“...inanırsan vardır, inanmazsan yoktur.” Ayşegül Sönmez, güncel sanatın ve postmodern olanın akıbetinden sanat ürününün-emeğinin değerine, işlevine, niteliğine ve hatta “yenilebilirliğine” uzanan geniş bir çerçevede, “Yoksa artık her şey bir fikirden mi ibaret?” diye düşünenlere rehberlik ediyor. Çağdaş Sanat Var Mı? üreterek, izleyerek ya da paylaşarak sanata taraf olan herkesin kafasını kurcalayan otuz önemli soruyla çalıyor okurun kapısını; bu alandaki imkânları ve imkânsızlıkları cesur bir yaklaşımla tartışmaya açıyor. [...]

TÜRKÇE POP MÜZİĞİN ŞİMAL YILDIZI: ONNO TUNÇ 

Onno Tunç

Onno Tunç, Türkiye’de pop müziğin yalnızca “iyi düzenlenmiş” ya da “iyi bestelenmiş” hâlini kuran bir müzisyen değil; popun sınırlarını genişleten, standardını yükselten, birkaç kuşağın birden işitme biçimini dönüştüren bir mimardı. Onu konuşmak, aslında hepimizin kulağında dönen o tanıdık melodilerin altındaki görünmez işçiliği konuşmak. Bu nedenle, aramızdan ayrılışının otuzuncu yılında Onno Tunç’un geniş müzikal yolculuğunu elimden geldiğince kucaklayan bir yazı kaleme almak istedim. Bugünden Onno Tunç’un müziğine bakmak, kuşkusuz biraz da Türkiye’nin müzikle olan yolculuğuna bakmak olacağı için…

Doğduğumuz evde çalınan şarkılar, çocukluğun ses evreninde yer eden ilk kurgusal kayıtlar olarak hafızanın dehlizlerinde sıkı bir yer ediniyor sanırım. En azından bana öyle oldu diyebilirim. Salonda hatırı sayılır bir yer kaplayan 1989 model Arçelik müzik setinden yayılan şarkıları ve altındaki camlı vitrini hınca hınç dolduran kasetleri hatırlıyorum.

Ve tabii onca kaset içinde en önemlileri, üzerinde Sezen Aksu yazanlardı. Evde en çok dönen ses açık ara ona aitti. 1998 sonbaharında, okuma yazma öğrenmek gibi gerekli işleri halledince, büyük bir keyifle albüm kartonetleri okumaya başlamış ve o çok sevdiğim Sezen Aksu şarkılarının altında hep aynı ismi görmüştüm: Onno Tunç. Ne yazık ki ben okuma yazma işini halledene dek Onno Tunç bu dünyadan göçüp gitmişti.

Sonra sancılı ergenlik yılları geldi. Lise yıllarını akran zorbalığının gölgesinde geçiren her “ucube” gibi odalara kapandım. Henüz on beşlik bir ömrün erken dönem nostaljisine kapılmış hâlde, 1980’lerin ve 1990’ların Türkçe pop albümlerinin künyelerini hatmediyordum. Garo Mafyan, Osman İşmen, Aykut Gürel, Uzay Heparı, Attila Özdemiroğlu ve Onno Tunç’un isimleriyle sıkça karşılaşıyordum; ama Onno Tunç ismi hep bir adım öndeydi. En efsunlu şarkıların altından hep onun ismi çıkıyordu.

Aynı yıllarda Onno Tunç için bir saygı albümü olan Onno Tunç Şarkıları piyasaya çıkmıştı. Bu albümü yalnızca birkaç kez dinlemiş, tutkunu olduğum o şarkılara dair tarifsiz bir yabancılık hissetmeme sebep olduğu için hızlıca rafa kaldırmıştım. Takriben birkaç yıl içinde Sezen Aksu, piyasaya çok yüz vermeyen Deniz Yıldızı albümünü yayımlamıştı. Onno Tunç’un gidişinin ardından, en çok Onno Tunç’un olduğu Sezen Aksu albümüydü bu. Aksu, artık hayatta olmayan Tunç’a “yol arkadaşım”, “son İstanbul beyi” diye sesleniyor; özleminden sebep sitem ediyordu. Albümde bir de büyük bir sürpriz vardı: Onno Tunç’un sandıklarda kalmış bir piyano kaydını Sezen Aksu gün yüzüne çıkarmıştı. Bu kaydın üzerine Onno Tunç’un kızı Ayda Tunç kemanıyla eşlik etmiş ve bu enstrümantal parça On:Ay ismiyle albümde kendine yer bulmuştu.

