REBECCA ROACHE: DİKKAT, BU SÖYLEŞİ KÜFÜR İÇERİR!

Dil felsefesi ve etik alanında çalışan Rebecca Roache’nin ‘Yok Ebesinin Örekesi’ kitabı, tarihi insanlık kadar eskiye dayanan küfrü tüm yönleriyle anlatıyor. Bu ağzı bozuk kitap sayesinde, küfre uygulanan sansürün keyifli ve absürd dünyasının yanı sıra onu hakaretten ayıran şeyleri, küfrü ağırlaştıran ve hafifleten etkenleri, hatta daha etkili küfür etmenin yollarını Rebecca Roache ile konuştuk.
Merhum Kraliçe 2. Elizabeth 1992 yılının Noel konuşmasında ‘annus horribilis’ (korkunç yıl) dediğinde bütün kaşlar havaya kalkmıştı. O dönem için, hele de kraliyetin başat temsilcisinin ağzından çıkan bu söz, medyada ve toplumda dehşetle karşılanmış; onu bile ‘hanımefendi’ çizgisinden çıkarmış görülen bu ifade uzun süre tartışılmıştı. Şimdilerde buna bir küfür gözüyle bakmasak da o zamanlar için şüphesiz büyük olaydı.
Dil felsefesi ve etik alanında çalışan, Londra Üniversitesi Royal Holloway'de kıdemli öğretim üyesi olan İngiliz filozof Rebecca Roache’nin ‘Yok Ebesinin Örekesi’ kitabı bu örnekle açılıyor ve tarihi insanlık kadar eskiye dayanan küfrü tüm yönleriyle anlamaya çalışıyor. Düşbaz Kitaplar tarafından yayımlanan bu ağzı bozuk kitap sayesinde, küfre uygulanan sansürün keyifli ve absürd dünyasının yanı sıra onu hakaretten ayıran şeyleri, küfrü ağırlaştıran ve hafifleten etkenleri, hatta daha etkili küfür etmenin yollarını birlikte keşfedeceğiz.
Öncelikle küfür konusu ilginç olduğu kadar zor da bir konu. Bu konu üzerine çalışmak isteme sebebinizi kitapta da anlatıyorsunuz ama bir de sizden dinleyelim mi?
İlk olarak ‘sansürleme’, kitapta bu kelimeyi, küfürlerin basılı metinlerde yıldızlarla ya da kayıtlarda bip sesleriyle kısmen gizlenmesini tanımlamak için kullanıyorum, işleyişi üzerine düşünmeye başladım. Genellikle küfürün yeterince kısmı sansürlenmeden bırakılır ki okuyucu ya da dinleyici hangi kelimenin kastedildiğini anlayabilsin. Örneğin ‘****’ yerine ‘f**k’ görmek çok daha yaygındır. Ve sansürleme, insanların küfürden rahatsız olmasını önlemede gerçekten işe yarar. Bunun nasıl mümkün olabildiğini merak ettim: Eğer sansürleme insanların hangi kelimenin iletildiğini anlamasını engellemiyorsa, neden insanlar sansürlenmiş küfürden sansürsüz küfüre göre daha az rahatsız oluyor? Bunun üzerine filozofların bu konuda daha önce neler yazdığını araştırmaya karar verdim. Şaşkınlıkla gördüm ki küfür hakkında çok az felsefi çalışma vardı. Bunun üzerine bu konuda kendim yazmaya karar verdim.
Küfür, evet hislere tercüman olan bir şey, ama kullanıldığı yerlere baktığımızda, daha ziyade talihsiz durumlar ya da öfke gibi duyguları uyandıran daha çıkışsız anlar bunlar -her durumda küfür eden esaslı küfürbazları dışarıda tutup ortalama küfür eden insanları kastediyorum-. Neden mutlu olduğumuz ya da keyfimiz yerindeyken değil de böyle çaresiz ve çıkışsız anlarda daha çok küfür ediyoruz sizce?
