Fransız yazar Eric Metzger’in 103 sayfalık incecik haliyle ve akıcı diliyle hızla akıp giden kitabı ‘Orpheus’ta modern dünya mitolojiyle buluşuyor, hayal gerçek birbirine karışıyor. Ve görüyoruz ki insanın arayış ve bir türlü ‘bulamayış’ çabası hiçbir zaman bitmiyor. Yer altında veya yer üstünde. Orpheus’san bile.
Herkesi büyüleyen liriyle/müziğiyle, Eurydike’ye duyduğu büyük aşkla ve trajik sonuyla Yunan mitolojisinin en ünlü figürlerindendir Orpheus. Kendisiyle ilk kez tanışma fırsatı bulduğum ve tanıştığıma da çok memnun olduğum Fransız yazar Eric Metzger’in kitabına adını veren ‘Orpheus’!
Açıkçası kendisi hiç ilgimi çeken biri değildi. Hâlâ da değil. Mitolojiden bir milyon deniz mili kadar uzağım. Bu yüzden kitap bir süre elimin altında gezindi durdu, okumaya bir türlü başlayamadım. Ama bir gün -sanırım yeraltı dünyasından biri seslendi- kitabı elime aldım ve olaylar gelişti. Bu ‘Orpheus’, mitolojiden biri gibi değildi ve epey ilgimi çekti.
GÖZÜ HEP ARKADA KALANLAR
103 sayfalık incecik haliyle hızla akıp giden ve akıcı diliyle çok kolay okunabilen ‘Orpheus’ta modern dünya, mitolojiyle buluşuyor, hayal gerçek birbirine karışıyor. Görüyoruz ki insanın arayış ve bir türlü ‘bulamayış’ çabası hiçbir zaman bitmiyor. Yer altında veya yer üstünde. Orpheus’san bile. Gözü bir şekilde hep arkada kalıyor insanın. Ve arkada kalan, koluna bacağına öyle bir dolanıyor ki, artık ileriye atılabilecek tek adım kalmıyor. Yolun sonu, bay bay!
HER ŞEY O ANTİKA TELEFONLA BAŞLADI
Yazar Metzger, hikayeyi buradan kurmuş ve birbirinin içine geçen iki karakterle efsaneleri bugünle buluşturmuş: Orpheus ve Louis.
Sıradan ve hatta belki sıkıcı bir hayatı olan 30’lu yaşlarındaki Louis, bitpazarından eski, nostaljik bir telefon alıyor. Eve gidip telefonun çalışıp çalışmadığını kontrol ederken, aklına bir numara çevirmek geliyor. Ezberinde olan tek numara; yıllar evvel kaybettiği babasının numarası. Ve işte olaylar burada başlıyor, çünkü yıllar önce kapanan o hat çalıyor ve hatta birisi cevaplıyor: Ölen babası!
Hikaye bir Louis’e, bir Orpheus’a geçiyor. Kitabın diğer karakteri de karanlık dünyalara yatkınlığından kendisini Orpheus ilan eden bir başka genç adam. Gece ve alkolle yaşayan, yer yer komik ama tümüyle çaresiz, karanlıklarda hayatının aşkı Eurydike’yi arayan Orpheus. Tabii ki bulamıyor!
GEÇMİŞİ KİM DEĞİŞTİREBİLİR?
Mitolojide; Orpheus aşkı Eurydike’yi geri getirmek için yer altı dünyasına iniyor ve geri dönerken asla arkasına bakmaması gerekiyor, ama bakıyor ve aşkını sonsuza kadar kaybediyor. Günümüz dünyasından Louis de, tıpkı bu hikayedeki gibi geçmişe bakmaktan kendini alamıyor. Ölen babasının açtığı o telefon numarasını her gün arayıp, onunla bir arkadaşı gibi konuşmaya başlıyor. Babasının yaklaşan kalp krizini önleyebileceğini düşünüp onu kontrole göndermeye çalışıyor. Bu geçmişi değiştirme ve babasıyla konuşabilme takıntısı sonunda onu eve kapatıyor ve dış dünyayla bağını tamamen kopartıyor.
ARTIK YALNIZ OLMAYACAKLAR
Hem Orpheus hem Louis; ikisi de arıyor, çabalıyor, bu uğurda kendini kaybediyor ama başaramıyor. Louis’in aradığı telefon numarası artık ulaşılamaz olduğunda büyü bozuluyor ya da aslında yeni başlıyor; Louis, Orpheus’a dönüşüyor. Aynadaki silueti değişiyor, saldırganlaşıyor. Delilik. Ölüler ülkesi onu çağırıyor, hem belki babasıyla orada karşılaşabilir. Zaten Eurydike diye biri de yok, hiç olmayacak. Louis gündüzü biliyor, Orpheus geceyi. Artık ikisi bir. Dışarı çıkıyorlar, adımları onları taş bir köprüye götürüyor. Artık yalnız olmayacaklar. Louis karanlığa bakıyor ve atlıyor.
İNSANLAR ÜZGÜN OLMAYI O KADAR SEVER Kİ…
İşte kitap tıpkı Orpheus efsanesinde olduğu gibi karanlık bir sonla bitiyor. Kim, kimdi anlayabilmek güç. Hikaye özgün ve merakınızı sonuna dek diri tutuyor. Bazen Orpheus bölümleri kafa karıştırıcı olsa da finalde ‘farklı ve zekice bir şey okudum’ hissi kalıyor. Ve son olarak kitaptan küçük bir alıntı: “İnsanlar üzgün olmayı o kadar sever ki, talihsizliklerinde buldukları sevinci paylaşmak için bir araya gelirler.”