2010’lu yıllar… İlk gençlik ve İstanbul. Kaderin bir cilvesi olacak ki, birkaç yıl içinde kendimi Feriköy’de bulmuş ve bu semti hızla evim bellemiştim. O yıllarda henüz bilmiyordum ama Onno Tunç’un hikâyesi Feriköy’de başlamış ve Feriköy’de bitmişti. Öte yandan 2010’lar, 1990’lar nostaljisinin zirve yaptığı yıllardı. Beyoğlu’nda irili ufaklı birçok mekân “90’lar partisi” düzenliyor; sosyal medyadaki türlü mecralarda -forumlarda, sözlüklerde, bloglarda ve bilumum yerde- bir “90’lar çılgınlığı” yaşanıyordu. Bu vesileyle Onno Tunç’un müziği yeniden dolaşıma giriyor ve yirmili yaşlarını süren Y kuşağı için de gündem oluyordu.

Türkiye’de genel anlamda varlığından ziyade yokluğuyla öne çıkan arşivcilik, söz konusu popüler müzik olduğunda iyiden iyiye yerini boşluğa bırakıyor; yalnızca bir avuç insanın kişisel çabasıyla, dağınık ve parçalı hâlde var olabiliyordu. Her şeyin bir tık uzakta olduğu sosyal medya çağına girmiş olmamıza rağmen Onno Tunç’a dair haberlere, hikâyelere ve görsellere ulaşmak o kadar da kolay değildi. Türkiye’de hemen herkesin en az bir şarkısını -farkında olmadan da olsa- ezbere bildiği bir bestecinin yaşamı hâlâ “meraklısına özel” kategorisindeydi.

Doğrudan Onno Tunç özelinde olmasa da Türkiye’de popüler müziğin yolculuğunu kitaplaştıran öncü çalışmalar da yok değildi. Naim Dilmener’in 2003 tarihli Bak Bir Varmış Bir Yokmuş: Hafif Türk Pop Tarihi adlı kapsamlı çalışması, 1960’lardan 2000’li yıllara uzanan özenli bir arşiv denemesiydi. Takip eden yıllarda Murat Meriç’in Türkiye’deki pop müziğin seyrini sosyolojik ve politik bağlamda kucaklayan Pop Dedik adlı çalışması da alana önemli katkılar sunmuştu. 2010’lar özelinde ise Suat Kavukluoğlu, Hakan Eren, Yavuz Hakan Tok’un hazırladığı ve NTV’de yayımlanan Söz ve Müzik belgesel serisi, alandaki büyük bir görsel-işitsel boşluğu dolduruyordu. Özellikle Sezen Aksu - Onno Tunç - Aysel Gürel üçlüsüne odaklanan bölüm, beni ve kitleleri derinden etkileyen bu müzikal serüveni kronolojik olarak detaylandırıyordu.

Bu özenli derlemeler sayesinde Onno Tunç’un hikâyesini genel hatlarıyla kavrasam da, müziğini oluşturan öğeleri; neyi, nasıl ve neden yaptığını anlama isteğimi tatmin edebilmiş değildim. Müziğin alfabesini bilmeyen biri olarak Onno’nun üretim pratiklerini elimden geldiğince didiklemek, kulağımıza gizlice nakşettiği armonileri duyamasam da bilmek istiyordum. Onno Tunç’u 1970’lerin aranan aranjörü, 1980’lerin Sezen Aksu klasiklerinin yaratıcısı ve 1990’lar pop müziğinin hit bestecisi olarak sabitleyen anlatıyı genişleten; doğrudan müziğin kendisini esas alan çalışma 2016 yılında karşıma çıktı.