Oldukça ilgi çekici bazı araştırmalar, küfür etmenin hoş olmayan deneyimlere katlanmamıza yardımcı olabildiğini gösteriyor. Psikolog Richard Stephens’ın yürüttüğü bir dizi deney, insanlar buz gibi suya ellerini soktuklarında küfür etmelerine izin verilirse acıya daha uzun süre dayanabildiklerini gösterdi. Farklı psikologlar, Michael Philipp ve Laura Lombardo ise küfür etmenin dışlanmanın yarattığı psikolojik acıyla baş etmeye yardımcı olabileceğini keşfetti. Yani gerçekten de küfür etmede, korkunç deneyimleri katlanması daha kolay hâle getiren bir şey var gibi görünüyor. Stephens ve meslektaşları, bu etkinin küfür etmenin duygusal uyarılmayı artırma kapasitesiyle ilişkili olduğunu öne sürdü. Bu etki, sık sık küfür etmeyen kişilerde daha güçlü çalışıyor. Dolayısıyla, zor anlarda küfrün size yardımcı olmasını istiyorsanız, küfürlerinizi önemsiz şeylere harcamamaya dikkat edin!
Küfür bir tabu yıkıcı mıdır?
Kitapta küfür ve tabu bağlamına değiniyorsunuz. Küfür ederken kullanılan kelimeler genelde cinsellik ya da hijyen gibi ‘modernite’yle beraber daha net sınırları çizilmiş ve bir anlamda tabuya dönüşmüş kavramlar. Bundan biraz daha bahsedebilir misiniz? Bu açıdan bakınca küfür bir tabu yıkıcı mıdır?
Küfür ile tabu arasında iki tür ilişki var. Birincisi, küfür etmenin kendisi tabudur; yani özellikle kibar ya da resmî bağlamlarda yapılmaması beklenir. İkincisi ise, senin de belirttiğin gibi, küfür sözcüklerinin kendileri tabuya konu olan şeyleri ifade eder. Bu oldukça evrensel görünüyor: pek çok kültürde küfürler seks, dışkılama, din ve hastalık gibi temalar etrafında kümeleniyor.
Bence bunun nedeni, bazı sözcüklerin en başta nasıl küfür hâline geldiğiyle ilgili. Bunu kitapta da açıklıyorum ama özünde şu var: Küfürler, tek bir kültür içindeki herkesin ya da neredeyse herkesin, daha önce tanımadığınız ve tercihlerini bilmediğiniz insanların bile, güvenilir biçimde alınabileceği sözcüklerdir. Bu yüzden ancak evrensel olarak hoş karşılanmayan şeyleri ifade eden kelimeler küfüre dönüşebilir. Örneğin “ev” gibi bir kelimeyi küfür yapmak mümkün değil; çünkü evler genellikle insanlarda olumsuz duygusal tepkiler uyandırmaz. Oysa olumsuz duygusal tepki yaratmak, küfürlerin yaptığı işin önemli bir parçasıdır.
Bir kültür içinde hangi küfürlerin daha ağır hakaret sayıldığı da o kültürün değerlerini yansıtma eğiliminde. Örneğin din temalı küfürler, dinin toplumsal hayatta hâlâ güçlü rol oynadığı kültürlerde daha yaygın ve daha etkili olma eğiliminde. Bu rol azaldıkça, din temalı küfürlerin rahatsız edici gücü de azalıyor. Bunun harika bir örneği, ‘Rüzgar Gibi Geçti’ filmindeki Rhett Butler’ın şu repliği: “Frankly, my dear, I don’t give a damn.” (“Açıkçası sevgilim, umurumda değil.”) “Damn” kelimesinin kullanımı film, 1939’da çıktığında tartışmalıydı, ama bugün oldukça hafif duyuluyor. Buna karşılık, filmde tasvir edilen ırksal eşitsizlik modern izleyicilere, filmin yapıldığı döneme kıyasla çok daha sarsıcı geliyor. Filme yönelik bu değişen tutumlar, daha geniş bir değerler değişimini yansıtıyor: Bugün 1939’a kıyasla daha az insan dine küfretmeyi önemsiyor, ama daha çok insan ırkçılığı önemsiyor.
