Anonim sokak sanatçısı Banksy’nin kim olduğu tartışmaları sürerken Reuters'ın uzun süreli araştırması sonucunda ulaştığı kanıtlar, Banksy’nin Bristol doğumlu grafik sanatçısı Robin Gunningham olduğunu gösteriyor. Şüpheler güçlü olsa da, Banksy’nin uzun süredir avukatlığını yapan Mark Stephens, sanatçının “bu tür bir haberin sanatçının gizliliğini ihlal edeceğini, sanatına müdahale edeceğini ve onu tehlikeye atacağını” belirttiğini söylüyor.
Sanat eleştirmeni, yazar Ayşegül Sönmez’in Everest Yayınları’ndan çıkan “Çağdaş Sanat Var Mı?” kitabının sayfalarını yeniden aralıyoruz ve “Çağdaş sanatçı kimdir? (Banksy midir?)” başlıklı yazısını Sanatatak okurlarına sunuyoruz.
Ken Bromley Art Supplies ekibi Google arama sonuçlarına göre pandemi sürecinde hangi ülkede en çok hangi ressamın arandığını ortaya çıkardı. Araştırmaya göre 7 harita hazırlandı. Toplam 82 ülkede Leonardo da Vinci en çok aranan ressam olurken Banksy, bütün dünyanın merak ettiği yaşayan tek sanatçısıydı haritanın. Japonya, Birleşik Krallık, Hollanda gibi Avrupa ülkelerinde en çok onun hakkında arama yapılmıştı.
Bu harita bize aslında iki çağdaş sanatçıyı işaret ediyordu. Yaşamamasına rağmen hâlâ yaşayan, aranıp sorulan Leonardo da Vinci ve yaşamasıyla zaten çağdaş Banksy.
Massive Attack grubunun eski bir üyesi mi, Bristol doğumlu sanatçı Robin Gunningham mı, Susam Sokağı’nda bir karakter mi olduğu tartışılan, kim olduğu bilinemeyen, duvar resimleriyle dünyadaki eşitsizlik, adaletsizlikle ilgili hislerimize tercüman Banksy.
Leonardo da Vinci’yi iyi tanıyorduk oysa. Çocukken rüyasında gördüğü akbabaya kadar... Rüyasında beşiğinde yatan Leonardo’ya bir akbaba yaklaşıyor, kuyruğuyla dudaklarına vuruyordu. Freud’a göre akbaba, annesinin onu öpüşünün kılık değiştirmiş halini sembolize ediyordu. Çünkü Freud’a göre, insan doğası, yaşadıklarının içinden kendisine önemli etkilerde bulunan şeyleri yorumlar, farkında olmadan sanat yoluyla onları tekrar dışarı çıkarırdı.
Bu durum Leonardo gibi karmaşık bir kişiliğe sahip sanatçılarda hemen yorumlanmayacak kadar dolaylı şekillerde kendini gösterebilirdi. Bundan yüzyıllarca önce yaşamış Leonardo, babası ölünce defterine düştüğü notta, onu saat kaçta kaybettiğini iki kere yazmıştı.
Freud’a göre evlilik dışı bir çocuk olan Leonardo’nun, babası ve annesiyle ilişkisinin belirlediği arzuları, bu arzuların gerçekleştiği imgesel birer senaryo olarak sanatına yansıyacaktı. Leonardo’nun babasının saat kaçta öldüğünü bir cümlede iki kere tekrar etmesi basit bir yazım hatası değildi.
Tıpkı rüyasında akbaba görmesinin tesadüf olmaması gibi...
Akbaba, eski Mısır’da bir mittir. Rüzgârla çiftleşebilen, babasız çocuk yapabilen bir kuş. Bu dişi, Hıristiyanlıkta rahiplerin, Meryem’in İsa’yı nasıl babasız doğurduğunu anlatmakta başvurdukları bir kuştur.
Peki ama ya Banksy? Gerçek adını bile bilmiyoruz. Rüyalarına, psişesine, bilinç dışı arzularına gelene kadar...
Banksy, Suriyeli sığınmacıların Fransa ve İngiltere arasında sıkıştığı Manş Denizi kıyısındaki Calais kampına Steve Jobs’lı bir graffiti çizdi. Çünkü Apple’ın kurucusu Steve Jobs da bir sığınmacının oğluydu. Bu resmi, Channel 4 News spikeri Krishnan Guru-Murthy sosyal medyadan şu notla duyurdu: “Genellikle göçün bir ülkenin kaynaklarını boşaltan bir hortum olduğuna inandırılıyoruz. Steve Jobs da bir göçmenin çocuğuydu. Apple, bugün dünyanın en kârlı şirketi, her yıl 7 milyar dolar vergi ödüyor. Steve Jobs varsa, genç bir Humusluyu ülkelerine kabul ettikleri için var.”
Banksy, 14 ay süren bir çalışmanın ardından “Ayrım Duvarı”ndaki İsrail’e ait bir gözleme kulesinin hemen karşısında yer alan bir seramik atölyesini otele çevirdi. Dokuz oda ve bir süitten oluşan otelin finansmanını da üstlenmiş. Otel için ‘dünyanın en kötü manzaralı oteli’ dedi. Odalar güvenlik kulesinin yanı sıra Banksy’nin daha önce yaptığı çizimlerin de bulunduğu duvarı görüyordu.
Filistin topraklarına İsrail’in kurulmasını sağlayan Balfour Deklarasyonu’nun 100’üncü yılı, İsrail ve İngiltere’de kutlamayla anılır, Filistin’de sokağa dökülen kalabalıklarca eleştirilirken Banksy de Batı Şeria’daki otelinin sokağında protesto edecek, özür bekleyen Filistinlilerin yanında olduğunu bütün dünyaya kudretli sosyal medyası aracılığıyla bir kez daha ilan edecekti.