Müzikolog, piyanist, eğitimci ve yazar Uğur Küçükkaplan’ın Türkiye’nin Pop Müziği adlı kitabı tam da aradığım çalışmaydı. Kitabını “çocukluğumun müzisyen kahramanlarından Onno Tunç’a…” diye ithaf eden Küçükkaplan’ın çalışması çok boyutluydu. Popüler müziğe dair genel bir sorun olan künye ve envanter eksikliğini kendi çabasıyla —örneğin parçaların notalarını yazarak— tamamlayan Küçükkaplan, olabildiğince kişisel beğenilerden uzak, nesnel ve bilimsel bir popüler müzik araştırması ortaya koyuyordu. Yıllar içinde bu kitap bana farklı kişiler tarafından, kapağındaki Onno Tunç resmi ve isminden mütevellit defalarca hediye edilecekti. Nitekim kitabın kapağını Dilek Erkoç’un elinden çıkan bir Onno Tunç illüstrasyonu süslüyordu. (Bir kitabın kapağı olacak kadar bile yüksek çözünürlüklü, orijinal bir Onno Tunç fotoğrafının bulunamaması ya da dolaşıma sokulamaması ise üzerinde ayrıca durulması gereken bir başka konuydu.)

Ve 2020’li yıllar… Bildiğimiz dünyanın sonu, küresel salgın günleri. Dört duvar arasında; tekinsiz, güvencesiz, bilinmeze doğru seyrin yükünü sırtlanmaya çalıştığımız zamanlar. Sızlanan yetişkinleri teselli etmeye çalışan oyuncaklar gibi, önümüze yüzlerce dijital içeriğin yığıldığı tuhaf bir dönem. Böylesi bir atmosferde, birçok insan gibi podcastler hayatıma girdi. Kısa sürede “bunu ben de yaparım” hissiyle işe koyuldum.

İlk günden itibaren en büyük isteğim, hacimli ve kapsamlı bir Onno Tunç bölümü hazırlamaktı. Ancak bunun için biraz tecrübe edinmeyi, aynı zamanda da Uğur Küçükkaplan’ı konuk edebilmeyi umuyordum. Kendimi hazır hissettiğimde kendisine ulaştım; büyük bir tevazu göstererek davetimi kabul etti. Üç yıl önce, yağmurlu bir Mart gününde, Onno Tunç’a dair tüm sorularım onun tarafından yanıtlandı.

Sonrası yine bir karamboldu: Kaydı toparlama süreci, memleketin hâli, üstümüzden silindir gibi geçen genel seçim ve sonrasında yaşananlar… Tüm bunların arasında bu kaydı ancak tam bir buçuk yıl sonra, 2024 yılının Ağustos ayında dinleyiciyle buluşturabildim. Hiçbir zaman toparlanamayacağını düşündüğüm bu kaydı tekrar ele almamı sağlayan Ceren Helvacı’ya ve yazdığım kurguyu kelimesi kelimesine bir araya getiren Selahattin Çolak’a teşekkürü borç bilirim. Bölümün tam halini dinlemek için Yakın Bakış Podcast’in soundcloud hesabından Türkçe Pop Müziğin Şimal Yıldızı: Onno Tunç başlıklı iki parçadan oluşan kayıtları bulabilirsiniz. Bu uzun girizgâhın ardından, şimdi artık Uğur Küçükkaplan’la gerçekleştirdiğimiz Onno Tunç kaydından alıntılarla; Tunç’a dair bulduğum gazete ve dergi röportajlarıyla ve çeşitli kaynaklardan derlediğim bilgilerle, bir müzisyen olarak Onno Tunç’un portresini sunmaya çalışacağım.