Kitapta yaptığınız çok önemli bir ayrım var; bir kişiyi ya da grubu doğrudan hedef alan ‘kötücül’ bir söylem söz konusu olduğunda bunun küfür değil hakaret olduğunun altını çiziyorsunuz ki bu nefret suçuna dek varabilecek bir şey ve çok önemli. Bunun akla ilk getirdikleri kadınlar, azınlıklar ya da LGBTIQ topluluklara dair yaratılan söylem tabii. Bundan biraz bahsedelim mi yani küfür ve hakaret ayrımından?
Burada aslında iki önemli mesele var. İlki, küfrün belirli bir kişiye yöneltilmesiyle (örneğin “Fuck you!”) kimseye doğrudan yöneltilmemesi (örneğin “Fuck it!”) arasındaki farkla ilgili. İkincisi ise küfrün, bir kültürde ayrımcı ya da baskıcı tutumları yansıtma ve pekiştirme kapasitesiyle ilgili. Bunları sırayla ele alayım. İlk olarak, birine doğrudan küfür etmek (“Fuck you!”), yalnızca birinin yanında ya da çevresinde küfür etmekten (“Fuck it!”) daha incitici olabilir; çünkü ilki, ikincisinin yapmadığı biçimde saygısızlık sinyali veriyor. Elbette dolaylı küfürle de insanları gücendirmek mümkün; çevrendekiler kullandığın kelimeleri düşüncesizce ya da kaba olarak yorumlayabilir. Ancak birine doğrudan küfür etmek yalnızca düşüncesizlik değil, aynı zamanda o kişiye yönelik küçümseme ve hor görme de ifade eder. Yani doğrudan küfür, dolaylı küfre kıyasla dinleyen kişiye karşı daha güçlü bir olumsuz tutumu ifade eder ya da en azından öyle yorumlanmaya daha yatkındır. Şimdi baskı ve ezilme meselesine gelelim. Birine doğrudan küfür etmek, sadece yanında küfür etmekten farklı olarak küçümseme ifade ettiği için, eğer küfre maruz kalan kişi baskı gören bir gruba mensupsa ama küfür eden kişi değilse, bu durum özellikle kaygı verici. Çünkü baskı gören grupların üyeleri zaten hak ettiklerinden fazla saygısızlık ve hor görmeye maruz kalıyorlar; bu da onlara yöneltilen küfrün inciticiliğini kaçınılmaz olarak arttırır. Elbette, baskı altındaki grupları aşağılamak için kullanılan ve küfürden bazı önemli yönleriyle ayrılan başka bir saldırgan dil kategorisi de var: hakaretamiz aşağılama sözcükleri, yani “slur”*lar.
Daha adil bir küfürbaz olmak mümkün mü?
Bundan bahsederken başvurduğunuz bir kılavuz var, “kayda değer olumsuz etkiler, konuşmacının öngörüsü ve niyet” baremi; buradaki metrikleri biraz açıklamanızı isteyebilir miyim?
Buradaki düşünce şu: Belirli bir küfür kullanımının ne kadar incitici ya da saldırgan algılandığını etkileyen çeşitli faktörler var ve kitapta bunlardan bazılarını sınıflandırmaya çalışıyorum. Örneğin, konuşanın küfrederkenki tonu ve beden dili önemli, agresif biçimde küfür etmek, şakalaşarak küfür etmekten daha rahatsız edicidir. Az önce bahsettiğim gibi küfrün doğrudan birine yöneltilip yöneltilmediği de önemli; ayrıca küfrün istemeden mi yoksa kasıtlı mı edildiği ve tek seferlik mi yoksa tekrarlanan bir davranış mı olduğu da fark yaratır. Bu kapsamlı bir liste değil, ama bence bütün bu faktörlerin temelinde yatan ortak tema, küfür eden kişinin ne kadar saygısız ya da küçümseyici olduğu. Eğer biri agresif, doğrudan, bilinçli ve tekrar tekrar küfrediyorsa, çevresindekilere karşı saygısız veya küçümseyici davrandığı düşünülmeye daha yatkın olur. Genel olarak bence küfrün incitici olma kapasitesi, saygısızlık ve diğer olumsuz tutumları ifade etme kapasitesine dayanıyor.
