Türkiye’nin en uzun soluklu sinema etkinliği konumundaki 62. Antalya Altın Portakal Film Festivali, bu akşam düzenlenecek ödül töreniyle sona erecek. Sanatatak sinema yazarı Anıl Yağcı, festivalin ulusal yarışmasındaki 12 filmin tamamını izleyip yorumladı, tahminlerini sıraladı. Favori Özcan Alper’in son filmi ‘Erken Kış'.
SAHİBİNDEN RAHMET
Emre Sert ve Gözde Yetişkin’in birlikte yönettiği, başrolleri Cem Yiğit Üzümoğlu, Aslı İnandık ve Sarp Akkaya’ın paylaştığı ‘Sahibinden Rahmet’, konusu itibariyle aç gözlülüğü ve bununla beraber hep daha fazlasını isteme düşüncesini filmin merkezine yerleştiriyor. Ancak film çok fazla tekrara düşüyor, aynı söylemleri sürekli yineliyor. İyi işlenebilecek konu ne yazık ki çok zayıf bir finalle de kapanıyor. Gökten düştüğü söylenen taş parçalarına atfedilen kutsiyet sadece ‘para’ olarak yansıtılıyor ve köyde herkes bunu fırsata çevirmek istiyor. Film boyunca sürekli vurgulandığı üzere taşlara biçilen fiyat taşın gramı üzerinden olurken, en büyük taşın sahibi İrfan’ın finalde kendi taşının parçalanmasına verdiği tepkiye anlam yüklemek de güçleşiyor. Filmin ödüllerde pek şansı olduğunu düşünmüyorum.
BARSELO

‘Barselo’ ise Erdem Yener’in ilk uzun metrajı. Ahmet Varlı, Dolunay Soysert ve Bora Karakul filmin öne çıkan oyuncuları. Tek mekânda geçen, seyirciyi rahatsız etmek isteyen ve bunu da başaran bir film. Ancak filmin ‘gerçeği direkt yansıtma’ uğruna da olsa bazı söylemleri hayli rahatsız edici. Filmin fazlasıyla eril bir dili benimsemesini ve homofobik söylemlerini, ‘Bu insanlar zaten böylelerdir’ diyerek geçmek mümkün değil. Sürekli tekrar eden küfürlerin olduğu sahnelerin tiksinç olması ve ‘kadın’ın konumunun çok aşağıda gösterilmesi filmi hayli zayıflatıyor. Filmdeki kadınlar, kendilerini kurtaracak bir kurtarıcıya muhtaç olarak sunuluyor ve içinde bulundukları cehennemden kurtulmaları mümkün görünmüyor. Bu noktada bir denge gerekiyordu fakat o denge ne yazık ki kurulamamış. Yine de yönetmenin, tek mekânda geçmesine karşın seyirciyi filmin içinde tuttuğunu ve gerilimi iyi yansıttığını belirtelim.
BAĞLAR, KÖKLER VE TUTKULAR

Sunay Terzioğlu’nun ilk uzun metrajı ‘Bağlar, Kökler ve Tutkular’ ise bu coğrafyanın son yıllarda daha da artan ‘göçmenlik’ meselesini, çok büyük laflar etmeden üç hikâye üzerinden işliyor. Yönetmen, karakterlerin sıkışmışlığını çekim formatına yansıtıp filme bu şekilde anlam katmaya çalışılmış. Filmdeki üç hikâyenin ana oyuncuları Ushan Çakır, Ezgi Yaren Kandemir, Baran Can Eraslan. Çekim formatından ötürü filmi takip etmek ilk etapta güç olsa da hikayeyle direk bağlantılı olduğu için yönetmenin bu tercihini başarılı buluyorum. Anlatılan üç hikâyedeki ana karakterlerin yaşadığı farklı zorlukların özünde aynı yere çıkması çok iyi yansıtılıyor. Filmin yaşananları kör göze parmak şekilde göstermemesi de takdire şayan. Festival seçkisinde parladığını düşündüğüm bu filmin en iyi senaryo dalında ödül alması beni şaşırtmaz.
DOĞUDAN FRAGMANLAR

Yarışmanın deneysel sayılabilecek filmi ‘Doğudan Fragmanlar’ ise ne yazık ki seçkinin en zayıfı. Yönetmen Erkan Yazıcı’nın denediği yönteme saygı duymakla birlikte, görüntü sabitken akan diyalogları ‘radyo tiyatrosu’ gibi takip etmenin hayli güç olduğunu söylemek gerekir. Karakterlerin konuştukları dilin İstanbul Türkçesi olması ve suni bir didaktiklik taşıması da filmi izleyici gözünde aşağılara çekiyor. Filmin ödül şansı zor görünüyor.
ALDIĞIMIZ NEFES