Ben Aslında Caz Severim* 

Ohannes Tunçboyacıyan, bilinen adıyla Onno Tunç, 20 Aralık 1948’de Feriköy’de doğmuş Türkiyeli Ermeni bir müzisyendir. Onno, henüz çocuk yaşlardayken kilise korosuyla tanışır; böylelikle klasik müzikle dirsek teması içinde büyür. On dört yaşındayken gitar alarak Black Stones isimli bir rock grubu kurar ve çalmaya başlar.

Onno’nun müziğe adım attığı, ilk gençlik yıllarının geçtiği 1960’lı yıllar Türkiye’si, müzikal açıdan oldukça hareketli bir dönemdir. Tanzimat’tan bu yana yüzünü Batı’ya dönen Türkiye, 1950’li yıllarda Menderes hükümetinin çizdiği politik hatla birlikte Amerikan kültürünü ve müziğini merkeze alan bir etkileşim içine girer. Amerika’da popüler olan müzikler, Türkiye’de de eş zamanlı olarak popülerlik kazanır. Türkiye’de 1960’lı yıllarla birlikte; aranjman olarak adlandırılan Türkçe sözlü hafif Batı müziği, Anadolu pop ve ilk örneklerini vermeye başlayan arabesk müzik gündeme gelir.

“1950’leri kırılma noktası olarak alırsak, 1960’lı yılları çeşitliliğin arttığı bir geçiş evresi olarak tanımlayabileceğimizi” söyleyen Uğur Küçükkaplan, dönemin popüler müzik icrasının “taklite dayalı bir arayış” olduğunu belirtir. Onno Tunç’un ismi de bu dönemde önemli müzik grupları; Üstün Poyraz Set, Emin Fındıkoğlu önderliğinde kurulan Big Soul Band ve Durul Gence On Orkestrası’nda karşımıza çıkar. 

Ana enstrümanı bas gitar olan Onno Tunç, zaman zaman vokalde de karşımıza çıkar. Yavuz Hakan Tok’un aktardığına göre, 6 Aralık 1969 gecesinde Beyoğlu Fitaş Sineması’nda gerçekleşen Durul Gence On Orkestrası’nın İlk Konser isimli plak kaydı, Onno Tunç’un isminin geçtiği ilk plak olarak müzik tarihimizdeki yerini alır. Bugün dijital platformlardan erişilebilen bu konser kaydında, Onno Tunç’un sesini When Something’s Wrong isimli parçanın girişinde duymak mümkün.

Emin Fındıkoğlu, Big Soul Band için de vokal yapan Onno Tunç’a “Madam Carla” ismini takmalarını Jazz Blues ve Emprovize Müzik Dergisi için Tunçel Gürsoy’a verdiği röportajda şöyle anlatır: “[…] 1968–69 sezonunda ilk büyük orkestram olan Big Soul Band’i kurdum. Onno Tunç da bizimle çalıyordu. O yıllardaki en güçlü etki ‘soul music’ idi ve caz müziğinin de bir yakını olarak kabul edilirdi. […] Otis Redding ve Carla Thomas’ın düet parçalarında Carla’nın partisyonlarını söylediği için Onno’ya ‘Madam Carla’ adını takmıştık. Onno, bu siyah müziğinden etkilenerek çok korkunç bir ritmik bütünlüğe erişmişti...” Onno Tunç’un caz müziğine olan ilgisi müzik yaşamı boyunca sürer. Piyasanın en aranan aranjörü olduğu dönemlerde bile Türkiye’nin önde gelen caz müzisyenleri Neşet Ruacan ve Emin Fındıkoğlu’yla beraber sahnede yer almaya devam eder. Onno Tunç, Kürşat Başar’a verdiği röpotajda: ‘’Emin Fındıkoğlu ve Şerif Yüzbaşıoğlu’ndan etkilendim, bana belli yolları gösterebildiler.’’ diyerek bu dönemin müzik yaşamındaki önemini anlatır. 1970’lerin ikinci yarısında Galata Kulesi’nde kış sezonu boyunca caz konserleri verirler. Erol Pekcan Caz Orkestrası’yla 1982 yılındaki 1. İstanbul Caz Festivali’nde bas gitarıyla sahnede yerini alır.

