Sanat eleştirmeni, akademisyen Çağatay Olgun’un, İstanbul’daki galeri ve fuar ortamında giderek belirginleşen risksiz estetiği tartışmaya açtığı ‘Heves ekonomisi, nereye kadar?’ başlıklı yazısına koleksiyoner Mehmet Akif Çelenk’ten katkı geldi: “Pandemi öncesinde koleksiyon oluşturmanın amaçları yatırım (kazanma), öğrenme, statü, estetik neredeyse eşit dağılıyordu. Online ve canlı müzayedelerin artmasıyla ‘kazanma/avcılık’ üzerinden hareket eden yatırım hedefli koleksiyonerlerin çoğaldığını görüyoruz.”

‘Heves ekonomisi, nereye kadar?’ başlıklı yazısında Dr. Çağatay Olgun, sanat dünyasının aktörlerinin nasıl bir hevesle hareket ettiklerine ve bu hareketin nasıl bir ekonomi ortaya çıkardığına dair ilgi çekici bir yazı kaleme almış. Fakat yazıda sadece “lüks bir hobi” sıfatını yüklediği koleksiyonerliğin heves ekonomisi içerisinde çok daha derinlemesine ele alınması gerektiğini düşünmekteyim.
Koleksiyon derlemek, bir nesneye sahip olma arzusunun ötesinde estetik, entelektüel ve bazen de psikolojik katmanları olan derin bir tutku olarak karşımıza çıkabilir. Pandemi öncesinde evimin duvarlarını göze hoş gelen resimlerle doldurmak amacıyla hareket ettiğim rasyonel girişimim, sanatın öğretici ve büyüleyici dünyasıyla harmanlanan doyurulmaz bir merakla süreklilik kazandı. Bu süreçte entelektüel birikimini ve üretme çabasını takdir ettiğim, çağdaş dönemin temsilcilerinden diyebileceğim ressamların (Yavuz Balkan, Hüseyin Bozoğlan Hasan Çördük, Yahya Perviz Tan, Yasemen İslamoğlu, Delal Tekin, Salih Şahin…) eserlerini koleksiyonuma dahil ettim.
Pandemiyle birlikte sanatçının üretim motivasyonunun ve eserin izleyiciyle buluşmasının nasıl değiştiğini de gözlemleme fırsatım oldu. Pandemide hepimizin yaşam tarzları, tüketici davranışları değişti. İnsanlar sosyal medyada daha fazla vakit geçirmeye başladı, online alışveriş hayatımıza yerleşti. Sanat eserlerinin de online sergilenmesinde ve satılmasında ciddi artış oldu. Özellikle İstanbul ölçeğinde, müzayedelere kayıt yaptıran ve koleksiyon derleyen sanatsever sayısında da yükseliş yaşandı.
1980'lerden sonra çağdaş sanata dair yayınlar, sergilerle birlikte koleksiyonerlik faaliyetleri de arttı. Yüksek standartları olan ve sanat piyasasında etki yaratan müzeler kuruldu.
Yatırım hedefili koleksiyoncu oranı arttı
Pandemi öncesinde koleksiyon oluşturmanın amaçları yatırım (kazanma), öğrenme, statü, estetik neredeyse eşit dağılıyordu. Online ve canlı müzayedelerin artmasıyla ‘kazanma/avcılık’ üzerinden hareket eden yatırım hedefli koleksiyonerlerin çoğaldığını görüyoruz. Fakat çoğunlukla bir esere karşı duyulan anlık heves, açık arttırma sırasındaki rekabet derken mantığın önüne geçen bu güdüsel yaklaşım; ekosistemin sadece kısıtlı bir kesimine fayda (özellikle maddi) sağlıyor.

