“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

SAVAŞTA KANATLANAN BİR AŞK ÖYKÜSÜ

Birds of War

Bazı belgeseller kurmacalardan daha güzel öykü anlatır. Kurmacada bulamadığımız içtenliği, yalınlığı ve sürükleyiciliği bir belgeselde bulabiliriz. Beyazperdede bugüne dek izlediğim en dokunaklı aşk öykülerinden biri, Birds of War (Savaş Kuşları). Dünya prömiyerini yaptığı Sundance Film Festivali’nde Dünya Belgesel Sineması Gazetecilik Etkisi İçin Jüri Özel Ödülü kazandı. Şimdi de Selanik Belgesel Festivali’nde Altın İskender için yarışıyor.

Büyük bir kısmı savaş alanında yapılan çekimlerden, gündelik hayatın gidişatında telefonla kaydedilen görüntülerden, yazılı ve sesli telefon mesajlarından oluşan, hem kahramanları hem yönetmenleri olan iki gazeteci tarafından çekilen ve meslek etiğini de tartışan bir belgesel, Birds of War. Janay Boulos ve Abd Alkader Habak’ın birbirlerini hiç tanımadan kurdukları mesleki işbirliği zamanla aşka dönüşünce birbirlerine özgürlüğü simgelediği için  “Kuşum”, “Küçük Kuşum” diye hitap etmeye başlıyorlar.

Lübnan’ın Jbeil (Cebel) kentinde Hristiyan bir ailede doğup büyüyen, gazetecilik öğrenimi gören Boulos, ülkesinde siyasete alet olmadan habercilik yapmak için yurt dışına çıkmış, BBC’de iş bulmuş. Abd Alkader Habak ise Suriye’nin özgürleşmesi için mücadele eden bir aktivist ve kameraman olarak, İdlib’de yaşayan Müslüman ailesini bırakıp Halep’e gitmiş ve bombardımanların yaptığı yıkımı, hayatta kalma mücadelesini, hastanelerin perişanlığını yerinde görüntülemeye başlamış. Boulos ona BBC muhabiri olarak ulaşıp gönderdiği çekimlerden haber yapmaya başlıyor. Bu çekimlerin yapıldığı anlar ve Habak’ın bu sırada yaşadıkları filmin önemli bir kısmını oluşturuyor. Bunca yıldır Suriye’deki savaşı izlememize rağmen yine de savaş uçaklarının geçişi, bombaların düşüşü, patlamalar, binaların yıkılması, o nefes aldırmaz toz bulutu, yaralıların kurtarılması ve hastanelere taşınması, hastanelerdeki panik, Halep’in boşaltılması… 

Bir yandan da Boulos’un uzaktan takip ettiği bu savaşın farklı haber kaynaklarında, farklı bakış açılarıyla ele alınmasından duyduğu kaygıyı ve meslek etiğine dair yaşadığı çelişkileri de öğreniyoruz. Gazeteciliğe dair çarpıcı bir cümle sarfediyor Boulos, aile evine gidip babasına Rusya’nın da Halep’i bombalaması hakkında ne düşündüğünü sorduğunda ve onun tek bilgi kaynağının Lübnan kanalları olduğunu fark ettiğinde: “Bir savaş hakkındaki fikriniz evinize hangi propagandanın girmesine izin verdiğinizle ilişkilidir”.

Boulos bir yandan Habak için endişelenirken, onun ilgisi de her gün ölümle yüzleştiğini bire bir gördüğümüz Habak’ı bitmek bilmeyen bir mücadelenin ve travmanın içinde hayata bağlıyor. İkisinin de birbirinden güzel sürmeli gözleri var, birbirlerine bakışları da o kadar sevecen ki! Romantik bir film izlermiş gibi kavuşmalarını bekliyoruz… Ve Türkiye iki sevgilinin kavuştuğu, ailelerine haber vermeden Beyoğlu Belediyesi’nde nikah kıydıkları yer oluyor! 

Bekleneceği gibi Birds of War, böyle mutlu sonla bitmiyor, bir savaş ve mücadele belgeseli olarak. Lübnan’da Boulos’un da sahaya indiği protestolar, Suriye’de Esad yönetimi nihayet devrilince Habak’ın dönüşü, Londra’da bir yastıkta kocamak şöyle dursun ülkeleri ve inandıkları değerler için çalışmaktan yeterince bir arada olamadıkları bir öykü devam ediyor… 

Kişisel arşivlerinden çok geniş bir derleme yapmış, Boulos ve Habak. Son derece dinamik biçimde kurguladıkları için gerçekten soluksuz izliyoruz Birds of War’u ve birçok yerde gözlerimiz doluyor. Başladığım gibi bitireyim: Bazı belgeseller kurmacalardan daha güzel öykü anlatır. Kurmacada bulamadığımız içtenliği, yalınlığı ve sürükleyiciliği bir belgeselde bulabiliriz. Beyazperdede bugüne dek izlediğim en dokunaklı aşk öykülerinden biri, Birds of War (Savaş Kuşları).