Caz müziğine olan sevgisinin yanı sıra bu müziği icra edenlerin tutuculuğunun da farkındadır. Tunç, yine aynı röportajda caz müzisyenlerinin bir be-bop’a takılıp gittiğini, kiminin davulu Shelley Mann gibi, kiminin de Art Blakey gibi çalmanın peşinde olduğunu ama esas meseleyi ıskaladıklarını, esas meselenin kendi sesinin bulmak olduğunu beliritr.

Besteci - Aranjör - Orkestra Şefi

1970’li yıllarda Onno Tunç’un kariyerinin en verimli dönemi başlar. Bu dönemde Onno Tunç, piyasanın aranan aranjörü olarak karşımıza çıkar; bunun yanı sıra Türkiye için uzun yıllar millî bir hezimet hâline gelen Eurovision Şarkı Yarışması’nda hem müzisyen hem orkestra şefi olarak yer alır. Ayrıca yine bu dönemde Onno Tunç, ilk bestelerini vermeye başlar.

Bu on yılın başında yurt dışına çıkma imkânı bulan Tunç, 1973 yılında memlekete döndüğünde İstanbul Gelişim Orkestrası’nda çalmaya başlar ve topluluğun Nihayet isimli 33’lüğünde yer alır. İstanbul Gelişim’den ayrıldıktan sonra, yine aynı yıl içinde Şanar Yurdatapan ve Attila Özdemiroğlu’nun müşterek şirketleri ŞAT Yapım’da aranjör olarak önemli işlere imza atacağı stüdyo müzisyenliği dönemi başlar. 1973 yılı, Onno Tunç’un müzik yaşamı için oldukça mühim bir yıl olur. Yine bu yıl içinde Onno and the Company ismiyle ilk plağını yayımlar. Bu ilk plağında yer alan The Bracelet ve Melissa adını verdiği iki parça, esasen İbrişim Örmüyorlar adlı türkü ile Füsun Önal tarafından seslendirilmiş Senden Başka adlı parçanın enstrümantal düzenlemelerinden oluşur.

Uğur Küçükkaplan, Onno Tunç’un ilk plağındaki çalgısal düzenlemeleri, “bossa nova tarzdaki yürüyüş üzerinde, farklı ses renklerine sahip nefesli çalgıların ana ezgiyi arka arkaya çalınması” olarak tanımlar. Esasen 1950’lerde ortaya çıkan ve 1960’lı yıllarda giderek dünyada yaygınlaşan bossa nova yürüyüşü, Onno Tunç’un 1970’li yıllardaki işlerinde sıkça karşımıza çıkar. Küçükkaplan, Tunç’un ilk bestelerinden olan ve Cömert Baykent tarafından seslendirilen Söz Sevgilim Söz adlı parçadaki bossa nova kullanımının, “yalnızca bir groove olarak değil, çok daha yoğun bir şekilde ele alındığını” söyler.

O dönemde hit olan ve zaman içinde kültleşen albümlerde aranjör ve müzisyen olarak Onno Tunç’un ismini sıkça görürüz. Bu dönemde çıkış yapan Nilüfer’in ilk uzunçalarları (Nilüfer 74Selam SöyleMüzik), Ajda Pekkan’ın Bambaşka BiriYa Sonra gibi büyük hitlerinin yer aldığı Superstar 2, Bülent Ortaçgil’in kültleşmiş ilk albümü Benimle Oynar Mısın?, Nükhet Duru’nun bir klasik hâline gelmiş ilk albümü Bir Nefes Gibi bu albümlerden bazılarıdır. 