Şeyhmus Altun’ın ilk uzun metrajı ‘Aldığımız Nefes’, 2000'lerin başında bir Anadolu kasabasında geçiyor. Fabrikanın patlamasıyla başlayıp durmaksızın devam eden yangının sonuçlarıyla boğuşan bir aile izliyoruz. Konusu itibariyle politik olması beklenen ancak politik olmaktan çok uzak bir film. Babayı Hakan Karsak canlandırırken, Defne Zeynep Enci ise filmin merkezine aldığı çocuklardan Esma karakterine hayat veriyor. Kendisine yüklenen ‘annelik’ sorumluluğu altında gittikçe zorlanan Esma, abisinin gördüğü ilgiye bir nevi imreniyor ve filmin sonunda bunu somutlaştırıyor. ‘Toplumsal cinsiyet’ meselesinin filmin asıl derdi olmaması ve politik yönünün es geçilmesi büyük bir fırsatın kaçırılmasına yol açıyor kanaatindeyim. Bu açıdan bence ödüllerde pek şansı yok.
TAVŞAN İMPARATORLUĞU

Seyfettin Tokmak’ın ikinci uzun metrajı ‘Tavşan İmparatorluğu’ seçkinin en hisli filmlerinden. Filmin merkezindeki çocuğu Alpay Kaya canlandırırken yan rollerde Sermet Yeşil’i ve Kubilay Tunçer’i izliyoruz. Tallinn’deki festivalde en iyi görüntü yönetimi ödülünü alan film, Altın Portakal’da da bu ödülün en güçlü adaylardan bana göre. Filmde baba, engelli maaşı için çocuğunu engelli davranmaya zorluyor ve çocuk istemediği halde engelli okuluna sürükleniyor. Musa ise filmde 'av' nesnesi olarak sunulan tavşanlardan kendine bir dünya kuruyor. Film bu bakımdan izleyicide kuvvetli bir his bırakıyor.
KESİLMİŞ BİR AĞAÇ GİBİ

Tunç Davut’un ikinci filmi ‘Kesilmiş Bir Ağaç Gibi’; eğitimli bir babanın, yeni iflas etmiş oğlu ve bayram vesilesiyle yanına gelen kızı etrafında geçiyor. İlgiyi diri tutacak bir hikâye sunamayan filmin başrollerinde Ali İpin, Feyyaz Duman ve Selen Kurtaran yer alıyor. Yanlarında bulunan Suriyeli annenin varlığı/yokluğu ise filme herhangi bir şey katmıyor. Babanın ‘kefaret’ ibaresinin altı asla dolmuyor. Film babanın kadına niye yardım ettiğine ilişkin bir done sunmaktan da çok uzak. Kefaret ödemek istediğini söyledikten sonra yapılan eylemler birbirini tutmuyor. Seçkide zayıf kalan yapımlardan biri.
NOİR

Ragıp Ergün’ün yönetmenliğini, başrollerini de Cansel Elçin, Erol Babaoğlu ve Nazan Beyazıt’ın üstlendiği ‘Noir’; yarışma seçkisinde en ayrıksı yerde konumlanan bir film. Üç bölümden oluşan film fazlasıyla çarpık bir anlatım sunarken renk paleti tercihleriyle de ayrıksılığını güçlendiriyor. Film cenazeyle başlıyor ardından o cenazenin ardından yaşanan süreci işlerken, bir yandan Kerem karakterinin sıkışmış ve boğuculuğu üzerinden bir anlatı tasarlıyor. Aynı zamanda yönetmen olan Kerem’in ölen kızın cenazesinde ağlaması üzerine film bir gizem oluşturuyor. Ancak bu gizemi nihai sonuca erdirmeden fazlasıyla belirsiz denebilecek bir sonla kapanışını yapıyor. ‘Kadın cinayetleri’ gibi toplumun kanayan yarasına değinmeye çalışan Ergün’ün bunu kotarıp kotaramadığı ise tartışmaya açık. Film dili itibariyle yarışmadaki en farklı film olduğunu söylemeliyim. Jürinin bu filme ödül verip veremeyeceğini kestirmek ise bir hayli güç.
KANTO

