BLACK COUNTRY, NEW ROAD YENİ YOLUNDA İSTANBUL’A DA UĞRUYOR

İngiliz topluluk Black Country, New Road halen devam ettikleri Avrupa turnesi kapsamında İstanbul’a da geliyor. Grubun 20 Nisan’da IF Performance Hall Beşiktaş’ta verecekleri konser öncesi BC,NR elemanlarından Georgia Ellery ile bir söyleşi yaptık.
Kendini yeniden var eden gruplardan Black Country, New Road. 2018 yılında İngiltere, Cambridge’de 6 kişilik bir kadroyla kurulan ve 2019’da bir elemanın daha katılmasıyla 7 kişiye ulaşan BC,NR hem eleştirmenlerden hem de dinleyiciden büyük beğeni toplayan iki albümün ardından ciddi bir sarsıntı geçirdi. Grubun tarihçesine vakıf olanlar neler olup bitiiğini biliyordur ama bilmeyenler için detaylandırmak gerekirse Isaac Wood (vokal ve gitar), Georgia Ellery (vokal, gitar), Lewsi Evans (saksofon, nefesliler, vokal), Tyler Hyde (vokal, bas gitar), May Kershaw (piyano, akordeon, vokal), Luke Mark (gitar) ve Charlie Wayne (davul, vurmalılar) kadrosuyla ilk albümü “Fort he First Time”ı 2021’de (Mercury Prize’a aday gösterildi), ikinci albümü “Ants from Up There”i ise 2022’de yayınladı. Bu iki albüm de her ne kadar plaklarda söz ve müzik için tüm grubun adları sıralanmış olsa da büyük ölçüde Isaac Wood’un kişisel dünyasının yansımalarıyla biçimlenmişti ve bir hayli de karanlık tonlara sahipti. Tam da ikinci albümün piyasaya çıkmasına günler kala Isaac Wood’un gruptan ayrıldığını duyurması yazının ilk cümlelerinde bahsettiğimiz ‘sarsıntı’ydı işte! Grubun diğer elemanları bunu bekliyor muydu bilinmez (artık hemen hiç konuşmak istemiyorlar o günleri) ama grubun hayranları için büyük bir sürprizdi elbette.
Başa saracak olursak, Black Country, New Road kendini yeniden var etmek zorundaydı ve bunu da bir şekilde başardılar. Artık 6 kişilik bir kadroyla yola devam ediyorlardı (tıpkı adlarında olduğu gibi ‘yeni bir yol’ bu) ve bu yolda çıkardıkları ilk albüm de bir konser kaydı oldu: “Live at Bush Hall”. 2025 yılının Nisan ayında ise 11 yeni şarkının yer aldığı ve çift plak formatında çıkardıkları “Forever Howlong” adlı yeni stüdyo albümleri geldi. Eski şarkılarını konserlerde söylemeyen ve grubun yeni formasyonuna ait farklı bir ton arayışına giren grubun bir zamanlarki o karanlık ruh halinden sıyrılması (tabii ne kadar sıyrılabildiler o da ayrı bir tartışma konusu olsa gerek) nasıl bir sonuç doğurdu diye merak edenleri 20 Nisan’da IF Performance Hall Beşiktaş’da verecekleri konsere çağırıyoruz. O zamana kadar da grup elemanlarından Georgia Ellery ile uzaktan, yazılı olarak yaptığımız söyleşiyi okumanız tavsiyemizdir.
Grubunuzun kuruluşuyla COVID-19 pandemisinin dünyayı ele geçirmesi arasında çok kısa bir zaman aralığı oldu. Tam da kariyerinizin başladığı sırada meydana gelen bu hadise size ne hissettirmişti?
Georgia Ellery: Pandemi, sanki zaman durmuş gibi hissettirdi bana – bu hem tedirgin edici hem de tuhaftı. Turneye çıkamıyorduk, prova yapamıyor ya da beste yapamıyorduk (bir “çalışma balonu” oluşturmamıza izin verilene kadar). Her şey çevrimiçi olarak devam ediyordu. Boş bir şehrin ortasında yaşıyordum. Sanki arafta gibiydik!
Stüdyoda ya da sahnede sizinki kadar kalabalık kadrolar görmek çok rastlanan bir durum değil. Grup nasıl çalışıyor? Belli bir hiyerarşi ya da karar mekanizması var mı? Yoksa her şey doğaçlama ile mi başlıyor?
G.E.: Biz demokratik bir grubuz; müzik fikirleri, şarkı listeleri, şarkı isimleri... neredeyse her konuda oylama yapıyoruz. Eğer bir şarkıyı birimiz getirmişse ve o kişi şarkıyı söylüyorsa, o kişinin veto hakkı oluyor. Ama mesela 5'e karşı 1 gibi bir durum varsa, veto etmek pek iyi bir fikir olmaz… Hiçbir şey doğaçlama başlamıyor (artık); şarkıların çoğunun ana hatları evde yazılıyor.
Grubun yeni formasyonuyla çıkardığınız ilk albüm bir konser albümüydü. Bu bir hayli ilginç ve cesur bir karar doğrusu, stüdyo kaydı olmayan şarkıları konserde kaydetmek (ya da, aynı şekilde kimsenin daha önce dinlemediği şarkılardan oluşan bir setlist ile konsere çıkmak)… Neden bunu tercih ettiniz?
G.E.: Aslında pek hatırlamıyorum… O yıl her şey bulanık. Sanırım stüdyo albümü çok vaktimizi alacaktı ve bunu istemedik; işin çabuk halledilmesi gerekiyordu. O yaz için ayarladığımız festivallerdeki tüm konser programlarını doldurmak için sürekli şarkı yazmak zorundaydık ve bunları albümleştirmek daha pratik oldu.
Eski şarkılarınızı artık çalmadığınızı biliyoruz. Bu bir reddi miras mı sizin için?
G.E.: Hayır! Eski repertuarımızdan pek fazla şarkı çalmıyoruz çünkü bunlar Isaac’ın şarkıları, melodileri ve sözleri; onun için çok kişisel olan şeyler – başka birinin bunları söylemesi uygun olmaz. Çalmadığımız diğer şarkılar (Live at Bush Hall albümünden olanlar) ise turne sırasında fazlasıyla çaldığımız için doyduk biraz; grup üyeleri bunları bir süre rafa kaldırmak istiyor.
Müzikal ilhamlarınız kimler? Bu anlamda grupta ortaklaşa sevdiğiniz ya da ayrıştığınız isimler, gruplar, türler var mı?
G.E.: Hepimizin sevdiği ve üzerinde hemfikir olduğumuz bir grup var: The Beach Boys.
Müzik dışında nelerden beslenirsiniz sanatsal anlamda? Edebiyat, sinema, vb.?
G.E.: Evet! Okumayı seviyoruz. Film izlemeyi seviyoruz. Sanat! Hepsi aynı potada eriyor bir yerde.

İstanbul (ve İstanbul’daki müzik sahnesi) hakkında nasıl bir öngörünüz var? Burada nasıl bir konser olacak sizce?
G.E.: İstanbul'da çalacağımız için çok heyecanlıyım… İzleyicilerin çılgınlar gibi eğlendiğini duydum. Umarım öyle olur. Lütfen hayallerimi gerçeğe dönüştürün.
Türk ve doğu müziği hakkında neler biliyorsunuz, Türkiye’den bildiğiniz sanatçılar var mı örneğin?
G.E.: Fazla bilgim yok ama Türkiye'nin geleneksel müziğini kesinlikle seveceğime eminim! Klasik eserler boşuna klasik değildir. Bana önerilerinizi gönderin!