Onno Tunç’un müzik yaşamının ivmelenmesindeki en büyük faktörlerden biri, konservatuvar eğitimi almamasına rağmen teknik anlamda kendini sürekli geliştirmiş olmasıdır. 1970’li yılların başında yurt dışına çıkma imkânı bulan Tunç, 1960’lı yıllar boyunca orkestralarda ve gruplarda edindiği deneyimi teorik bilgiyle birleştirme olanağı bulur. Dünya müziğini ve dünyadaki müzikal eğilimleri sıkıca kavrar; bunları başarılı bir şekilde hayata geçirir. Geçirdiği yurt dışı dönemini, Mart 1987’de Gösteri Dünyası dergisi için Kürşat Başar’a verdiği röportajda şu sözlerle anlatır: “Avrupa’ya çalışmaya gittiğimde Berklee Müzik Okulu’nun hazırladığı kitapları okudum, onları çalıştım. Özellikle o sıralarda klasik müzikle ilgilenip partitürleri analiz ettim. Ayrıca bol bol yazdım ve pek çok aranjöre nasip olmayan bir şey bana nasip oldu; bu yazdıklarımı çaldırma imkânı buldum. Bu sayede teori–pratik arasındaki ilişkiyi kavradım.”

Onno Tunç’un müziğine dair en temel dinamiklerden biri, yukarıdaki ropörtajında da  bahsettiği gibi klasik müzikle olan yakın temasıdır. Sezen Aksu, Aynalar belgeseli için Can Dündar’a verdiği röportajda buna vurgu yapar: “Onno sabahlara kadar klasik müzik analizleri yapıyordu. Hiç bıkmadan, usanmadan. Dünyanın en hafif, en sıradan, en kolay algılanan melodilerin altına —ben ona öyle diyordum— güneş görmemiş armonileri koyuyordu. Ama şuna çok inanıyordu ve bence haklıydı: Monofonik müziğe alışmış bir ülkede, polifonik müziği zaman içinde altına gizli gizli nakışlar, işlemeler yaparak insanların kulağının gelişmesini çok sade bir yol olarak düşünüyordu.”

Uğur Küçükkaplan’a göre Onno Tunç’un 1970’li yılların en başarılı aranjörlerinden biri olmasının sebebi, “edindiği teorik bilgiye saplanıp kalmadan, bu bilgiyi pratiğe başarılı bir şekilde aktarma becerisine sahip, yeniyi denemekten çekinmeyen vizyoner bir müzik insanı” olmasıdır. Onno Tunç’un bir aranjör olarak en büyük özelliklerinden birinin, “farklı yapıdaki parçaları iyi analiz edip her birinin dokusuna uygun düzenlemeler yapması” olduğunu belirten Küçükkaplan, örnek olarak Ajda Pekkan’ın Superstar 2 albümündeki işlerini gösterir. Dile Kolay şarkısındaki “bossa nova etkisine ve armonik açıdan parçanın melodik yapısını soyutlayan yoğun bir dokuya” dikkat çeker. Yine aynı albümden Bir Köşede Yalnızşarkısında “bakır nefeslilerle şarkının dinamizmine uygun bir eşlik hattı oluşturulduğunu” söyler.

Küçükkaplan’ın özel olarak dikkat çektiği Onno Tunç düzenlemesi ise Nilüfer 74 albümündeki Hatıra Defteri parçasıdır. Bu parçadaki soundun, “1970’lerdeki tipik Onno Tunç sounduna örnek olduğunu; ilerleyen yıllarda dinleyicinin kulağına yerleşecek Onno Tunç soundunun nüvelerini barındırdığını” ifade eder.

Onno Tunç, ağırlıklı olarak Türkçe sözlü hafif Batı müziği albümlerinin künyesinde yer alsa da farklı türlerde ya da daha alternatif çizgideki albümlerde de kendini gösterir. Azize Gencebay, Gülden Karaböcek, Ömür Göksel, Esin Afşar ve Hümeyra bu isimlerden bazılarıdır. Bunlar içerisinde en ayrıksı olanlar ise, henüz o yıllarda Türkiyeli dinleyici için oldukça “yabancı” duyulan bir “kent müziği” örneği olarak Bülent Ortaçgil’in ilk albümü Benimle Oynar Mısın? ile Şenay’ın Bulgaristan’da kaydettiği İngilizce albümüdür.

