“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

KABUS: LÜTFEN YOK OLUN AZİZ NİHAT BEY

Mehmet Rauf

100 yıl önce, Mehmet Rauf’un ‘Kabus’ romanında, Aziz Nihat Bey’in karısı sevgili Nigar’a yaşattıkları bugün bile bize hiç yabancı değil. Kadınlar hakkındaki kan donduran fikirleri, çarpık ahlak anlayışıyla Aziz Nihat Bey, tarihin karanlığına gömülmeli. Okuyun ve hep birlikte karşı çıkalım.

8 Mart haftası en zorlu okumamı yaptım desem yalan olmaz. Hiç tahmin etmemiştim böylesine rahatsız edici ve üzücü olacağını. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan ikinci baskısını yapmış Mehmet Rauf’un ‘Kabus’ adlı kitabını okudum geçen hafta. Ve gerçekten Aziz Nihat’ın iç dünyası söylenmeleri ve yaptıkları kanımı dondurdu.

Nasıl yazılır bilemiyorum. Kadın cinayetlerinin bu kadar çok olduğu, kadınların eşleri, partnerleri, akrabaları tarafından ‘namus’ ileri sürülerek katledildiği bir ülkede yaşıyoruz. Her kadın gibi ben de her cinayette bir kez daha vuruluyorum. Dedik ya bu cinayetlerin erkek faillerinin savunması namus, ‘Kabus’ romanında da sizi ‘namus’ karşılıyor.

Okumamın en zor olduğu kitaplardan biriydi ‘Kabus’. 1928 yılında tefrika edilmiş, düşünün üzerinde neredeyse 100 yıl geçmiş ama okuduğum cümleler o kadar tanıdık ki. 100 yılda bir adım bile ilerleyememiş gerici erkek zihniyetini hiç değiştiremediğimizi görmek umut kırıcı. Ama mücadele varsa umut vardır ve daha 8 Mart yürüyüşünün üzerimizdeki etkisi sımsıcak.

Evet, gelelim ‘Kabus’a. Kabus iki bölümden oluşuyor, ilki ‘Cinayet’, ikincisi ‘Ceza’. Aziz Nihat, romanın başında öyle ilerici, öyle iyi huylu ve öyle kadın dostu duruyor ki aklınızı kaçırırsınız. Karısı Nigar’ın eşine şiddet uygulayan abisi Celal’i nasıl eleştiriyor, şiddet gören Halet’i nasıl koruyor, maşallah. Ama ne oluyorsa o şüphe yani karısı sevgili Nigar’ın onu aldattığı şüphesi kafasına girince bir bakıyoruz ki Aziz Nihat gerçek kimliğine dönüyor, diğer tüm düşünce ve sözleri yalanmış.

Aziz Nihat’ın şüpheleri nasıl mı başlıyor, aklınız almaz. Nigar sabahları ondan erken kalkmaya başlıyor. Eee diyorsunuz okurken seni mi bekleyecek kadın. Ama yok bir kere içini kemirmeye başladı şüphe. Cinayet bölümü boyunca Aziz Nihat ve iç sesine yeter diye bağırasınız geliyor, öyle kuruyor kuruyor ki daha elinde hiçbir kanıt olmadan kadınlara saydırmasının haddi hesabı yok. Okurken aklınızı kaçırabilirsiniz.

İkinci bölüm Ceza çok daha ağır. Bu bölüm boyunca Nigar’ın elini tutmak, onu korumak Aziz Nihat denilen kocasının öfkesinden uzaklaştırmak için neler vermezdim. Ama maalesef tüm Nigarlar gibi Aziz Nihat’ın karısı Nigar’ı da koruyamadık. Tam 8 Mart gece yürüyüşü sırasında bitirdim romanı. Tüm öldürülen kadınlar ve Nigar için de çıkardım biraz daha gür sesimi.

Okuyun ve hep birlikte karşı çıkalım

Aziz Nihat, sokakta, hatta evinizdeki bir erkek. İyi gözükse de ‘namus’ diye ne idüğü belirsiz bir söz onun aklını kaçırmasına yetiyor. Öyle ki şu tehdit dolu sözleri sadece Aziz Nihat’ın düşündüğünü de sanmıyorum: 

“Bu kadar namuslu bir aile içinde bu kadar usulünde terbiye edilmekle beraber, ilk fırsatta, hatta fırsat bile yokken bahane arar gibi fırsatlar icat ederek böyle hareketlere kalkmak neydi nedendi Rabbim. Böyle kanların döküldüğü, insanların acı çektiği ve sefil kaldığı feci olaylar göz önünde dururken nasıl bir içgüdüyle hala ihanet yolunda yürüyenler oluyordu?”

‘Kabus’ romanı geçmişin ve günümüzün aynası, çarpık ahlak anlayışının temsili, okuyun ve hep birlikte karşı çıkalım.