Yıllar önce “telif ezik işi” demişti ama kendinden habersiz sergilerinden (bir tanesini Sanatatak’ta ben ortaya çıkarmıştım) o kadar bunalacaktı ki sonunda hukuka başvurdu. İşlerinin hediyelik eşya olarak üretimini durdurmak istedi. İtalyan mahkemesi bu talebini reddetti.
2015 yazında İngiltere’nin deniz kıyısındaki şehirlerinden Somerset’te Jenny Holzer, Damien Hirst gibi sanatçıların yer aldığı Dismaland adında bir antieğlence parkı açtı. Bu parkı “eşitsizliği ve yaklaşmakta olan felaketi kabul eden bir aile cazibesi” diye tarif etti. Burayı da kısa bir süre sonra kapatıp bazı park malzemelerini Suriyeliler için mülteci kampı Calais’e göndereceğini açıkladı.
Calais kampı yetkililerinin böyle bir şeyden haberi yoktu. Banksy’nin parkındaki malzemelere dair bir talepleri olmadığını, Banksy’nin de bu eşyayı onlara bağışlamak üzere kendileriyle iletişime geçmediğini CNN’e açıklayacaklardı.
Londra’da tanıştığım Steve Lazarides, Banksy’yi tanıyan tek tanıdığımdı. Global Yatırım adına İstanbul’da bir Banksy sergisi yaptığında “Bunun ondan haberi var mı?” sorumu “Hayır ve ondan kanuni olarak izin almak zorunda değilim. Çünkü eserlerin hiçbiri sergiye özel üretilmiş işler değil” diye yanıtladı. On yıldır görüşmüyorlardı.
Sotheby’s müzayede evinde satılan resminin içine bir mekanizma kurdu. Resim satıldıktan kısa bir süre sonra kendini tam olarak imha etmedi –yarım– ve tabii ki satıldı. Resmin yarısının imha edilmiş olmasıyla, müzayede evinin de, resmi satın alanın da, bütün bu süreci sosyal medya hesabında yayınlayarak milyonlarca takipçiye daha, yeni nice izleyiciye kavuşan Banksy’nin de hep birlikte işin içinde olduğunu görebiliyorduk.
Artık onun kim olduğunu merak etmiyorduk. Artık onun uluslararası bir yatırım şirketi olup olmadığını merak ediyorduk. Rüyasına, ayakta sevişirken resmini yaptığı çifte bakıp cinselliğe yüklediği “geçicilik” hissine dair yorum yapacak kadar ileri gittiğimiz Leonardo’nun aksine Banksy kimdi?
İtalyan filozof Virno’nun izinde yanıtlamaya çalışırsak:
Virno’ya göre siyasal eylem, belli bir nesne üretmez. Özerk bir nesneyle sonuçlanan bir faaliyet değildir. Bugün yayınevi, TV kanalı, gazete hiç fark etmez, Volkswagen fabrikası, Fiat ya da Renault’da çalışan bir işçi de bir nesne üretmez. Yaptığı özerk bir iş değildir. Araba fabrikasında bir araba üretilir elbette ama bu üretim tamamıyla otomatik, mekanikleştirilmiş bir emek sistemine bağlıdır. “Arkasında hiçbir nesne bırakmayan bir iletişimdir” bu.
Paolo Virno, bu virtüözlüğü bir başka deyişle icracılığı, genel itibarıyla post-Fordist iş modellerinden biri olarak okur. Dikkatini çeken bir şey daha vardır: Eski virtüözlük türleri dans, konser, tiyatronun dili kullanması. İnsanın dil denen şeyi kullanması özerk ve kalıcı bir işle sonuçlanmayabilir. Bu faaliyetin maddi bir ürünü yoktur. İşte kriz burada doğar, büyür ve gelişir. Bu “icracılık”, maddi bir ürüne dönüştüğünde... Yani ya artık arkasında nesne bırakmayan bu iletişim ardında nesne bırakırsa?
Ve Banksy bu sorunun yanıtıdır. Ve çağdaş sanatçı kimdir sorusuna kesinlikle yeni bir yanıttır. İsmini bilmediğimiz Banksy’nin gördüğü hangi rüyanın ya da duyduğu bilinç dışı arzunun etkisiyle Filistin’de yaşanan eşitsizliğe çare aradığını bilemeyiz. Ya da Dismaland’i yaşadığı kötü çocukluk deneyimleriyle şekillendirip şekillendirmediğini... Zaten önemi de yoktur. Banksy, başlı başına, sanatının toplumsal direnişi konu alması, sanat dünyasının uluslararası üne sahip müzayede evinin şartlarıyla, kuralları ve koşullarıyla dalga geçmesi, satılan resmini içine kurduğu bir mekanizmayla doğraması, sürekli kim olduğunu saklamasıyla, sanatçının kim olduğuna dair eski standartları hükümsüzleştirir.
Leonardo da Vinci’nin özel hayatı hakkında az çok şey bilir ve yerine çok şey eklerken gerçek ismini bile bilmediğimiz Banksy’nin 21’inci yüzyılın başındaki egemenliği, Virno’cu bir şekilde söylersek, “yeni icracı standartları” sergiler. Bugün gerçek ismini bile bilmemize gerek duymadığımız çağdaş sanatçıyı gösterir. İsmi bile olmayan bir çağdaş sanatçı. Arkasında kendisiyle ilgili şahsi hiçbir şey bırakmayan ama iletişim bırakan. Bir gösterge? Jpeg? Meta?
Bir çağdaş sanatçı, bugün, yüzünü görsek tanıyamayacağımız aurasız ve rüyasız bir Biz.