Eurovision ve Onno Tunç 

Eurovision macerası 1975 yılında Stockholm’da başlayan Türkiye, Semiha Yankı tarafından seslendirilen Seninle Bir Dakika şarkısıyla yarışır.  Büyük ümitlerle gidilen yarışmada yalnızca Monako’dan gelen 3 puanla Türkiye yarışmayı sonuncu bitirir. O sıralarda Eurovision büyük orkestralar tarafından canlı çalınan bir etkinlik olduğundan Türkiye adına orkestrayı Timur Selçuk yönetirken, orkestradaki bas gitarı da Onno Tunç çalmaktadır. 1978 Eurovision Şarkı Yarışması’nda Türkiye’yi bu sefer Nilüfer ve Grup Nazar’ın Sevince isimli şarkısı temsil eder. Şarkının düzenlemesi Onno Tunç’a aittir ve bu sefer  orkestra şefi olarak Onno Tunç sahnede yer alır. Onno Tunç, ilerleyen yıllarda da Türkiye’deki Eurovision Şarkı Yarışması elemelerine katılmayı sürdürür. 1980 yılında Ajda Pekkan tarafından seslendirilen Olsam ve Bir Dünya Ver Bana adlı şarkıların düzenlemelerini yapar ve bu düzenlemelerle ödül alır. Ancak yarışmada Türkiye’yi temsil etmek üzere Attila Özdemiroğlu bestesi, Şanar Yurdatapan güftesi olan Pet’r Oil seçilir.

İlerleyen yıllarda Sezen Aksu ile Özdemir Erdoğan düeti Küçük Bir Aşk Masalı Eurovision elemelerinde yarışan bir başka Onno Tunç düzenlemesi olur, ancak ipi göğüsleyemez. Aday parçalar arasında en akılda kalıcı olanı Onno Tunç’un da “en sevdiğim bestem” dediği, sözleri Aysel Gürel’e ait olan Bindokuzyüzkırkbeş isimli parçadır. Ancak o yıl Türkiye’yi temsil etmesi için Beş Yıl Önce On Yıl Sonra tarafından seslendirilen Halay seçilir.

1980’li Yıllar: Karanlık ve Özgün 

1970’lerin ikinci yarısıyla birlikte arabeskin önlenemez yükselişi, hafif Batı müziği sanatçılarının 1980’li yılların başında piyasada tutunabilmek için arabesk–alaturka tarzda plaklar doldurmaya başlamasına sebep olur. Henüz kendi özgün sesini bulamamış Türkçe pop müzik, giderek derinleşen bir krize girer. Türkçe popun resmi açılış şarkısı olarak kabul edilen 1961 tarihli Bak Bir Varmış Bir Yokmuş’tan itibaren ağırlıklı olarak yabancı şarkılara: Fecri Ebcioğlu, Sezen Cumhur Önal, Fikret Şeneş gibi söz yazarlarının üstüne türkçe söz yazımına dayanan pop müzik, 1970’li yıllarla beraber bazı özgün işler verse de sivil alanın hakiminin arabesk müzik olmasıyla kesintiye uğrar. 1981 yılında Onno Tunç, Gong dergisi için pop müziğin içinden geçtiği süreci anlatan ve yapısal sorunlara değinen bir yazı kaleme alır.

Onno Tunç yazısında; Türkiye’de hafif müziğin devlet himayesinden yoksun olduğunu, müzisyenlerin hayatta kalmasını sağlayacak hiçbir kanuni hakkın bulunmadığını, bir hafif müzik konservatuvarının kurulmasının şart olduğunu ve tüm bu eksiklikler yetmezmiş gibi bir de TRT’nin denetim engeliyle karşılaştıklarını belirtir. Tunç, aynı yazıda günlük bir müzik olan pop müziğin hangi kaidelerle ve kimler tarafından denetlendiğini de sorgular.