Bu kısıtlı kesimin başında müzayedeevlerinin geldiğini İstanbul Ticaret Odası’nın verilerine baktığımızda da görebiliyoruz. Son iki yılda sanat eserlerinin perakende ticaretini yapabilen ve 47.78.06 Nace koduna sahip olan işletmelerin sayısında artış var. Fakat gerilla tipi olarak adlandırabileceğimiz niceliksel büyüme ortamında ekosistemi oluşturan tüm aktör ve bileşenlerde bir çoğalma olmasına ve hevesin artmasına rağmen sanatın kavramsal ve fiziksel varlığına katkı sunabilecek girişimlerin/eserlerin sınırlı kaldığı bir dönem yaşıyoruz.
Online/canlı müzayedelerin tetiklediği üretim artışının daha fazla sanatseverin sanatla buluşmasına vesile olduğu ortadadır. Lakin; daha fazla eser üretilmesinden ve hızlı şekilde alım ve satımının yapılmasından doğan büyüme ekonomisinden pay almaya çalışan simsarların veya hobi amaçlı ürün (sanat veya eser diyemiyorum) ortaya çıkartan kişilerin de sorumluluk içermeyen fırsatçı yaklaşımları sebebiyle spekülasyon ve manipülasyon almış başını gitmiş durumdadır.
Mağduriyetler, huzursuzluklar
Sosyal medyanın da gelişmesiyle birlikte daha fazla sanatsevere ulaşmasını ve kendi topluluğunu yöneten “mikro girişimci” olmasını beklediğimiz ressamların, sürekli eser ve kazanç üretilmesini talep eden bazı simsarların gölgesinde “makro işçi” olarak kaldığını da görmekteyiz. Sistemin tüm aktörleri yaşanan süreçlerin ve mağduriyetlerin farkındadır. Ancak ressam eseri satılmasına rağmen ödemesini alamadığında, galeriler fuar maliyetlerini bile çıkaramadığında, koleksiyoner sahiplendiği eserin gerçek olmadığını anladığında veya teklifi veren kişi tarafından müzayedeevine ödeme yapılmadığında huzursuzluk da katlanıyor..
Ekosistemi oluşturan aktörler ile sanat piyasası ve yaşanan mağduriyetler hakkında istişarelerde bulunduğumda genel olarak müzayede ve fuar süreçlerinde yetersiz bilgilendirme, manipülasyon ve ödemelerin yapılmaması şeklinde ortak sorunlar yaşandığını görüyorum. Geçen sene müzayede app (mezat uygulaması) üzerinden yapılan bir resim müzayedesinde en yüksek peyi vermeme rağmen eserin yatırımcısı tarafından verdiğim pey yeterli bulunmadı. Müzayedeyi organize eden mezat evi ve altyapıyı sunan uygulamanın yönetimi de sorumluluk üstlenmedi.
Yine koleksiyonuma değerli eserlerini dahil ettiğim bir ressam iki yıl önce bir mezat evine eserlerini verdiğini ve kendisine herhangi hangi bir dönüş bile yapılmadığından bahsedebiliyor. Başka bir ressam fuar alanında kendisine kiralanan alana göre şerefiyesi daha yüksek olan duvarın başka bir ressama daha uygun bir anlaşmayla kiralandığından da şikayet ederek yaşadığı motivasyon kaybını anlatabiliyor.

Gelinen noktada belki fuarda gördüğü bir eserden aldığı ilhamla, belki online müzayedenin vermiş olduğu heyecanla veya öğrenme arzusunun sanatla kesişmesiyle koleksiyonerlik yolculuğuna çıkmış olan binlerce sanatseverin yazılı kuralları olmayan ve etik değerleri göz ardı edilen bir sanat dünyası içerisinde yeri geldiğinde kendisini aldatılmış, kandırılmış ve dolandırılmış hissetmesi hiç de şaşırtıcı olmamaktadır. Sanırım bir eserin müzayedelerde veya fuarlarda sunucular tarafından sanat eseri olarak nitelendirildiği için hevesli alıcıların elinde gezdirildiği bir dönemden çıkmak ve sanatın tanımını bilerek bir eseri sanat eseri olarak nitelendirdiğimiz bir dönemi yaşamak ortak arzumuzdur.
“Bir sanat eseri, bireysel bir yaratım sürecinden ibaret değildir. Her eser, içine doğduğu siyasal iklimin, çevresel faktörlerin, tarihsel atıfların ve sanat piyasasının ortak etkileşimiyle şekillenir.” sözünden de hareket ederek, kültür-sanat okur yazarlığının artırılması ve düzenleyici regülasyonların getirilmesi için tüm ekosistem ortak çaba sarf etmelidir.