Hayatın temel meselelerinden birisi olan yaşlılık ve yaşlılığın yaşanmasına dair söyleyecek sözleri olan ‘Kanto’ tipik bir aile dramından fazlasını gösteriyor. Ensar Altay’ın gösterişsiz bir şekilde açtığı sayfaları doldurduğunu söyleyebilirim. Oyuncular birbirleriyle çok uyumlu ve kurgunun gayet başarılı olduğunu söylemeliyim. Başrolde olan ve yarışmadaki en iyi kadın oyuncu ödülünün sahibi olacağını düşündüğüm iki adaydan birisi olan Didem İnselel performansıyla parlarken; Yıldız Kültür ve Sinan Albayrak da ona eşlik ediyor. Filmle ilgili en zayıf nokta, filmin açtığı ve filme seviye atlatacak ötenazi meselesini çok aceleye getirilmiş yüzeysel bir sohbetle dile getiriyor. Film bu meseleye hem derinlik getiremiyor hem de bir daha geri dönme ihtiyacı hissetmiyor.
ERKEN KIŞ

Özcan Alper’in yönettiği ‘Erken Kış’ yarışmanın en iddialı filmi. Timuçin Esen ve Leyla Tanlar’ın başrolü paylaştığı film, ‘taşıyıcı annelik’ meselesini hem taşıyıcı anne hem de bu işe girişen iki eşten biri olan babanın perspektifinden yaklaşıyor. Filmin müzik kullanımı ve görüntü yönetimin üst düzey olması çoğunlukla yolda geçen filme derinlik katmış. ‘Erken Kış’ bir yol filmi niteliğini taşısa da film diğer yol filmlerinden farklı bir noktada konumlanıyor. Ulusal yarışmada en iyi yönetmen, en iyi senaryo, en iyi görüntü yönetimi ödüllerini kimseye kaptırmayacağını düşünüyorum, en iyi film ödülünün de en ciddi adayıi.
PARÇALI YILLAR

Hasan Tolga Pulat’ın yönetmenliğini üstlendiği, Yetkin Dikinciler’in de başrolünde olduğu ‘Parçalı Yıllar’ bir dönem filmi. Film 1975-1980 arasındaki ülkenin sosyo-politik durumunu filmin arka planına yerleştirirken aynı zamanda erotik film furyasının ortaya çıktığı dönemi direkt merkeze alıyor. Yetkin Dikinciler’in hayat verdiği Aytekin karakteri konservatuvar mezunu tiyatroyu merkezine koyan bir oyuncuyken, hayatın getirdiği zorluklarla kendisini hiç istemediği bir konumda bulur. Filmin temel olarak idealler ve bu ideallerin bazen hayatın gerçekleriyle yer değiştirmesini çok iyi yansıttığını söylemeliyim. Ulusal yarışmada en iyi erkek oyuncu ödülünü Yetkin Dikinciler’in alacağı ise çok net gözüküyor.
EN GÜZEL CENAZE ŞARKILARI

Ziya Demirel’in filmi ‘En Güzel Cenaze Şarkıları’ mizahını incelikle gösteren bir film. Filmde Esra Dermancıoğlu, Halil Babür, Çağdaş Ekin Şişman başrolleri paylaşıyor. Bölümler halinde anlatılan hikayeler birbirinden kopuk olsalar da filmin enerjisi seyirciyi filmin içinde tutmayı başarıyor. Altıncı bölümün fazlasıyla gereksiz olduğunu söylemeliyim. Bu bölümün olmasının filme faydasının olması şurada dursun zarar verdiğini söylemek gerekiyor. Film bir türlü bitmek bilmeyen çok kötü bir kapanış yapmış. O bölüm olmamış olsa beşinci bölümle birlikte çok daha şık bir final olacağını söylemeliyim. Yine de film şarkıların keyifli olduğu iyi bir seyirlik.
ULUSAL YARIŞMA ÖDÜL TAHMİNLERİ
En İyi Film: Erken Kış.
En İyi Yönetmen: Erken Kış-Özcan Alper.
En İyi Kadın Oyuncu: Kanto-Didem İnselel ve Erken Kış-Leyla Tanlar.
En İyi Erkek Oyuncu: Parçalı Yıllar-Yetkin Dikinciler.
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Kanto-Yıldız Kültür.
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Noir-Erol Babaoğlu.
En İyi Senaryo: Erken Kış-Özcan Alper.
En İyi Görüntü Yönetimi: Tavşan İmparatorluğu-Claudia Becerril Bulos.
En iyi Kurgu: Kanto.
En İyi Müzik: En Güzel Cenaze Şarkıları.
En İyi Sanat Yönetmeni: Parçalı Yıllar-Soydan Kuş.
En İyi İlk Film Ödülü: Bağlar, Kökler ve Tutkular.