Peki sizce göre daha adil bir küfürbaz olmak mümkün mü, mümkünse koşulları neler?
Özünde mesele, küfür etmeyi ve başkalarının küfrüne tepki vermeyi toplumdaki eşitsizlik ve adaletsizlik kalıplarını pekiştirmeyecek bir biçimde yapmak. Elbette eşitsizlik ve adaletsizliği ortadan kaldırmak sadece daha bilinçli küfür ederek çözülebilecek bir mesele değil. Ama en azından dikkatli davranabilir ve zararlı tutumları yeniden üretmemeye çalışabiliriz.
Bu sorunun bağlama göre yanıt değiştirebileceğini biliyorum ama kişilik haklarına saldırı niyeti taşımadan beni kızdırdığı için karşımdakinin kırılacağını bilsem de küfür etmem beni kötü biri yapar mı ya da o kişinin kırılacağını bildiğim için ağzıma gelen küfürü tuttuğumda daha iyi biri olur muyum?
Genel olarak, mümkün olduğunda insanları haklı bir neden olmadan incitmekten kaçınmak iyidir. Elbette bazen birini incitmek için geçerli nedenler olabilir, örneğin size saldırmaya çalışıyorsa. Haklı bir neden olmadan birini bilerek incitmek, ister küfür ederek ister başka bir yolla olsun, kesinlikle nezaketsizdir. Ama öfkeden de söz ediyorsun; bu meseleyi biraz karmaşıklaştırıyor. Öfke bizi sonradan pişman olacağımız biçimlerde davranmaya itebilir, başkalarını incitmek buna dahil, ama öfke aynı zamanda insan olmanın merkezi bir parçasıdır. Birine küfrederek onu incittiğimizde kendimizi “kötü bir insan” diye etiketlemenin yararlı ya da doğru olduğunu düşünmüyorum. Bunun yerine düşünceli ve saygılı olmaya çalışmak; başarısız olduğumuzda ise özür dileyip bu deneyimden bir dahaki sefere nasıl daha iyi davranabileceğimizi öğrenmek daha doğru olur.
Cinsiyetçi küfürler ya da ırkçı şakalar her dilde çok yaygın. Bu noktada küfür ederken kullanılan kelimelerin bunlardan temizlenmesi, toplumsal anlamda da dönüştürücü olur mu?
Belirli bir kültürdeki küfür repertuvarının, ezilen gruplara yönelik küçümseme ya da saygısızlığı diğer gruplara kıyasla daha kolay ifade etmeyi mümkün kılması elbette kaygı verici. Ancak bunun çözümünün “dili arındırmak” olduğuna ikna olmuş değilim; sanırım bununla belirli ifadelerin kullanımını engellemeye çalışmak kastediliyor. Küfürün kendisi zaten sınır aşan (transgresif) bir şeydir; yani özellikle kibar bağlamlarda zaten yapılmaması beklenir. Küfüre karşı kurallar ne kadar katıysa, küfür o kadar güçlü hâle gelir. Bu yüzden kadın düşmanı küfürlere daha sert yasaklar koymak, onların gücünü artırma riski taşır; bu da onları kadınlara karşı daha etkili bir silah hâline getirebilir. Bana göre daha iyi strateji, kadın düşmanlığıyla toplum genelinde mücadele etmek olur. Bunun dolaylı olarak kadın düşmanı küfürleri de azaltmasını umabiliriz; çünkü insanlar bu tür ifadeler için onaylayıcı bir dinleyici kitlesi bulmayı daha az bekler hâle gelir. Bence bunun etkisini zaten görüyoruz: cinsiyetçi, ırkçı, homofobik ya da başka biçimlerde adaletsiz ayrımcı şakalar, birkaç on yıl öncesine göre bugün çok daha problemli görülüyor ve bunun sonucunda insanlar bu tür şakaları en azından kamusal alanda daha az yapıyor.
