henüz on yaşını bile doldurmamış olan filmin kahramanı Benni de onlardan biri. Filmin hemen başında onu hastanede, zayıf, solgun renkli bedeni çürükler içinde tedavi görürken tanıyoruz. İstismar edildiğini sanıyoruz… Oysa Benni, öfke nöbetine kapıldığında kendine ve başkalarına zarar veren, normal yollardan sakinleştirilemeyen, ancak ilaçlarla yatıştırılan, hastane yataklarına bağlanmak zorunda kalan bir çocuk. Çok küçük yaşta travma geçirdiği için kısacık ömrü bakımevlerinde, klinikte, korucuyu ebeveyn yanında geçmiş, annesi ve iki küçük kardeşiyle yaşayamayacağı gerçeğini bir türlü kabullenemiyor… Onu annesinden ayıran Alman çocuk esirgeme kurumlarına hıncını bir türlü alamıyor.
Marie Kreutzer'in yönetmenilğini yaptığı Avusturya filminde başrolde Valerie Pachner ve Mavie Hörbiger var.
Marie Kreutzer’in Der Boden Unter Den Füssen’i (Ayağımın Altındaki Yer) iş dünyasının bireycilğini ve rekabetçiliğini eleştiriyor ve o da başrol oyuncusundan mükemmel bir performans sunuyor.
Finansal açıdan zor durumdaki şirketleri çalışan sayısını azaltarak verimli hale getiren bir şirkette çalışan Lola’nın hayatında bir dönüm noktasını konu alıyor, bu film. Zaman zaman 48 saat uyumadan çalışan, her sabah spor yapan, siyah döpiyesler ve yüksek topuklu sivri burunlu ayakkabılar giyen, işinde yükselme hedefine kilitlenmiş, amiriyle ilişkisi olan Lola’nın ayağının altındaki yer kaymaya başlıyor: Şizofren ablası intihar girişiminde bulunuyor, Viyana’da yaşayan ama işi nedeniyle Rostok’ta kalan Lola onun sürekli hastaneden şikayet eden telefonlarından bunalmaya başlıyor…
Bisikletli Çocuk / La Gamin au Velo filminin kahramanı Cyril, Benni’nin yanında kanatsız melek sayılır…
Ölçüsüz tepkileri annesini bile korkutuyor, ortanca oğlunun oldukça agresif olduğunun farkında ve Benni ile yaşamayı göze alamıyor. Ciddi yaralanmalara yol açtığı için yurtlardan kovuluyor, kovulmasa da kaçıyor zaten Benni! Yaşı da sürekli terapi göremeyecek kadar küçük, onu bir kliniğe kapatamıyorlar… Benni sistemi tam da burada çökertiyor, onu nereye koyacaklarını bilemiyorar. Annesi de iki sosyal görevli de Benni’yi özellikle sevmelerine rağmen onunla başa çıkamıyorlar. Sevgi açlığı, bağlanma ihtiyacı had safhada. Dardenne Biraderler’in Bisikletli Çocuk / La Gamin au Velo filminin kahramanı Cyril, Benni’nin yanında kanatsız melek sayılır… O pek bilimsel yöntemlerle oluşturulmuş hümanist sistem ve kılı kırk yaran sosyal devlet bürokrasisinin kamuflajı bozuluyor, alenen sabotaja uğruyor System Sprenger’da. Benni’yi canlandıran Helena Zengel nadir bulunan bir yetenek. Nina Fingscheidt’ın yönetmenlik becerisini yadsımadan, usta işi mizansenini göz ardı etmeden söyleyelim mükemmel bir performans veriyor. Bu yılın En İyi Kadın Oyuncu dalında Gümüş Ayı ödülü 2008 doğumlu bir oyuncuya giderse de hak ettiğine kuşku yok! Kaldı ki Mascha Schilinski’nin 2017’de Alman Sineması Perspektifi bölümünde gösterilen filmi Die Tochter’in başrolünü üstelenen Zengel artık profesyonel sayılır.
Marie Kreutzer'in yönetmenilğini yaptığı Avusturya filminde başrolde Valerie Pachner ve Mavie Hörbiger var.
Marie Kreutzer’in Der Boden Unter Den Füssen’i (Ayağımın Altındaki Yer) iş dünyasının bireycilğini ve rekabetçiliğini eleştiriyor ve o da başrol oyuncusundan mükemmel bir performans sunuyor.
Finansal açıdan zor durumdaki şirketleri çalışan sayısını azaltarak verimli hale getiren bir şirkette çalışan Lola’nın hayatında bir dönüm noktasını konu alıyor, bu film. Zaman zaman 48 saat uyumadan çalışan, her sabah spor yapan, siyah döpiyesler ve yüksek topuklu sivri burunlu ayakkabılar giyen, işinde yükselme hedefine kilitlenmiş, amiriyle ilişkisi olan Lola’nın ayağının altındaki yer kaymaya başlıyor: Şizofren ablası intihar girişiminde bulunuyor, Viyana’da yaşayan ama işi nedeniyle Rostok’ta kalan Lola onun sürekli hastaneden şikayet eden telefonlarından bunalmaya başlıyor…