Uğur Küçükkaplan’a göre resmî ideolojinin kültür ve müzik üzerindeki denetimi, 1950’lerden itibaren siyasal yön değişimi ve popüler müziğin çeşitlenmesiyle zayıflarken, aynı yıllarda kurulan TRT bu denetimi “toplumsal terbiye” ve Cumhuriyet kazanımlarını koruma misyonu gerekçesiyle sürdürmeye çalışır. Ancak ölçütsüz ve keyfî uygulamalara dayanan bu kontrol, arabeskin sivil alanda güçlenmesini engelleyemez; tanımlanamayan her şeyin “arabesk” sayıldığı bu ortamda pop müzik, arabeskle temas ederek kendi özgün yolunu bulur. 1980’li yıllarla birlikte bu özgün yolu belirleyecek pop müziğin öncüleri ise Attila Özdemiroğlu ve Onno Tunç olacaktır.

1981 yılı, Onno Tunç için önemli yıllardan biridir. Bu yıl içinde hem Nükhet Duru’nun Nükhet Duru 1981 albümünde hem Sezen Aksu’nun Ağlamak Güzeldir albümünde besteci ve aranjör olarak yer alır. İlk albümü Bir Nefes Gibi’den itibaren Onno Tunç’la aranjör olarak çalışan Duru, ilk kez bu albümde bir Onno Tunç bestesi seslendirir. Sözleri Nükhet Duru’ya, bestesi Onno Tunç’a ait olan Seninle adlı parça, Uğur Küçükkaplan’a göre birkaç yıl sonra büyük ses getirecek Sen Ağlama şarkısına melodik yapısı, armonisi ve düzenleme kurgusuyla oldukça benzemektedir ve ilerleyen yıllarda Onno Tunç’un Sezen Aksu’yla yapacağı büyük işlerin habercisidir.

Aynı yıl içinde Sezen Aksu ve Onno Tunç ilk ortak işlerine imza atarlar. Aksu’nun Ağlamak Güzeldir albümündeki Hoşgörü adlı parçanın bestesi ve düzenlemesi Onno Tunç’a, güftesi ise Aysel Gürel’e aittir. Parça, ileride çok ses getirecek Aysel Gürel - Sezen Aksu - Onno Tunç üçlüsünün ilk ortaklığı olarak müzik tarihimizdeki yerini alır. Hoşgörü, yapısı itibarıyla batılı bir sound içinde kalan ve Seninle’den oldukça farklı bir parçadır. Aynı yıl içinde ortaya çıkan bu iki farklı yapıdaki şarkı, Onno Tunç’un farklı türleri bir arada kotarabilen geniş müzikal yelpazesini açık biçimde gösterir.

Takvimler 1984’ü gösterdiğinde ise Nilüfer ile Onno Tunç tekrar bir araya gelir. Nilüfer’ 84 albümünün bas gitarları ve düzenlemeleri Onno Tunç’un elinden çıkar. Çoğunluğu İngilizce cover şarkılardan oluşan albüm, arabesk müziğin hüküm sürdüğü bir dönemde oldukça ‘’batılı’’ bir iştir. Albümdeki Sevmek ve Yokken Bir Neden isimli parçalar Onno Tunç imzalı bestelerdir. Ayrıca, dönemin yeni bestecisi Kayahan’ın adının bir Nilüfer albümünde ilk kez yer alması bakımından da müzik tarihimizde özel bir yere sahiptir. Sözü ve müziği Kayahan imzalı Kar Taneleri adlı şarkı Onno Tunç tarafından düzenlenmiş ve albümün en öne çıkan şarkılarından olmuştur. Onno Tunç, aynı yılın sonbaharında Sezen Aksu’yla tam anlamıyla bir müzikal ortaklığa girer. Bu birliktelik, Tunç’un pop müziğe dair fikirlerini en somut ve en özgür biçimde hayata geçireceği dönemin başlangıcı olacaktır.

*Zerrin Özer - Hep Bana şarkısından bir dize


Ayrıca okuyun