Kediniz olduğu yetmezmiş gibi küfürleriniz de heyecan verici
Kitabınızda farklı kültürlere de zaman zaman değiniyorsunuz. Türkçede küfürlerin bölgeden bölgeye bile değişmesi ve çoğu zaman kelime oyunları içermesi dikkat çekiyor. Sizce bu çeşitlilik, İngilizce gibi daha standartlaşmış dillere kıyasla küfrün kullanımını daha ifade gücü yüksek ya da daha toplumsal olarak katmanlı hale getiriyor mu? Ayrıca farklı kültürler arasında yaptığınız gözlemlerden hareketle, bu konuda genel olarak nasıl bir tablo ortaya çıkıyor?
Ne yazık ki İngilizce dışında hiçbir dili akıcı konuşamıyorum, bu yüzden burada başkalarının bana anlattıklarına dayanmak zorundayım! Bana söylenene göre İngilizcedeki küfür repertuvarı, bazı diğer dillere kıyasla oldukça yoksul; o dillerde yaratıcı ifadeler üretme imkânı çok daha fazla. Siz Türkleri daha fazla kıskanmaya başlıyorum: Zaten bizden çok daha fazla kediniz var, şimdi bir de daha heyecan verici küfürleriniz olduğunu söylüyorsun:) Ama öte yandan, ana dili İngilizce olmayan birçok kişi bana “fuck” kelimesini benimsediklerini, çünkü başka hiçbir küfürün vermediği kadar ifade gücü taşıdığını düşündüklerini söyledi. Yine de bence küfrü “ifade gücü yüksek” ya da “toplumsal olarak katmanlı” yapan şey sadece ifadelerin kendisi değil. Bir diğer önemli boyut, küfrün nasıl kullanıldığı. Bu konuda İngilizcenin kendi içinde bile büyük çeşitlilik var. Örneğin “cunt”, İngilizcede çoğu zaman en ağır küfürlerden biri sayılır; ama ne kadar saldırgan algılandığı İngilizce konuşan topluluklar arasında büyük farklılık gösterir. İngiltere’nin güneydoğusunda oldukça ağır kabul edilir. Birleşik Devletler’de de çok ağırdır, ama biraz farklı bir şekilde. Buna karşılık Galler, İskoçya, İrlanda, İngiltere’nin kuzeyi ve Avustralya’da bazen oldukça zararsız, hatta sevgi ifadesi olarak bile kullanılabilir.
Son olarak siz ne sıklıkta küfür ediyorsunuz ve varsa favori küfürünüz hangisi? Umarım sterilizasyona uğramak zorunda kalmaz bu röportajda:)
En çok hangi küfürü sevdiğim bana o kadar çok soruldu ki, muhtemelen her seferinde farklı bir cevap veriyorum! Şu sıralar “cunt” (a*cık) kelimesini, benim geldiğim yer Galler’de ve İngiltere’nin güneydoğusu dışındaki bazı bölgelerde daha az saldırgan kullanılan anlamıyla kullanmayı oldukça ‘keyifli’ buluyorum. Yine de bu kelimeyi kullanacağım muhtemelen sadece 4 kişi vardır. Çok fazla küfrettiğimi düşünmüyorum ama biraz fazla küfrettiğim de olabilir. Richard Stephens’ın araştırmasını aklımda tutuyorum ve keşke küfürlerimi gerçekten özel anlar için saklamayı başarabilsem diye düşünüyorum.
*Slur: Küfür ya da kaba söz değildir. Genellikle ırk, cinsiyet, engellilik, etnik köken, cinsel kimlik ya da din vb üstünden bir grubu hedefleyerek aşağılayan hakaretamiz ifadelerdir.
